1923 seçimleri zulümdü.

  Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, 1923 seçimlerinin kanla başladığını ve CHP'nin tek parti döneminde yapılan seçimlerdeki anti demokratik olguları anlattı. Kanal A'da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar'ın sunduğu Resmi Tarihten Gerçek Tarihe programın

- Bu haber 32 kez okundu.

1923 seçimleri zulümdü.
  Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, 1923 seçimlerinin kanla başladığını ve CHP'nin tek parti döneminde yapılan seçimlerdeki anti demokratik olguları anlattı. Kanal A'da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar'ın sunduğu Resmi Tarihten Gerçek Tarihe programının daimi konuğu Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, yine bilinen tüm gerçeklikleri alt üst etti. 1923 seçim sürecinin muhalif bir mebusun cinayete kurban edilmesi ile başladığını belirten Alpsoy şöyle konuştu: 1923 seçimlerinin açılışını yapan olay 1. Meclis'in en gözde mebuslarından Ali Şükrü Bey'in (daha sonra CHP'nin ve Mustafa Kemal Paşa'nın en ciddi muhalifi olacak) gizemli bir cinayetle katledilmesidir. 1923 seçimleri hazırlık kampanyaları kapsamında grubun içerisinde gizli ama güçlü olan gerçek katiller, muhalif grubun karizmatik liderlerine kastetmekle başlıyorlar. Daha sonra CHP'nin 1950 seçimlerine kadar dönemin tek parti siyasi aklının nasıl bir niteliğe sahip olduğu anlamında sembolik ve güçlü bir örnek. Mesela muhalif liderler öldürülür. Karakteristik CHP zihniyeti. Meclis içerisine hasıl olan bu terör havasıyla Ali Şükrü Bey'in cinayeti sonrasında, Meclis seçim kararı aldı. Yeni seçim süreci de fiili olarak bu fesihle başlayacak. 16 Nisan 1923'te Ali Şükrü Bey'in katliyle başlayan, meclisin kendisini feshetmesi arasında bu süreçte bilinmesi gereken önemli bir olay var. Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun birinci maddesinde değişiklik yapılıyor, ondan sonra ertesi gün meclis kendisini feshediyor. Bu değişikliğin anlamı nedir? Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun eski, ilk haliyle, birinci maddesi diyor ki; "Türkiye Büyük Millet Meclis'inin iradesine karşı çıkan herkes hain-i vatan addolunur ve ona göre cezalandırılır." Burada özne TBMM'nin bütünü olduğu için ve ağır savaş şartlarında konulduğu için aslında anlaşılabilir. Ama bu Nisan 1923'te gelen değişiklik ile maddenin aldığı yeni şekil şudur: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin -buraya dikkat çekiyorum- ve bu meclisten doğmuş olan hükümetin iradesine, kararlarına itiraz eden herkes hain-i vatan addolunur." Böyle bir ibareyi doğrudan kanun metnine koyduğunuz vakit kim nasıl yorumlamaya kalkışırsa kalkışsın bütün modern zamanlarda bunun tek adı; 'diktatörlük'tür. Siz meclisle beraber hükümetin de kararlarına karşı çıkmayı hatta kağıt üzerinde bile olsa idamla cezalandırılması gereken bir vatana ihanet eylemini kabul ettiğiniz andan itibaren en ilkel anlamında bile demokrasi, çoğulculuk, düşünce hürriyeti, kelimenin her anlamı ile siyasi özgürlüklerin askıya alındığını gösterir. Derenin ortasında at değiştirdiler İki şeyin zihinlerde kalmasını