Osmanlı ve İsrail...

Romalıların Kudüs’ü yakıp yıktığı 70 yılından sonra Yahudîler dünyaya dağıldılar. Her yerde aşağılandılar, eziyete uğradılar. O zamandan bu yana kendilerini bir devlet altında toplayacak kurtarıcı mesih beklerler. Sahteleri bir yana, mesihin gelişi geciki

- Bu haber 184 kez okundu.

Osmanlı ve İsrail...
Romalıların Kudüs’ü yakıp yıktığı 70 yılından sonra Yahudîler dünyaya dağıldılar. Her yerde aşağılandılar, eziyete uğradılar. O zamandan bu yana kendilerini bir devlet altında toplayacak kurtarıcı mesih beklerler. Sahteleri bir yana, mesihin gelişi gecikince, bazı Yahudî idealistleri, bir devlet kurmak üzere harekete geçti. İlk defa 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan bu topluluğa Siyonist dendi. Siyon, Kudüs’te Hazret-i Süleyman’ın yaptırdığı Mescid-i Aksâ’nın üzerinde bulunduğu dağın adıdır. Burası Tevrat’ta kendilerine va’d edilmiş topraktır (arz-ı mev’ûd). Şam toprağı gibi Filistin’i Kur’an-ı kerim de mukaddes kabul eder. ARZ-I MEV'UD NERESİ? Hazret-i Musa’ya va’d edilen toprak, yalnızca bugünkü Filistin’dir. Hazret-i Musa bu toprakları Ürdün’deki Nibo Dağı’ndan seyretmiş; ama ayak basamadan vefat etmişti. “Nil’den Fırat’a” Hazret-i İbrahim’e va’d edilen topraklardır. Hazret-i Süleyman’ın mülkü bu sınırlara ulaşmıştı. Nitekim Hazret-i İbrahim’in evlatları olan Araplar ve Yahudiler bu mıntıkaya hâkimdir. Bugün İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları, hatta Anadolu ve Hicaz’ı da istediğine dair bir paranoya vardır. Bunu ilk telaffuz edenler Suudî Kralı Abdülaziz ve Mısır diktatörü Nâsır idi. Filistin’in eksantrik lideri Arafat da dünyanın Filistin meselesine dikkatini diri tutmak için bunu slogan olarak kullanırdı. İşgal ettiği Arap topraklarından bile gönüllü çekilmek zorunda kalan İsrail, Nil’den Fırat’a ele geçirse bile hangi nüfusla elde tutacak, onu hesaba katan pek yoktur. Her devlet daha geniş sınırlara ulaşmayı hayal eder. Bunda bir anormallik yoktur. TOPRAK SATIŞI YASAKALNIYOR Siyonistler, zamanın en güçlü ülkesi İngiltere’ye müracaat ettiler. Talepleri ciddiye alınmadı. Ancak hareketin giderek güçlendiğini gören İngiltere, Uganda, Sibirya, Kıbrıs gibi yerleri teklif ettiyse de, Siyonistler yanaşmadı. Osmanlı hükûmeti, toprak bütünlüğünü tehdit eden bu harekete karşı bazı tedbirler aldı. 1871 senesinde daha iş resmiyete dökülmeden Filistin’in % 80’ini mîrî arâzi hâline getirdi. Sultan II. Abdülhamid tahta çıkınca, Filistin’e Yahudî iskânını önleyici tedbirleri arttırdı. 1883’te Yahudîlere toprak satışını tahdit etti. Filistin’deki stratejik toprakları hazine-i hâssa denilen şahsî hazinesi hesabına satın almaya başladı. 1900 senesinde Mukaddes Topraklara Duhûliye Şartları getirildi. Buna göre, Filistin’i ziyaret edecek her Yahudî, üzerinde mesleği, milliyeti ve ziyaret sebebi yazılı bir tezkere veya pasaport taşıyacaktı. Yahudîler’in elindeki bu tezkere Filistin‘e ulaştıklarında resmî makamlarca alınıp kaydedilecek; 30 günlük sürenin dolmasından sonra sınır dışı edileceklerdi. Bunun ardından Filistin dâhil olmak üzere, bütün Osmanlı topraklarında ecnebî Yahudîler’e toprak satışı yasaklandı. BİR KARIŞ VERMEM! Bu arada hareketin önderi Budapeşteli Theodor Hertzl, Sultan Abdülhamid’le görüşmek istedi. Kabul edilmeyince, padişahın da dostu olan Polonyalı arkadaşı Phillip Newlinsky vâsıtasıyla 1901 Mayısında bir teklif götürdü. Filistin’in Yahudî göçlerine açılması ve buranın muhtar bir Yahudî idaresine sahip olması karşılığında, Osmanlı borçları ödenecek ve Avrupa amme efkârında padişah lehinde propaganda yapılacaktı. Padişah, bu teklifi reddetti. “Eğer Hertzl senin arkadaşın ise ona nasihat et! Bu mevzuda bir adım daha atmasın! Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil Osmanlı milletine aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek kazanmışlardır. Ne ile aldıysak onunla geri veririz!” şeklinde tarihî bir cevap verdi. Ertesi sene teklifini tekrarladı ama yine reddolundu. Filistin’de Safed kasabasına yerleşip vatandaşlığa alınmak üzere 1891 tarihinde istidâ veren 440 Yahudî’nin talebi, bunun ileride bir Yahudî devleti kurulmasına yol açacağı gerekçesiyle reddedildi; Osmanlı Devleti’nin Avrupalıların sürdükleri şahısların iskân yeri olmadığı belirtildi. Buna bakıp, Sultan Hamid’in Yahudî düşmanı olduğu zannetmemelidir. Sultan Hamid, her şey bir tarafa, hâdiselere hissî değil, gerçekçi yaklaşmasıyla meşhurdur. Antisemitizm, Müslüman Türk kültüründe meçhuldür. Gayrimüslimler hukukun kendilerine tanıdığı her türlü hak ve imtiyazla yaşar. Zaten monarşilerde bütün ırk ve mezhep mensupları, hükümdarın çocuğu sayılır. Alınan bu tedbirler Yahudîlere karşı değil, devletin birliği ile alâkalı idi. O zamanlar en kalabalık Yahudî nüfusu Osmanlı ülkesinde rahatça yaşamaktaydı. Selânik, dünyadaki en büyük Yahudî şehri idi. Yahudî aleyhtarlığı bize 1940’ların Nazi hayranı tek parti hükûmetiyle girmiş; sonraki yıllarda İsrail sayesinde de pekişmiştir. İstikbalde yaşanacak hâdiseler, Sultan Hamid’in diplomatik ileri görüşlülüğüne bütün dünyayı hayrette bırakmıştır. Nasıl mı? Onu da gelecek yazıda ele alalım... SULTAN HAMİD'İN TAHTINA MÂL OLAN FİLİSTİN XIX. asır sonlarında bir grup kavmiyetçi Yahudînin kurduğu Siyonist teşkilâtı, Sultan Abdülhamid‘e müracaat ederek Tevrat’ta kendilerine va’d edilmiş toprak olan Filistin‘de bir Yahudi Devleti kurulması karşılığında, Osmanlı borçlarının tamamını ödemeyi ve amme efkârında lehte propaganda yapmayı teklif etmişti. Padişah, kabul etmediği gibi, bu projeye engel olmak için Filistin’de arâzi satın alarak hazine-i hassa denilen hususî servetine katmıştı. SİYONİST ZAFERİ Sultan Abdülhamid’i tahttan indirip iktidarı ele geçiren İttihatçılar, önce hazine-i hassa topraklarını devletleştirdiler. Filistin’e Yahudî iskânına da müsaade ettiler. Turkifikasyon politikası takip ederek Osmanlı milletlerinin hepsinin anasını ağlatmakla beraber, Yahudîlere dokunmadılar. Çünki iktidara gelişlerinde mühim yardım görmüşlerdi. İçlerinde hayli Yahudî, Mason ve Dönme vardı. Talat Paşa’nın dostu Yahudî banker Emanuel Karasu, Sultan Hamid’e tahttan indirildiğini tebliğ eden heyette idi. Siyonistler 1917 yılında İngiliz hâriciye vekili Arthur Balfour ile anlaştı. Balfour Deklarasyonu ile İngiltere, muhtemelen oyalamak üzere, Yahudîlerin Filistin’de yurt tutmalarını kabul etti. Suriye cephesi çökünce, Filistin İngilizlerce işgal edildi. Kaidedir ki, işgal topraklarında hususî mülkiyete dokunulmaz. Ama devlet arazisi, yeni devletin olur. Böylece Filistin’de Sultan Hamid’e ait arazi, İttihatçılarca devletleştirildiği için, İngilizlere geçti. Bu topraklara Yahudî iskânı giderek arttı. Artık Yahudîler ihyâ ve satın alma yoluyla diledikleri gibi toprak sahibi de olabiliyordu. Araplar, ekonomik bakımdan zor duruma düşürülerek topraklarını satmaya mecbur edildi. Vaktiyle vergi korkusuyla çok sayıda Arap, toprağını kendi adına tescil ettirmemişti. Tapuda devlete ait gözüken bu topraklar da çeşitli yollarla Yahudîlerin eline geçti. DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR Yaklaşan tehlikeyi sezen Kudüs müftüsü Emin el-Hüseynî, İngilizlere karşı Yahudî emellerine engel olacağını düşündüğü Almanlara yanaştı. Hitler ile görüşüp iltifat gördü. Hatta Hitler’in Müslüman olarak Haydar adını aldığı dedikodusunu bile yaydı. Ancak işler tersine döndü. Üste para verseler gelmeyecek bir sürü Yahudî, Hitler sayesinde dünyanın her tarafından Filistin’e akmaya mecbur kaldı. Üstelik Hitler, hayat tarzı çok muhafazakâr olan Doğu Avrupa Yahudîlerini (Aşkenazları) imhâ ederek, dünya Yahudî nüfusunda, belki istemeden, daha modern yaşayan İspanya Yahudîleri (Sefaradlar) lehine bir değişiklik meydana getirdi. Böylece modern İsrail Devleti’nin temelini atmaya bilmeden yardımcı oldu. Belki Amerika’nın istediği de buydu. Nitekim soykırım projesi hayli yol alıncaya kadar Almanların üzerine gitmemesi buna bağlanır. 