Kemalist mitolojinin Çanakkale’yi istilası

Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, Kemalizm'in Çanakkale'nin üzerine çöreklenerek, zaferin tek bir kahramana indirgenmek istenildiğini söyledi.

- Bu haber 25232 kez okundu.

Kemalist mitolojinin Çanakkale’yi istilası

 Yeni Şafak'taki yazısında Çanakkale zaferinin 1960'larda yeniden keşfedilediğini, bu tarihe kadar"unutma ve unutturma dönemi" geçirildiğini hatırlattı.

"Kemalist mitolojinin Çanakkale'yi istilasının zirve yaptığı günleri yaşıyoruz" diyen Armağan, "buna itiraz edebilecek pek kimse yok. Akademik tarihçilerin elleri zaten Kemalizm'e mahkûm. Dışarıda da giderek kalabalıklaşan bir koro, Yarbay Mustafa Kemal'i Çanakkale'nin tek yıldızı haline getirmek için elbirliği yapmakta. Bu durumda ister istemez kahramanlarımız silinip gidiyor" dedi.

Unutturulmak istenen kahramnlara değinen Armağan, yazısını şöyle sürdürdü:

"Mesela Arıburnu'nda 19. Yedek Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'in 'kahramanlıkları'nı ezberlemişsinizdir ama hemen yanı başında, Seddülbahir'de görev yapan 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami'yi çok büyük bir ihtimalle duymamışsınızdır. Neden acaba?

Bakın, bizim Çanakkale anlatılarında ihmal ve hatta imha edilen Albay Halil Sami hakkında elinAvustralyalı tarihçisi Robin Prior neler yazıyor, ibretle okuyalım:

“(Anzakların Arıburnu çıkarmasına) ilk karşılık 9. Tümen Komutanı Sami Bey'den geldi; sabah 05,00'de 27. Alay'ın iki taburu ile bir makineli tüfek bölüğüne Topçular Sırtı'na ilerlemeleri emrini verdi. Çıkarmayı 19. Tümen'e ve Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'e bildirdi. Mustafa Kemal'in tepkisi söylendiği gibi hızlı olmadı. Kesin emir almak için üç saat üst komutayla bağlantı kurmaya çalıştı. Sabah saat 08.00'de vazgeçti ve inisiyatifi aldı." (Gelibolu: Mitin Sonu, Akılçelen Kitaplar: 2012, s. 168-9.)

"Çıkarmaya ilk uyanan kimmiş? Albay Halil Sami. İlk haberi sabah 5'te gönderen de o. Fakat Mustafa Kemal hemen harekete geçmiyor, emir bekliyor ve harekât bu tereddüt sebebiyle tam üç saat gecikiyor. İşte bunun için düşmanın 2. Tugayı kıyıya çıktığında karşılarında Halil Sami'nin gönderdiği 27. Alay'ı bulmuş ve bu alayın efsanevi direnişi sayesinde ilk hücum püskürtülmüş ve 57. Alay'ın toparlanıp müdahalesine zaman kazandırılmıştı. (27. Alay daha sonra Mustafa Kemal'in emrine verilecektir ama gönderildiği tarihte Halil Sami'ye bağlıydı.)

"Arıburnu'nda bu kritik müdahaleyi yapan Halil Sami'nin Çanakkale anlatılarında yer almayışına içerleyen Prof. Prior bakın tepkisini nasıl ortaya koymakta:
“Sami Bey'in 25 Nisan'da askerlerini tam zamanında Arıburnu'na göndermesi Anzak planını altüst etmede belki de Mustafa Kemal'den daha belirleyici olmuştur."

Mustafa Kemal de hata yapar!

Avustralyalı tarihçinin Mustafa Kemal'in Çanakkale'deki performansı hakkındaki hükmü de parmak ısırtacak objektifliktedir:
“Bütün bu komutanların arasında Mustafa Kemal'in (…) birinci dereceden bir subay olduğuna kuşku yoktur, ancak yaratılan mit, belki de Türkiye'deki siyasal koşullar, onu kuzeydeki saldırıları tek başına önlemiş gibi göstermiştir. Bütün bunlara gerek yoktur. Mustafa Kemal'in 25 Aralık'ta ortaya çıkışı Anzakları Düztepe gibi yüksek yerlerden yoksun bırakmıştır. Ancak Sami Bey'in eylemleri de olasılıkla o kadar önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Gelibolu'da hatalar yapmıştır, ancak bunların abartılmaması gerekir."

Anzak çıkarmasına ilk sıcak müdahaleyi gerçekleştiren 27. Alay'ın komutanı da Yarbay Şefik (Aker)'tir ki o da öne çıkartılmayan kahramanlarımızdan bir diğeridir. Ve daha niceleri… 57. Alay Komutanı Şehit Hüseyin Avni'yi mi ararsınız, Seddülbahir'i İngilizlere dar eden Binbaşı Mahmud Sabri'yi mi? Hepsi, hepsi unutuldu.

Şimdi diriliş için kahramanlarımızı hatırlama zamanıdır. Onlar bizi de diriltecekler. Ve ancak kahramanlarını çoğaltan toplumlar kahramanlar yetiştirir, unutmayalım. Ve Mehmed Akif'in o mısralarını:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Çanakkale'yi hatırlama savaşı!

Cemil Koçak, Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü İç Yayınlar Dairesi Müdür Vekili Feridun Fazıl Tülbentçi'nin 30 Haziran 1944 tarihli yazısında ilginç bir bilgiye rastlamış. Tülbentçi, Çanakkale zaferini anlatayım derken İngilizleri hırpalayan bir broşürün 'sakıncalı' bulunduğunu ve yeni dostlarımızı(!) bu 'nobranca' ifadelerle incitmeme politikası güdülmesi gerektiğini ifade ediyordu. Sizin anlayacağınız, İngilizlerle dostluk kurulmaya çalışıldığı bir dönemde Çanakkale de renksizleştirilmek istenmişti.

Neyse ki bu zincirler 1960'larda başlayan muhafazakârlaşma sonucunda kırıldı ve Çanakkale ortak hafızamızın olmazsa olmaz bir rüknü haline geldi. Bu iyi bir gelişme ama… Aması mühim.

Bu defa da Kemalizm'in Çanakkale'nin üzerine çöreklenmesi gibi bir nahoş hadise yaşadık ve işin garibi, tek bir kahramana indirgenmek istenilen Çanakkale zaferi bu defa asıl anlamından, Osmanlı sultanını ve halifeyi kurtarma hedefinden sapmaya başladı. Nitekim Ruşen Eşref'e verdiği beyanatın 1918'deki halinde Çanakkale'de halifeyi ve İstanbul'u kurtarmak için savaştıklarını söyleyen Mustafa Kemal, aynı konuşmanın 1930'lardaki yayınında bu kelimeleri makaslayarak tarihe müdahale etmek ihtiyacını duymuştu.

20 Mart-2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.