arzu ederim: 1-Ali Şükrü Bey'in katledilmesi üzerinden muhaliflerin terörize edilmesi 2-Meclis'in bahsini ettiğimiz Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun birinci maddesindeki değişiklikle, kendisine yaptırılarak, kendi eli ile feshetmesi. Halbuki tüm dünyada teamüldür; savaş yapmış, yeni rejim, yeni devlet kuran meclisler, o savaşın barışın anlaşması, yeni meclisin formel, kurumsal olarak tesisi gerçekleşinceye kadar görevlerini devam ettirirler. Bizdeki halk tabiri ile bu pozisyonda olan kurucu meclisler dere geçerken at değiştirmezler. Halbuki burada kelimenin tam manası ile derenin ortasında bir at değiştirme söz konusu. İşte bu darbedir. CHP dönemi bin yıllık tarihimizin en kanlı saltanat dönemidir Kazım Karabekir Paşa'nın anılarında Mustafa Kemal diyor ki;"Plebisit yapılsın, millet bana güven oyu versin, güvenmiyorsa da güvensizlik oyu versin, yetki bana devredilsin. Sonra ben milletvekillilerini milletten aldığım o güven oyuna dayanarak tek tek ben atayayım." Cumhuriyet dönemine geçildiğinde, formel demokrasi yok, tek parti var. Önceki saltanat döneminde, demokrasinin birçok fiilini insanlara sunan o gelenek var mı? O da yok. Bu ilk 27 senelik dönem sadece Cumhuriyet tarihi itibari ile değil, benim aziz kanaatim, bu milletin Anadolu'yu tutmaya başladığı 1071'lerden bu tarafa yani son bin senelik tarihimizin en kanlı saltanat dönemidir. Çünkü ne formel olarak halka güvenliğini, özgürlüğünü temin edecek zemin var ne de bunları dayandırabileceğiniz bir gelenek bırakılmıştır. Atatürk hiçbir Osmanlı padişahının sahip olmadığı yetkiye sahip oldu O zaman ortaya çıkan manzaran şu oluyor: Memleketin ve insanların kaderi mecazen değil hakikaten en baştaki bir kişinin iki dudağının arasında oluyor. Halbuki Osmanlı böyle değildi. Geleneğin etkilemesiyle, sınırlamasıyla -yarı cahil olan insanlar padişahların yetkisinin sınırsız olduğunu zanneder- Osmanlı'nın hiçbir döneminde hiçbir padişah böyle sınırsız ve hesapsız bir güce, yetkiye sahip değildi. Atatürk oldu. Atatürk 'Kız gibi bir meclis yapalım' dedi Konumuza dönersek, Kazım Karabekir'e güven oyu verilmesini söylemişti. Aynı konuşmadan devam diyor, "Ben muhalif filan istemiyorum." İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin kitabı, sayfa 58'de, -kendisine Kemalist demek az kalır, Kemalperest birisidir- seçim sürecinde şunu itiraf ediyor: Latife Hanım ile o zaman evliliği devam ediyor. Sevük; "Latife Hanım ile röportaj yapmak için Gazi Hazretleri'nden müsaade istedim. Önce verir gibi oldu, sonra düşündü vazgeçti. Vazgeçme sebebi olarak dedi ki; ' Her şeyden evvel kız gibi bir meclis yapalım da ondan sonra istediğinizi yazınız'. " Atatürk'ün bilinçaltında demokrasinin d'si yoktu Atatürk'ün bilinçaltında demokrasinin d'si olmadığının kendi ağzından ispatıdır. Çünkü meclisler yapılmaz, seçilir. Kişisel adaylığın önü kesiliyor. Fiili olarak söyletilmiyor. Seçimlerde 286 milletvekili ilk safhada meclise girdi. Bu 286 içerisinde bütün Türkiye içerisinde kendi iradesi ile dilediği bölgeden milletvekilliliğine adaylığını koyup seçilebilmiş sadece iki kişi var. 284 tanesi atandı. Atama yolu ile meclis oluşturuldu. 1950'e kadar bu karakteristik bir özellik oldu. 1931 sözüm ona seçimlerden sonra, yemin töreni esnasında milletvekillerinden bir tanesi yemin ettikten sonra, çok kısa bir konuşma yapıyor. Aynı konuşmada meclis zabıtlarına yansımış olan cümle şu: "Beni bu meclise tayin ettiğiniz için size çok teşekkür ederim." Sonra onu dürtüp, ikaz ediyorlar. Bu sadece 1923 seçimlerine mahsus değildi. Ama 1923 seçimlerine geri dönelim. Bu iki isim ölünceye kadar sıkı Kemalist. Biri Hakkı Tarık Us (Vakit Gazetesi'nin sahibi, baş yazarı), diğeri de meşhur Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Hakkı Tarık Us Giresun, Yakup Kadri Mardin milletvekili olarak meclise girdiler. Yakup Kadri'nin 'Politikada 45 Yıl' kitabı, sayfa 23-25 arasında diyor ki; "Ben de Hakkı Tarık Us da o illerden milletvekili seçileceğimizi gazetelerden öğrendik." Onlara nezaketen haber bile verilmiyor. Bu atamadır işte. İsmet İnönü'nün itirafı Bu itiraf 60'ların sonu 70'lerin başında vefat etmesine yakın bir zamanda geldi. Diyor ki; "Yeni meclise -yani 1923'teki ikinci meclise- Atatürk muhaliflerinden kimse giremedi." Şunu İsmet Paşa bile demiyor, 'Girmedi.' Hayır, giremedi. Girmesi o kişilerin kendi iradeleri haricinde kalınarak engellendi. 1923'teki meclis kız gibi oldu mu? Hayır. Kız gibi bir meclis değildi. Çünkü kız gibi bir meclis oluşturabilecek alt yapıya Atatürk ve çevresi henüz sahip değillerdi. 1927'deki kız gibiydi. Kız gibi olmadığı nereden belli? 1924 Anayasası görüşülürken, Cumhurbaşkanı'na meclisi fesih yetkisi tanımıyor ve bu meclis Atatürk ile ciddi bir şekilde çekişme içerisine giriyor. Atatürk'e kendi iradesini kabul ettiriyor ama yanlış anlaşılmasın ki bu tek örnektir. Bu örnek haricinde bu meclis yüzde 99 ölçeğinde bu meclis Atatürk önünde uysal bir koyun gibi durdu. Ama bu örnek o 'kız gibi bir meclis' olmayı engelleyen bir örnektir. Halka seçim hakkı verirsek... 19 Mayıs 1919'da Atatürk ile Bandırma'ya giden karargah mensuplarından bir tanesidir. Meclis kürsüsünde 1924 senesinde şunu söylüyor; "Bu halka seçim hakkı verirsek, meclise kimler gelir bilir misiniz? Hacılar, hocalar, şeyhler." Tek parti döneminin seçim kuralları Oylar açık veriliyor, gizli sayılıyor. Bugünkünün tam tersi. Samet Ağaoğlu'nun Aşina kitabından öğreniyoruz ki, 1946 sonrasında yeni seçimler için seçim kanunu değişecek, oylar gizli verilecek, açık sayılacak demeye başladıklarında CHPliler, şunu da söylemişler; "Biz dünyada başka memleketlerde seçim usulünün böyle olduğunu bilmiyorduk." E yuh! Oylar sayılıp, tutanağa geçtikten sonra oylar hemen yakılıp imha ediliyor. Arkadan fitne fesat çıkartılmasın diye... Diyelim ki birisi itiraz edildi. Hukukilik taşıyan tek şey tutanak metninin kendisi. Tutanakların nasıl hazırlandığı ayrı hadise konusu. İki ay müddetle sandık gidip geliyor. Bu dönemde katılım oranı yüzde 10-15 arası. İnönü bu dönemdeki seçimlerle ilgili olarak; "Bu dönemde yapmış olduğumuz seçimlerden sonra çalışma odamın duvarlarından bile utanırdım." dedi.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.