1948 yılına gelindiğinde Filistin halkının yarıdan fazlası Yahudî ve toprakların da yarıdan fazlası bunlara ait idi. Sıra istiklâle gelmişti. Yahudî çeteler, tedhiş hareketleri ile İngilizleri mıntıkayı boşaltmaya mecbur etti. İngiltere, öteden beri desteklediği Yahudîlerce tongaya düşürülmüş oluyordu. DÜNYA ANLADI AMA... Referandumdan Filistin’de bir Yahudî devleti kurulması kararı çıktı. Birleşmiş Milletler laik ve demokratik olmak şartıyla bunu tasdik etti. Yeni devlete Hazret-i Davud‘un hükümdarı olduğu İsrail’in adı verildi. Bu topraklarda yaşayan Araplara her sahada otonomi tanındıysa da, haylisi hicreti tercih ederek, çeşitli mülteci kamplarında feci şartlar altında yaşamaya başladı. Toprakları Yahudîlere kaldı. İsrail’in zaferine bilhassa Hıristiyan Araplar çok içerledi. Ezelî Yahudî nefretinin de tesiriyle Filistin dâvâsını ortaya atan da onlar oldu. Müttefik Arap orduları, 1948, 1967 ve 1973 harblerinde İsrail’e yenildi. Kudüs, Batı Şeria, Gazze, Sina yarımadası, Golan tepeleri kaybedildi. Rusya, Amerika’ya karşı bu fırsatı kaçırmadı. Kuzu postuna bürünmüş kurt olarak gûyâ Arapları destekledi. Neticede Arap devletleri birer ikişer komünistlerin kucağına düştü. Dünya, Sultan Abdülhamid’in ileri görüşlülüğüne bir defa daha hayran oldu. Bu padişahın Arap ülkelerinde çok sevilmesinin, hutbelerde zikredilmesi boşuna değildir. Siyonistler zafer kazanmıştı. Şu kadar ki, her Yahudî Siyonist değildir. Dindarı, ateisti, ılımlısı, şovenisti vardır. Üstelik bir kısım Yahudîler, devleti ancak kıyamete yakın gelecek Mesih’in kuracağı gerekçesiyle İsrail’e karşıdır. Devlet kurmak, Yahudîlerin de hakkı denebilir. Ama bu, bir milletin felâketi ve dünya dengelerinin bozulması pahasına olmamalıydı. Şurası bir gerçek ki, ne İsrail milyonları bulan bir halkı yok edebilir; ne de Araplar dünyanın desteklediği İsrail’i bu topraklardan söküp atabilir. Mısır, İsrail ile sulh yapan ve kaybettiğini geri alan ilk Arap devleti oldu. Onu Ürdün izledi. Suriye de yoldadır. SULTAN HAMİD: NİÇİN HİLÂFETİ TERKE ZORLANDIM? Kendisi de Şâzelî olan Sultan Hamid, Şâzelî şeyhi Ebu’ş-Şâmât Mahmud Efendi‘ye yazdığı 22 Eylül 1329 (1913) tarihli bir mektupta diyor ki:Ben, Hilâfet-i İslâmiyye’yi başka herhangi bir sebep dolayısıyla değil, Jön Türkler adıyla bilinen İttihat Cemiyeti’nin baskı ve tehdidiyle bıraktım. Hilâfet’i terke zorlandım, mecbur bırakıldım. Mukaddes toprak Filistin’de Yahudîler için millî bir devlet kurulmasına muvafakat etmem konusunda ısrar ettiler. Bütün ısrarlarına rağmen, bu teklifi kat’î surette reddettim. Nihayet 150 milyon İngiliz altını va’d ettiler. Bu teklifi de reddettim ve kendilerine şu cevabı verdim: “150 milyon İngiliz altını değil, dünya dolusu altın verseniz, bu teklifinizi asla kabul etmeyeceğim. Ben Millet-i İslâmiyye’ye ve Ümmet-i Muhammed’e otuz seneden fazla hizmet ettim. Atalarımın yüzünü kara çıkarmadım.” Bu kat’î cevabımdan sonra hal’im (tahttan indirilmem) konusunda görüş birliği ettiler ve beni Selânik‘e gönderdiler. Mevlâya hamd ettim ve ediyorum ki, mukaddes toprak Filistin’de bir Yahudî devleti kurulması teklifinden kaynaklanan ebedî ayıbın lekesini Osmanlı Devleti’ne ve Âlem-i İslâm’a sürmeyi kabul etmedim. (Bunun üzerine) olan oldu. Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.