Müze yapım sürecinde Ayasofya’nın Minarelerini az daha yıkıyorlardı

- Bu haber 1142 kez okundu.

Müze yapım sürecinde Ayasofya’nın  Minarelerini az daha yıkıyorlardı

 Yıl 1928: Bazı İlâhiyat Fakültesi hocalarına (fakülte henüz açıktır, 932’de kapatılacaktır) hazırlatılan “Islâhat Lâyihası”nda “Dinde reform”unilkeleri tespit edilmiş, “Camilere sıralar, elbiselikler tesis edilmesi ve temiz ayakkabılarla girilmesi... Mûsîki âletlerinin konması... Asrî ve enstrümantal mûsîki eşliğinde ibadet edilmesi... İbadet dilinin Türkçe olması, âyetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe okunması (O. Nuri Ergin’in Türkiye Maarif Tarihi isimli eserinin beşinci cildinin 1639-40-41. sayfalarından özetle) teklif ediliyor.

Yıl 1932: Cumhuriyetin ilânının üzerinden dokuz yıl geçmiştir, ama memlekette ne iş, ne de aş vardır. Millet sözün tam mânâsıyla “bir lokma bir hırka”ya muhtaçtır.Hastane yoktur, doktor yoktur, ilaç yoktur, okul yoktur.Sıtmadan çocukların karnı şişmekte, her hastalığa “kinin” verilmekte, ölüyü saracak kefen bezi dahi bulunamamaktadır.

Buna karşılık bazı camiler satılıyor, bazıları kiraya veriliyor, kimi camiler ise banka ardiyesine yahut CHP merkezine dönüştürülüyor.

Aynı yıl Ezan Türkçeleştirilmiş, dini eğitim yapan kurumlar birbiri ardına kapatılmış, Sultanahmet Camii’nin “Resim Heykel Müzesi” haline getirilmesi düşüncesi iktidar yandaşı gazetelerde seslendirilmeye başlanmıştır.

Ayrıca okul kitaplarında inkâr fırtınaları estirilmekte, “Kâbe tavla zarı”na benzetilmekte, Kur’an, “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitap” denilerek “insan kelamı” ilân edilmekte, Hacerülesved “efsane” (Lise ikinci sınıflarda okutulan “Tarih II”, TTTC, 1931 ve 1942 tarihli baskılar) sayılmaktadır.

Aynı yıllarda türbelere, tekke ve zaviyelere kilit vurulmuş, “Hoca, hacı, seyyid, mürşid, mürid, şeyh” gibi, unvan ve lâkaplar kaldırılıyor, bin yıl müddetle kullandığımız alfabe “Arap Alfabesi” denilerek ötelenip yüzyılların “Lâtin alfabesi”, “Türk alfabesi” olarak dayatılıyor, asırlarla oluşan “millî hafıza” (kütüphaneler) bir kalemde siliniyor, toplum “hafızasız” hale getiriliyor.

Yıl 1933: Geçmişin izlerini silme işlemine devam ediliyor...

Ve yıl 1934: Devrin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Abidin Özmen’in kulağına bir cümle fısıldanıyor: “Ayasofya’nın müze yapılması için çalışma başlatılsın!”

Maarif Vekili Abidin Özmen “başüstüne” çekip işe koyuluyor. Sıcağı sıcağına Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Dr. Hamit Zübeyr Koşay’ı makamına çağırarak, Ayasofya’nın müze olması için bir gerekçe hazırlamasını emrediyor.

“Minareye kılıf” bulma süreci böylece başlıyor. Bu görevi Dr. Hamit Zübeyr Koşay, İstanbul Müzeleri Genel Müdürü Aziz Ogan, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz, Osman Ferid, Niyazi Kemal, E. Ogan, Nihat Bey, Ağa Ziya ve Efdaluddin beylerden meydana gelen komisyon üstleniyor ve emrolunduğu gibi, “Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine” karar veriyor.

Bu arada; bir “cinayet”e daha teşebbüs ediliyor: Ayasofya’nın minareleri yıkılacaktır!

