Türkiye’ye musallat olan terör örgütlerinin tarihi

- Bu haber 523 kez okundu.

Türkiye’ye musallat olan terör örgütlerinin tarihi

 Terörün tarihini Hz. Âdem’e kadar götürenler var. Ama biz o kadar eskiye gitmeyeceğiz. Sadece Türk varlığına musallat olan terör örgütlerinden söz edeceğiz.

“Haşhaşin” ve “Haşhaşinler” olarak anılan terör örgütü bunların ilki sayılıyor.

Onbirinci yüzyılda (1090 civarı) Şii bir “din adamı” olan Hasan Sabbah tarafından kurulmuş, önce İran, sonra Suriye civarında yayılmıştır.

Hasan Sabbah, tarihin kaydettiği en vahşi, en acımasız, aynı zamanda en plânlı-programlı terörist başlarından biridir.

1034-1124 yılları arasında yaşamıştır. Bir dönem, Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün emrinde Selçuklu Devleti’nin hizmetine girmiş, devleti tanımış, yandaşlar edinmiş, daha sonra devletten ayrılıp Elbruz Dağı’nda kurduğu Alamut Kalesi’ne çekilmiş, dağın tepesine inşa ettiği kaleyi dünyanın ilk “Terör karargâhı”na dönüştürmüştü.

Masum gençlerin dini duygularını kullanarak ve çeşitli vaatlerde bulunarak saflarına kattı. Onları beyin yıkama operasyonundan geçirdi. Haşhaşla uyuşturup cennetle kandırarak kullandı. Kimini propagandist olarak, kimini diplomat olarak, kimini tüccar olarak, kimini de terörist olarak eğitti.

Örgütün ilk hedefi Selçuklulardı: Müritler üçer-beşer devlet kademelerine yerleşti. Selçuklu Devleti’nin şanlı veziri Nizamülmülk (Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî [1018-1092]) başta müsamaha gösterdi. Hasan Sabbah’ın asıl niyetini fark edemedi. Bu yüzden Hasan Sabbah’ın iyi eğitimli, “dindar” görünümlü müritlerine devletin bütün kademelerini açtı. Onların devlet hiyerarşisinin emrinde değil, Alamut Kalesi’nin emrinde çalıştıklarını fark ettiğinde ise iş işten geçmiş, Hasan Sabbah’ın müritleri, çoktan “devlet içinde devlet” olmuştu.

Devlet istihbarat alamıyor, bürokrasi çalışmıyor, devletin üst kademesi hakkında, hırsızlıktan yolsuzluğa kadar envai çeşit olumsuz iddia dolaşıyor, algı operasyonlarıyla vezirler, hatta Sultan kirletiliyordu.

Bir süre sonra gerçek tüm delilleriyle ortaya çıkıp sırlar deşifre olacak, Haşhaşiler, devlet kademelerinden hızla temizlenmeye başlanacaktı. Ne var ki, bu iş hiç de kolay değildi. Kendilerini çok iyi saklıyorlar, “vatansever” görüntü altında vatana ihanet ediyorlardı.

Ancak, “Fitne gizli kaldığı ölçüde etkili olur” (Bediüzzaman). Nitekim devlet içindeki sızmalar fark edilince, Hasan Sabbah’ın etkisi kırılmaya başladı. O da dönemin en etkin terör aracı olarak suikastlara yöneldi.

İlk hedef, Selçuklu Devleti’ni siyaset ve eğitim alanında yaptığı atılımlarla ihya eden vezir Nizamülmülk’tü. Sonra sıra Sultan Melikşah’a gelecek, nihayet Hasan Sabbah Selçuklu tahtına oturup, Şiiliği ihya edecekti.

Haşhaşin Örgütü’ne müthiş bir disiplin ve katı bir hiyerarşi hâkimdi: Her grup, liderine gözü kapalı bağlıydı. Beyni uyuşturulmuş, iradesi yok edilmiş katiller, dini bir psikoloji içinde adam öldürmeye başladılar. Bunun için ok, zehir ve hançer kullanıyorlardı.

Tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş bir askeri ve siyasi taktik geliştirmişlerdi: Propaganda silahı kullanıyorlar, “mağdur” ve “mazlum” rolü oynuyorlardı.

Etkin propaganda sayesinde, devleti ele geçirmek için operasyonlar yaptıklarını unutturmuşlar, durup dururken devletin üzerlerine geldiğine halkın bir kısmını inandırmışlardı.

Siyaseti ve dini taktik olarak kullanıp bir taraftan yandaşlarının sayısını sürekli artırırken, temel askeri taktik olarak da suikastlara yönelmişlerdi. Bu aynı zamanda bir güç gösterisiydi, bu gücün karşısında durulamayacağı inancını yaymaya çalışıyorlardı.

Zaman içinde bunun böyle olmadığı görüldü: Meşruiyetini milletten almayan hiçbir gücün ilânihaye etkili olamayacağı anlaşıldı.

Ama bu arada, başta Selçuklu Devleti’nin muhteşem veziri Nizamülmülk olmak üzere, pek çok değerli isim suikastlarda şehit edildiler.

Suikastı gerçekleştiren katil kaçmıyor, gülümseyerek öldürülmeyi bekliyordu. Çünkü mutlak mânada cennete gideceğine inandırılmıştı.

Hasan Sabah, arkasında güçlü bir silahlı örgüt ve korku bırakarak 1124 yılında öldü. Ama “Haşhaşiler” Moğol istilasına kadar ayakta kaldılar. Nihayet, Hülagü Han, “Terörist Üretim Merkezi” olarak yıllar boyu faaliyet gösteren Alamut Kalesi’ni 1256’da yerle bir etti.

Dünyaya tek büyük armağanı da bu oldu!

Yavuz Bahadıroğlu/Yeni Akit..19-Mart-2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.