Bediüzzaman’ın M. Kemal’le olan tartışmasında söylediği “Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır

Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur” sözlerindeki “Namaz kılmayan haindir” cümlesi de tartışma gündemine oturdu. Bir taraftan dine hizmetin irşad ve nasihat yoluyla olabileceğini, bunun da “kavl-i leyyin” olarak ifade edilen “yumuşak üslûb”u

- Bu haber 113 kez okundu.

Bediüzzaman’ın M. Kemal’le olan tartışmasında söylediği “Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır
banner62
Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur” sözlerindeki “Namaz kılmayan haindir” cümlesi de tartışma gündemine oturdu. Bir taraftan dine hizmetin irşad ve nasihat yoluyla olabileceğini, bunun da “kavl-i leyyin” olarak ifade edilen “yumuşak üslûb”u gerektirdiğini vurgulayan bir insanın, namaz kılmayanları hainlikle suçlamasının çelişki olduğu söyleniyor. Ki, Said Nursî’nin eserlerinde ağırlıklı bir yer tutan namazla ilgili bahislerde irşad ve ikna metodunun esas alındığını, teşvikkâr bir üslûp kullanıldığını görmekteyiz. Örnek olarak Dördüncü, Dokuzuncu ve Yirmi Birinci Sözler’e bakılabilir. Said Nursî’nin farklı meslek gruplarından insanlarla yaptığı sohbetlerde onları namaza nasıl teşvik ettiğinin ilginç örnekleri de Tarihçe-i Hayat’ın Emirdağ Hayatı kısmının başındaki “Üstad gelenlerle ne konuşurdu?” bahsinin sonuna haşiye olarak konulan notta okunabilir (s. 712-2). Ki, Hatime’sinde “Allah’ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur’ân’da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni Cehennem gibi dehşetli bir ceza ile tehdit ediyor?” sualinin de cevaplandırıldığı Tabiat Risâlesi’nin girişinde, “Risale-i Nur’un mesleği nezihane, nazikâne ve kavl-i leyyindir (yumuşak sözdür)” diyor Üstad (Lem’alar, s. 420) Aynı şekilde, dine hizmetin “dine imale etmek (meylettirmek), iltizama (sıkı sıkı sarılmaya) teşvik etmek ve vazife-i diniyelerini ihtar etmek (dinî görevlerini hatırlatmak)” ile yapılabileceğini vurgulayıp, “Yoksa, ‘dinsizsiniz’ dese, onları tecavüze sevk etmektir” diyen de yine Bediüzzaman. (Sünûhat, Eski Said Dönemi Eserleri, s. 498) Peki, “Namaz kılmayan haindir” cümlesini bu yaklaşımın neresine oturtacağız? İşte orada, Said Nursî’nin yeri geldikçe tekrarladığı ve bir cihetiyle bugün 5n1k olarak ifade ettiğimiz formüle tekabül eden kriterleri hatırlamaya ihtiyacımız var: Bir sözü doğru değerlendirebilmek için “Kim söylemiş, ne söylemiş, kime söylemiş ve ne makamda söylemiş?” gibi suallerin rehberliğine başvurmamız gerekiyor ki, yanlış yola sapmayalım. “Namaz kılmayan haindir” sözünü bu kriterlere vurduğumuz zaman şu sonuçlara varıyoruz: Bu sözün Bediüzzaman tarafından M. Kemal’e söylendiği bir vâkıa. Ne makamda söylendiğine baktığımızda ise, muhatabının “Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık, ama siz en evvel namaza dair şeyler yazıp aramıza ihtilâf verdiniz” şeklindeki öfkeli itirazı üzerine bu keskin cümlelerin sarf edildiğini görüyoruz. İşin püf noktası da burada. M. Kemal, kendi bakış açısına göre zaferi takiben başlayan süreçte yeni devleti yapılandırma projelerini en önemli gündem olarak görüp onlara odaklanırken, namaz gibi bir konuya tâlî ve detay bir mesele olarak bakıyor. Bu yüzden namazın bu şekilde gündeme getirilmesinden rahatsız oluyor. Said Nursî ise savaş, zafer, devlet gibi konuların önemini gözardı etmemekle beraber, bunların arzî, dünyevî ve geçici olduklarını, asıl ve kalıcı olanın ise iman ve ibadet gibi temel meseleler olduğunu düşünüyor. Ve dünyevî inkılâpların başarısının da, inanç noktasındaki duruş ve tavrın sağlamlığına bağlı olduğunu ifade ediyor. Milletvekillerine dağıttığı beyannamenin içeriği ile bilhassa “Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek” vurgusunda bunu görmekteyiz. Tartışmanın namaza odaklanması, iki farklı dünya görüşü arasındaki çok derin bir mücadele ve hesaplaşmanın tezahürü olarak görülmeli. Yani, “Namaz kılmayan haindir” sözünün muhatabı, dünya görüşü olarak namazı önemsemeyip küçümseyen, hattâ gereksiz gören anlayış. Yoksa, namazın ve ibadetin bir kulluk görevi olduğuna inanıp öyle kabul ettikleri halde, çeşitli sebeplerle kılamayanlar veya aksatanlar değil. İrşad ve teşvik bu durumdakiler için geçerli. “Hain” sözünün makamı ise zecr ve ihtar...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner69