kamal atatürk ve demokrasi

Herkesin bildiği üzere ülkemizin kurucuları şuan bile hayatımızın kökünden değiştirecek şeylere imza atmışlardır iyiliği ya da kötülüğü tartışılır lakin bunların '' dayatılma'' biçimi asla bir demokratik çerçevede tartışılamaz.Nitekim yasalarda istediğini

- Bu haber 66 kez okundu.

kamal atatürk ve demokrasi
Herkesin bildiği üzere ülkemizin kurucuları şuan bile hayatımızın kökünden değiştirecek şeylere imza atmışlardır iyiliği ya da kötülüğü tartışılır lakin bunların '' dayatılma'' biçimi asla bir demokratik çerçevede tartışılamaz.Nitekim yasalarda istediğini alamayan bir zihniyettin '' Efendiler ! Saltanat bitmiştir. O kalkar mı kalkmaz mı diyenler kelleleriyle oynuyorlar.Sizin vazifeniz kalkmış olan Saltanatı kanuna uydurmaktır.'' (1) ya da böyle diyen :''Mustafa Kemal , Bir gün kürsüye fırlayak aşağı yukarı demişt ki '' - Alacağımız kararlarda halk temayüllerini elbette göz önünde tutacağız.Mutlaka bu temayüllere karşı hareket etmeyeceğiz.Fakat eğer prensiplerimiz bahis konusu ise başımızı veririz prensiplerimizden vazgeçmeyiz.''(2) Birinin ne kadar demokrat olduğunu tartışmaya bile lüzum yok aslında.Genellikle insanlarmız Kâmalist inkilapları bir takım taraftarı gibi savunurken şu lafları sarfederler '' Atatürk bize seçme ve seçilme hakkı verdi.'' Aslında dışardan bakıldığında bu sözler doğru gibi görülüyor nitekim insan '' Yakın Tarih'' in derinliklerine inmeye başlayınca bunun büyük bi safsata olduğun görüyor. Şöyle olay özetlemek gerekirse Mustafa Kâmal Paşa bir muhalefet kurulması için çaba göstermişt lakin bu kurulan muhalefet Atatürk'ün çocukluk ve askerlik arkdaşlarından ibaret olduğun için '' Yapay Bir Muhaleffetten'' öteye gidememiştir.Nitekim Kazım Paşa tarafından kurulan parti bir süre sonra '' Dini siyasete alet etmek '' gerekçesi ile kapatılmıştır,Kazım Paşa anılarda partiden şöyle bahis eder "Gazi, 'ben muhalif istemiyorum' diyerek, kendisine kavlen ve tahriren en çok sadakat gösterenleri ve Birinci Meclis'te fiiliyatıyla bu emniyeti kazananları ve hemen bütün karargâhının mensuplarını namzet gösteriyordu. Ben de böyle emre uyan bir meclisle, dünyaya hakim İtilaf devletlerinin emniyetini kazanamayacağımızı ve dahilde de hürriyet mefhumunu kaldıracağımızı ve belki daha şiddetli bir muhalefete yol açılacağını söyleyerek [seçim komitesinden ayrıldım]''(3) Aslında burda bile yazıya nokta koysak tezimizi başarıyla noktalamış oluruz.Lakin devam etmek gerekirse Falih Rıfkı Atay Mustafa Kâmal Paşa hakkında şöyle demiştir '' ''Atatürk dikatör mü idi ? Rejimine bakarsanız evet.''(4).Gerçek şudur ki Mustafa Kemal Paşa'nın aklında bellli başlı sosyal inkilaplar vardı ve bu inkilaplar halk tarafından kesinlikle ama kesinlikle hoş karşılanmayacaktı ve karşılanmadı da ( hala da karşılanmaz).Yani Kâmal Paşa'nın belli başlı şeyleri halka '' dayatması '' için muhalefetin olmaması gerekiyordu nitekim gerçek muhalefet 1950 yılında ortaya çıktığında Kâmal Paşa'nın fikir ve görüşlerini taşıyan parti seçimde büyük bir hüsrana uğradı ve bi daha da tek başına iktidar yüzü göremedi. Mustafa Kâmal Paşa'nın tek başına saltanatını şu sözleriylede özetleyebiliriz Efendiler, bizim hükûmetimiz demokratik bir hükûmet değildir.(5) Ben Cumhuriyeti tesis ettim. Fakat bugün idare şekli Cumhuriyet midir, diktatörlük müdür, şahsi hükümet midir belli değil.(6) Nitekim Halide Edip'in şu anısıda bu konu üzerinde önemli bir yeri vardır. : '' "Fevzi Paşa karşımda oturuyor ve memnun olduğu anlardaki gibi sağ göğsüne vurup gürlüyordu. İsmet Paşa da oradaydı. Geçmiş günlerde neler çekmiş olduğunu düşünerek Mustafa Kemal Paşa'nı neşesi insana rahatlık veriyordu. Dedim ki: -İzmir'i aldıktan sonra biraz dinlenirsiniz Paşam. Çok yoruldunuz. -Dinlenmek mi? Yunanlılarda sonra birbirimizle kavga edeceğiz, birbirimizi yiyeceğiz. -Niçin? O kadar yapılacak iş var ki! -Ya bana muhalefet etmiş adamlar! -Bu bir millet meclisinde tabii değil mi? Burada gözleri tehlikeli suretle parladı ve ikinci gruptan iki isim zikrederek onların halk tarafından linç edilmeye layık olduklarını söyledi." (Benim tahminim, Ali Şükrü ve Hüseyin Avni Bey)(7) ''Artık oturmalı ve bu kez planı iyice düşünerek hazırlamalıydı. Rauf'la ittifak yapabilirdi, ne ki, bu en iyi ihtimalle sadece anayasal hükümetin ismen başkan olması anlamına gelecekti. Bunu denemeye hiç niyeti yoktu. O, diktatör olacaktı.'' (8) ''Mustafa Kemal, Barış Konferansı konusundaki tüm düzenlemeleri kendi eliyle yapmıştı. Çok kişinin protetosuna karşın, Türk heyetinin başkanı olarak İsmet'i göndermiş ve ona kişisel olarak talimatlar vermişti. Hükümet ve meclis yok sayılmıştı.''(9) Mustafa Kemal heyete hücum etti. "Size katılmıyorum. Siz siyasal fırkaların birinin başkanlığından söz ediyorsunuz. Oysa Devlet içinde yalnız bir tek siyasal fırka var. Birleşme esastır. Rakip fırkalar, rakip teoriler olmayacaktır. Benim için bu tek fırkanın, Halk Fırkası'nın ve Devletin başkanı olarak kalmak bir onur meselesidir. Başka hiçbir fırka yok, sadece Halk Fırkası vardır." Bu cevap, Meclis'e karşı açık bir meydan okuyuştu Görülmemiş Bir istibdat '' Takrir-i Sükun '' Takrir-i Sukun Türkiye'de muhalefetin tamamen susturulması ve inkilapların sindirilmesi için tabir-i caiz ise '' Örneği Görülmemiş Bir İstibdat'' tır.Sürreya Aydemir bu durumu şöyle özetler : '' "O güne kadar ve bütün milli mücadele boyunca bu kadar şümullü ve hükümete bu kadar kesin yetkiler veren bir kanun çıkarılmamıştı. Kanun, geçici ve olağanüstü yargı organları olarak gene İstiklal Mahkemelerini getiriyordu. Verdiği yetkilerle de hükümete geniş takdir hakları tanıyordu. Bu kanun, iki tarafı keskin öyle bir kılıçtı ki, hükümet ve rejim onu, ya inkılapları yerkeştirmek için olağanüstü bir dayanak olarak kullanacak, yahut bizzat hükümeti sert bir diktatörlüğe sürükleyecekti.. Yeni Türkiye'de çok partili rejimi ve Anayasa'nın ruhuna hakim oan demokrasi havası, artık uzunca bir zaman için ortadan çekilecektir'' Takriri Sükun ile birlikte artık memlekette ne seçme ne seçilme hakkı kalır nitekim Kazım Karabekir Paşa,Kâmal Paşa'ya şöyle yakarışta bulunur : " Memlekette kimseye sesini çıkarmak imkanı bırakmadınız. Söz hürriyeti bir şu kürsüye inhisar etmiş bulunuyordu, yarın buradan konuşmak hakkından da mahrum olacağız" Görüldüğü üzere yapılan çoğu eylem Cumhuriyete uygun değil belli başlı inkilapların adeta '' dayatılması'' için yapılmıştır.Yani Cumhuriyet ve Demokrasi mantığına uygun bir çok sistem delinmiş bu yapılan eylemleri meşrulaştırma çabası içinde bile girilmemiş '' Keserim biçerim kardeşim'' havasında bir çok insanın canına kıyılmış dar ağaçları ortada cirit atmıştır.Kurulan 2. İstiklal mahkemeleri bunun en büyük örneğidir. Kaynakça : 1 - ( İsmail Habib Sevük ,29 Ekim 1953 Cumhuriyeret Gazetesi) 2-Falih Rıfkı Çankaya s. 422 3- Karabekir, İstiklal Savaşımızın Esasları, s. 138. 4-Falih Rıfkı Atay-Çankaya S.598 5-Atatürk'ün söylev ve demeçleri, C.1, s.211 6-Ahmet Cemil Ertunç, Cumhuriyetin Tarihi, s.261 7-Adnan Adıvar, Türkün ateşten imtihanı, sayfa 270,271 8-H.C.Amstrong, Bozkurt S. 90-91 9 - H.C.Amstrong, Bozkurt S. 93
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.