Mustafa Armağan'dan Ezber Bozan Açıklamalar

  Yakın tarihimizin sadece tarihçilere ait bir alan olmadığını söyleyen Mustafa Armağan, “Yakın tarihimiz, sadece tarih koridorlarında değil, siyasetçiler başta olmak üzere hemen hemen her platformda tartışılması gereken bir içeriğe sahip” dedi. GÜN

- Bu haber 96 kez okundu.

Mustafa Armağan'dan Ezber Bozan Açıklamalar
banner62
  Yakın tarihimizin sadece tarihçilere ait bir alan olmadığını söyleyen Mustafa Armağan, “Yakın tarihimiz, sadece tarih koridorlarında değil, siyasetçiler başta olmak üzere hemen hemen her platformda tartışılması gereken bir içeriğe sahip” dedi.
GÜNDEMDEKİ YAKIN TARİH
Özellikle yakın tarih ile ilgili meselelerin konuşulduğu anda gündemin ilk sırasına yerleştiğini anlatan Mustafa Armağan, bugünlerde tartışılan yakın tarih meselelerini Dersim, Cumhuriyet Bayramı ve 19 Mayıs kutlamalarının kaldırılması tartışması, İstiklal Mahkemeleri konuları olarak sıraladı.Normal şartlarda siyasetçilerin yakın tarih konularını tartışmaması gerektiğini, ancak Türkiye  şartlarından dolayı siyasetçilerin yanı sıra direk ya da dolaylı platformlar tarafından sık sık tartışmaya açıldığını belirten Armağan, vakit kaybetmeden son yüzyılımız hakkında aydınlatıcı birçok bilgiyi dinleyenlerle paylaşırken kaynaklarımızın son derece içler acısı oluşunu ortaya koyan birkaç örnek verdi:
“Mazhar Müfit Kansu, Kemalist cephenin önemi verdiği bir yazardır ve Erzurum'dan ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber adlı eseriyle Atatürk ile geçirdiği zamanları anlatır. Bu kitapta Atatürk'ün Erzurum Kongresi'nde başörtüsüne yasak getirme isteğinden bahsedilir. Oysa Erzurum Kongresi Tutanakları, 1992'ye dek Genelkurmay tarafından yasaklandığı için yayımlanamamıştı. Ondan önce de ulaşabilen olmadı. Bu nedenle Kansu'nun bu iddiası tartışmalıdır ve kitaptaki bazı çelişkili ifadeler şüpheyi kuvvetlendirmektedir. Tutanakların ortaya çıkışı ile Nutuk'ta da kongre ile ilgili çelişkililer olduğunu tespit edebildik.”
“TARİHİN YAZAMAYACAĞI KADAR BüYüK BİR BOZGUN”
Tereddütlü ve kurmaca kaynakları doğrularından ayırt edecek verileri bulabilmenin oldukça zor olduğunu kaydeden Mustafa Armağan , toprak bütünlüğümüzün kaderini değiştiren olayları, Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarından başlayarak anlattı. 1918 sonbaharında Kudüs'ten Adana topraklarına çekilen kuvvetlerimizi hatırlatan Armağan, geri dönülemez toprak kayıplarına neden olacak ve tarihin en büyük bozgunlarından biri olan bu yenilginin, 7. ordunun başında bulunan Mustafa Kemal Paşa'yı teğet geçerek diğer birliklere mal edildiğini, Atatürk'ü yüceltmek adına onun başında bulunduğu birliklerin övülmesinin sonradan oluşturulan bir tarih bilgisi olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:
“Filistin yenilgisi tarihin yazamayacağı kadar büyük bir bozgun. Bu gerçeğin objektif olarak işlendiği kitap, bir İngiliz tarafından yazılmıştır.  Field Marshal Lord Carver'in yazdığı, The National Army Museum Book of the Turkish Front 1914-18 isimli kitabı, tarihteki boşlukları doldurur nitelikte.”
MONDROS VE MİSAK-I MİLLİ İLİŞKİSİ
Mondros Mütarekesi'ndeki çelişkilere de değinen Mustafa Armağan, mütarekeyi imzalayan Rauf Orbay'ın kötü adam ilan edildiğine ve ihanetle suçlandığına, onu gönderen kişilerden biri olan devrin İç İşleri Bakanı Fethi Okyar'ın ise bu olumsuzluktan hiç etkilenmediğine ve lekelenmediğine dikkatleri çekerek; Mondros Mütarekesi'nin Filistin bozgununun bir ceremesi, savaşacak gücü olmayan bir ülkenin son çabası ve İngiliz kuvvetlerini engelleme girişimi olduğunu belirtti ve şunları söyledi:
“Mustafa Kemal Paşa da dahil herkes sulh için çalışırken Rauf Orbay'ı suçlamak haksızlıktır. Bu mütarekeye sadece Kazım Karabekir itiraz etmiştir. Ardından Misak-ı Milli İstanbul Meclisi'nde ilan edildi. Müslüman Arapların dışında Osmanlı-İslam ekseriyetinin bizim olduğuna dair bir belirleme içindi. Misak-ı Milli, Osmanlı ruhunun son tecellisiydi. Hatta ‘Mondros Mütarekesi'nin içinde ya da dışında olan Osmanlı-İslam ekseriyetini…' sözü Misak-ı Milli maddeleri arasında yer alırken; sonradan ‘dışında' kelimesi çıkarılmış ve sınır Halep'ten yukarıya çekilmiştir. Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki farkı yansıtır bu durum. Osmanlı sınırı ‘dışında' ile birlikte ele alırken Cumhuriyet ‘içinde' olanı kafi görmüştür.”
KURTULUŞ DEĞİL İSTİKLAL SAVAŞI
Milli Mücadele sonunda Ankara'da kurulan meclisin adında neden “Büyük” kelimesi bulunduğuna da açıklık getiren Armağan, “Buradaki ‘büyük', ‘yüce' anlamında değil, iki meclisin birleşmesinden dolayıdır. Biri, İstanbul Mebusan Meclisi; diğeri, Ankara'da seçimle gelenlerin oluşturduğu meclistir” dedi ve “büyük” kelimesinin 1923'te açılan meclisin, Osmanlı'nın devamı olarak kurulduğunu gösteren bir delil olduğunu söyledi.
İstiklal Savaşı'nı “Kurtuluş Savaşı” olarak adlandırmanın da yanlış olduğuna değinen Mustafa Armağan,  Mustafa Kemal Paşa'nın dahi bu ismi kullanmadığını, “İstiklal” kelimesinin ise ancak “Bağımsızlık” olarak çevrilebileceğini, “Kurtuluş” denmesindeki maksadın yüceltme düşüncesi olduğunu belirtti.İstiklal Savaşı'nın ise zannedildiği gibi sadece topla tüfekle gerçekleşmediğini, Filistin bozgunundan sonra İngilizler ve Fransızlarla sorunları diplomatik yollardan çözdüğümüzü anlatan Armağan, “19 Mayıs 1919'dan 1920 Ekim'ine dek savaşmadık. İstiklal Savaşı, Yunanlıların işgali olmasa tek bir kurşun atmadan tamamlanan diplomatik bir savaş olacaktı” dedi.
LOZAN; BİR AVRUPA YAĞMASI
Serv Anlaşması'nın “uygulanmayan” bir anlaşma olduğuna dikkatleri çeken Mustafa  Armağan, anlaşmada padişah mührü bulunmadığını, biz onaylamadığımız gibi Yunanistan'dan başka hiçbir ülkenin de onaylamadığını dile getirdi ve “Maksat ölümü gösterip sıtmaya razı etmekti” dedi. Batı Trakya Yunan işgalindeyken İngilizlerin savunmamıza engel olarak Yunan kuvvetlerini bölgeden boşalttıklarını belirten Armağan, Lozan Antlaşması dahilindeki “Yakın Doğu İşleri Konferansı”nı analiz etti. Yakın Doğu, Orta Doğu ve Uzak Doğu gibi terimlerin İngilizlerin doğuyu parselleme biçimi olduğunu ve Yakın Doğu tanımının da Osmanlı ile birlikte tarihe gömüldüğünü anlatan Armağan şunları söyledi:
“Yakın Doğu İşleri Konferansı, Osmanlı'nın tavsiyesi için yapılmış bir konferanstır. Osmanlı heyeti ise oraya gittiğinde Misak-ı Milli sınırlarını kabul ettirme niyeti taşıyordu. Lozan'da hiçbir konferansın başkanlığı bize verilmediği gibi kendilerine Osmanlı haritasından pay çıkarmak istediler. Lozan Antlaşması'nda ilk 20 madde sınırlarla ilgilidir. Osmanlı'dan kalan toprakların tavsiyesini kabul ettirme girişimi. Mısır ve Kıbrıs elimizden bu şekilde çıkarıldı.
