Said Nursi Mustafa Kemal’e Deccal Dedi mi?

O dönemin Savcı'sının Said Nursi hazretlerinin telif ettiği Şualar isimli eserinde bulunan ve 1907 yılında telif edilen Beşinci Şua için "Bediüzzaman gizli cem'iyet kuruyor, halkı hükumet aleyhine çeviriyor, inkılabları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemal'e d

- Bu haber 460 kez okundu.

Said Nursi Mustafa Kemal’e Deccal Dedi mi?
O dönemin Savcı'sının Said Nursi hazretlerinin telif ettiği Şualar isimli eserinde bulunan ve 1907 yılında telif edilen Beşinci Şua için "Bediüzzaman gizli cem'iyet kuruyor, halkı hükumet aleyhine çeviriyor, inkılabları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemal'e deccal, süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu hadislerle isbat ediyor." suçlaması ile Said Nursi hazretleriDenizli Ağırceza Mahkemesine, yüz yirmialtı talebesiyle beraber 1943 senesinde sevkediliyor. Bediüzzaman Said Nursi hazretleride bu suçlama üzerine şu sözleri söylüyor. "Bana hücum eden garazkarların en esaslı sebebi; Mustafa Kemal'in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkarlara derim ki: Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükumetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz altı sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla, Kur'ana zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi." "Evet çok emarelerle bildik ki; bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal'e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebebler bahanedir." "Bir hadis-i şerifin, ahirzamanda an'anat-ı İslamiyenin zararına çalışacak diye haber verdiği adam, bu olduğunu ef'aliyle göstermesidir. Ben otuzaltı sene evvel o hadisi tefsir etmiştim. Aynen bu adama manası çıkmış. " --- Said Nursi Şualar adlı bir eserinde Beşinci Şua'da yazılan hadis-i şerifler yüzünden mahkemeye gönderilince talebelerine şu satırları yazıyor. "Bütün mekteblerde ve dairelerde ve halkta, o ölmüş dehşetli adamın muhabbeti telkin ediliyor. Bu hal ise, alem-i İslama ve istikbale pek elim ve acı bir tesiri olacaktı. Şimdi ihtiyarımızın haricinde onun mahiyeti ne olduğunu, en başta ve en ziyade alakadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine kat'i hüccetler ile gösteren ve isbat eden Risale-i Nur geçmesi, kemal-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hadisedir ki; bizler gibi binler adam hapse girse, hatta i'dam olsalar, Din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur. " --- Said Nursi hazretlerinin 36 yıl önce hadisi tefsir ettim 36 yıl sonra hadiste bahsedilen kişiye Mustafa Kemal tam uydu dediği hadiseye Şualar adlı eserinde rastladık olay şöyle ; "Bundan kırk sene evvel ve hürriyetten bir sene evvel İstanbul'a geldim (1907) . O zaman Japonya'nın baş kumandanı, İslam ülemasından dini bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hocaları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler. Ezcümle, bir hadiste: "Ahirzamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar, alnında (Haza kafir) yazılmış bulunur." diye hadis var deyip benden sordular. Dedim: "Bir acib şahıs, bu milletin başına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydirir." Sonra dediler: "Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile Süfyan olduğu bilinecek?" Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama "eli deliktir" denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi' oluyor, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak." Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da Dikili Taş'ta şeytan dünyaya bağıracak ki; filan öldü." O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dar-ül Hikmet'te iken dedim: "Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek." Mesela, rivayette vardır ki: "Bir zaman gelecek, Allah Allah diyen kalmayacak." Tevili Şudur ki ; "Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekyeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeairde ismullah yerine başka isim konulacak" demektir. Yoksa umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler demek değildir. Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir alim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok alimler ona tabi' olacaklar." Bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekavetiyle ve fenniyle ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok alimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir. Not : Biz Şualar adlı eserin içinde bulunan Beşinci Şua isimli eserinden bir kısım hadisleri aldık. Siz diğerlerini kendiniz okuyabilirisiniz. --- Mustafa Kemal Dinsiz miydi diye aklınıza bir soru gelebilir. Kemalist bir yazarın köşe yazısı ve bizzat Mustafa Kemal'in resmi kayıtlara geçmiş sözlerini aktarırsak bu mesele anlaşılmış olacaktır herhalde. Can Dündar 07.01.1995 tarihinde "Elhamdülillah laikiz..." isimli köşe yazısında Mustafa Kemal'in DİN anlayışını şu sözlerle ifade ediyor. Atatürkçüler ille İslam tartışacaksa hadi gelin Mustafa Kemal'in yıllarca gizlenen konuşmalarını raflardan indirelim. Göze alabiliyorsanız, O'nun Kazım Karabekir'e "herşeyden önce din anlayışını kaldırmalıyız" dediğini ortaokul din kitaplarına koyalım. Bir İngiliz yazara (Andrew Mango) söylediği "benim bir dinim yok. Bazen bütün dinlerin denizin dibine boylamasını istiyorum" sözlerini Diyanet İşleri Başkanlığı'nın girişine asalım. --- Mustafa Kemal yaratılış konusunda yaratıcının Allah olmadığını ise kendi el yazısı ile şu şekilde ifade etmiştir. "Natür (Tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da…" (Kaynak: Atatürkten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya) "Çünkü malumdur ki, insan tabiatın mahlukudur." (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan) "İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce… İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. “Biz maymunlarız”; düşüncelerimiz insandır. " (Kaynak: Ruşen Eşraf Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, s 53.) --- Mustafa Kemal 1 Kasım 1937 tarihli Meclis açılış konuşmasında Kur'an ve Diğer Semavi Kitaplar hakkındaki düşüncesini şöyle ifade etmektedir. “Aziz milletvekilleri, Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. --- Mustafa Kemal Kur'an-ı Türkçeye neden çevirmek istedi, işte gerçek nedeni ; “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini (saçmalıklarını) Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye çevirttireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…" Kaynak: “Kazım Karabekir Anlatıyor” – Hazırlayan: Uğur Mumcu, 19 Haziran 1990, Cumhuriyet Gazetesi Risale Ajans.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner70

banner69