Gerisini İbrahim Hakkı Konyalı’dan dinleyelim (ben onun ağzından da dinlemiştim):

“Bir gün İstanbul Müzeler Müdürü Kemal Altan bana geldi, iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Hayretler içinde kaldım. Türk-İslam Eserleri üzerinde fevkalade hassasiyete sahip, ecdadını cidden seven insan olan Kemal Bey’in böyle ağlaması için çok önemli bir sebep olmalıydı. ‘Nedir, ne oldu?’ diye sordum.

“ ‘Yıktılar, bu gece yıktılar! Sülün gibi minareyi bir gecede yerle bir ettiler’ dedi ve kırık bir sesle devam etti: ‘İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Aziz Ogan, evvelki gün beni çağırdı. Ayasofyalar’ın, Büyük ve Küçük Ayasofya minarelerini yıkacağız dedi. Dün gece sabaha kadar Kadırga civarındaki Küçük Ayasofya Camii’nin şerefe altı istilastikli, muntazam kesme taşlarla yapılmış Türk mimarisinin şaheser bir örneği olan minaresi temeline kadar yıkıldı yok oldu. Bu gece de Büyük Ayasofya’nın minareleri yıkılacak bir Bizans kilisesi haline getirilecek.’

“Kemal Altan’ın yanan kalbine teselli suyu serptim. ‘Otur’ dedim. ‘Büyük Ayasofya’nın minarelerini yıkamazlar. Bir rapor hazırlayalım. Ben söyleyeceğim, sen yaz.”

“Merhum Kemal Bey’e dikte ettirdiğim rapor şu idi: ‘Bizans İmparatoru Justinyen’in miladi 537 senesinde ibadete açtığı Ayasofya, Bizans’ın çökme ve çözülme devrinde çok haraptı. Bizans’ta bunu tamir edecek kudrette mimar yoktu. İmparator Sultan II. Murad’a müracaat ederek bir mimar istemişti. Padişah da Neccar vasfı ile anılan Ali isminde bir mimarı göndermişti. Mimar Ali, çökmek üzere olan mabedin etrafına payandalar ve göğüsleme duvarları yaparak ömrünü uzattı. Rivayete göre Bizans’ın Türkler tarafından alınacağına inandığı için kıble tarafının sağındaki bir payandayı minare temeli ve kaidesi olarak yapmıştı.”

“Fatih İstanbul’u aldıktan sonra bu mabedi esaslı bir surette tamir ettirdi. Daha sonraları ilk tahta minarenin yerine tuğla minareler yapıldı. Hasılı her Osmanlı padişahı, bu ilk fetih yadigârını ayakta tutmak için tamirat yaptırmıştır.”

“II. Selim zamanında mabed 1037 yaşını dolduruyordu. Bir tarafına bir buçuk arşın kadar eğilmişti. Binanın dört tarafına kırlangıç yuvaları gibi evler yapılmıştı. Padişah, mimarbaşı Koca Sinan Ağa’yı çağırdı. Beraberce mabedi incelediler. Ve esaslı bir tamir yapılmasına karar verildi. Sinan, derhal işe başladı. Etrafı saran köhne yapılar yıkıldı. Mabed, kalın payandalarla desteklendi. Ana kubbeyi desteklemek için kubbe ile mütenasib olarak kuzey ve batı tarafına iki kalın minare yapıldı.”

“Şimdi bu ihtiyar mabedin yaşı daha da ilerlemiştir. Minareler, ana kubbenin dayandığı son payandalardır. Eğer minareler yıkılacak olursa, kubbe tamamıyla yere serilecektir. Ve tetikte bekleyen Hristiyanlık âlemi de Türkler Ayasofya’yı yıktılar diye feryadı basacaktır.”

“Merhum Kemal Altan, aşağı yukarı bu mealdeki raporu ilgililere verdi ve minarelerin yıkılmasından vazgeçildi.” (İbrahim Hakkı Konyalı, Ayasofya Minarelerini Nasıl Kurtardım, Yeni İstiklal Gazetesi, 13 Nisan 1966).

Hülâsa, minarelerini yıkamadılar, ama 481 sene namaz kılınan Ayasofya Camii’ni 81 sene önce müzeye çevirdiler. Başta Fatih ve Fetih Ordusu olmak üzere, nice velinin secde ettiği yerlere 81 senedir ayakkabılarla basıyoruz!

Yavuz Bahadıroğlu/Yeni Akit -17 Şubat-2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.