BATI TRAKYA YERİNE MUSUL
Batı Trakya'nın yüzde 70'i Türklerden oluşurken ne kadar Türk yaşadığı bugün bile tespit edilemeyen Musul'u almak konusunda ısrar ettik. çünkü İngilizlerin sınırlarımızda bir Kürt devleti kurması ihtimaline karşılık kendi içimizdeki Kürt nüfusu kontrol edememe korkumuz vardı. Bu nedenle oradaki Kürt nüfusu öne çıkararak kendimize bağlamak istedi. Lozan bu şekilde imzalanmış olsa da Musul'u 1926'da İngiltere'ye verdik. çünkü 1926'da İngilizler Irak'ı bir Arap devleti yapmıştı ve bu durum bizim korkularımıza son veriyordu.”
1924 yılında kabul edilen Hilafetin Kaldırılması, Şeriatın Kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na dikkatleri çeken Mustafa Armağan; Lozan'ın neden hilafetin kaldırılmasından sonra görüşüldüğü sorusunun anlamsız olmadığını, bu durumun Lozan için bir önkabul olduğunu vurguladı. Ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreselerin kapatılması meselesinin arkasında medreselerin ellerinde bulunan maddi varlıklar bulunduğunu ve bu yolla devlete tüm varlıkların geçişinin sağlandığını belirtti. Takrir-i Sükun Kanunu ile inkılapların daha kolay uygulandığı itirafının Nutuk'un son sözlerinde yer aldığını anlatan Armağan, 1928'de kaldırılmasına karşın 1945'e dek etkilerinin sürdüğüne dikkat çekti.
AT YEMİNDEN EKMEK VE 1 MİLYONLUK İNÖNÜ HEYKELİ
Aynı süreçte Avrupa ülkelerinden alınan kanunların peş peşe devreye konarak buna Türk Hukuku denmesinin anlamsızlığını vurgulayan Mustafa Armağan, Medeni Kanun'daki gülünç çeviri hatalarının nelere mal olmuş olabileceğin akla hayale sığmadığını anlatarak şöyle devam etti:
“1924'de gerçekleşmesi planlanan hukuk devrimi, birden komisyonlar dağıtılarak sona erdirildi ve çok kısa bir zaman içinde kötü çevirilerle ve tutarsızlıklarla dolu bu kanunlar toparlandı. 1930'larda halkın yönetimden şikayetçi olduğunu gören Atatürk bazı iyileştirmeler yaptı. Menemen'deki olay dahi dini bir isyandan çok iktisat problemleri ve açlık yüzünden açığa çıkmış bir meseledir. İkinci Dünya savaşı ile birlikte bu durum ayyuka çıktı ve insanlara at yeminden yapılmış ekmekler yedirmeye dek varan bir kayıtsızlık ve umursamazlık görüldü.”
Halkın ekmekten şikayetini ve buna karşılık kayıtsız kalmış bir devlet beyanının yer aldığı gazete kupürünü gösteren Mustafa Armağan, aynı haberin altındaki İnönü heykeli için alınan karara ve ayrılan bütçenin beyanına dikkat çekti. O dönem 300 bin liralık maliyetle planlanan heykelin 1 milyon lira tamamlandığını anlatan Armağan, halkın sefaletine yönelik uygulanan bu politikadaki acımasız yönleri gözler önüne serdi.
ÜZERİ ÖRTÜLÜ GERÇEKLER
Yakın tarihte üzeri örtülen bir dönem olduğuna dikkat çeken Mustafa Armağan, İstiklal Mahkemeleri kararları, arşivler ve hatıratlar olduğu gibi yayımlandığı takdirde muammanın aydınlanacağını önemle vurguladı. Atatürk hakkında yazılmış Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra isimli 24 sayfalık kitabın Atatürk'ün ölümünden 9 yıl sonra yayımlandığını anlatan Armağan, Atatürk'ün Bursa Nutku'nun ilk bu kitapta yayımlandığını ve “Atatürk ve Türk Gençliği” adlı yazının bugün ideal bir metin olarak sunulduğunu söyledi. Aktarıcının önsözündeki oradan buradan duyduklarını derlediğine dair satırlarını dinleyicilere okuyarak kitabın güvenilirliğini sorgulayan Armağan, içindeki birkaç yazıda Atatürk'ü acayip hallerle resmeden bir kitabın nasıl olup da Atatürk'ü sevenler için örnek bir kitap olabileceğinin yeniden düşünülmesi gerektiğini belirtti.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner69