Heidi’nin ayakları neden çıplaktı?

- Bu haber 191179 kez okundu.

Heidi’nin ayakları neden çıplaktı?

 Merak etmeyin efendim. Birazdan sizin söyleyeceklerinizi ben de söyledim: Meğer ne kadar da safmışız!

Batı kültürü işte bu saflığımızı, daha doğrusu cehaletimizi fena halde istismar ediyor ve kendi kültürünün fersude değerlerini allayıp pullayıp ‘kakalıyor’ evlerimize, oradan da hafızalarımıza, dimağımıza, şuurumuza… Ne de olsa kalkan duvarı olmayan bir kültürüz, korumasız, tehlikelere açık…

Heidi’den söz ediyorum canım, hani şu çocukluk yıllarımızın yaramaz ve iyi kalpli, Alpler’in sevimli kızı Heidi’nin hayatının anlatıldığı çizgi filmden. TRT’de yıllar boyu saf saf izlemişliğimiz vardır.



Sahiden de filmde herkesin ayakkabısı varken kahramanımız Heidi kar kış demeden niçin hep çıplak ayakla dolaşırdı dağlarda? Çıplak ayaklı yaparak ona bir tür sevimlilik ve acıklılık efekti katmak istediklerini sanmıştım. Lakin kazın ayağı hiç de öyle değilmiş.

Sevim Akyürek’in “Evrensel Kültür” dergisinin şubat sayısında çıkan çarpıcı incelemesi Heidi’nin çıplak ayağında gizlenen çök önemli bir sırrın, daha doğrusu modern ayıbın perdesini açtığı için mutlaka okunmalı.

Ben burada size Akyürek’in yazısından bazı önemli satır başlarını aktaracağım. Arzu edenler, yazının tamamını şuradan da okuyabilirler
İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha

Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden.

Böyle demiş şair Ece Ayhan. Yani gerçeği arayanlar yüzlerinin parçalanmasını da göze almalıdırlar. Saldıranlar eksik olmaz size. Bazen Sadi-i Şirazi’nin hikâyesindeki gibi köpekler salınır üzerinize, üstelik yerdeki taşlar da ‘bağlanır’ ve bu halde kendinizi korumanız istenir. Tarih alanına girip tabuları yıkmak istiyorum diye bana mesaj atan kardeşlerim, buna hazır mısınız? İyi düşünün.

Hem Batı’nın deli gömleğini yırtmak hem de Kemalizm’in yalan dağlarını Necip Fazıl’ın deyişiyle hohlaya hohlaya eritmek çetin iştir. Bilesiniz.

Bilesiniz ve Batı’nın bizi kültürel olarak da bölmek için elinden geleni ardına koymazken kendi kültürel parçalanmışlığını nasıl ‘parçalanmaz bir bütün’ gibi yutturduklarını göresiniz. Benim Ahmed-i Hani’m Türk sayılmayıp edebiyat ders kitaplarına sokulmazken bakın uyanık Fransızlar hangi milletlerden adam devşirmişler. (Ben demiyorum, “Sixty Milion Frenchmen Can’t Be Wrong”un yazarları Jean-Benoit Nadeau ve Julie Barlow diyor (Illinois, 2003, s. 8.)

Fransa’nın en büyük başbakanlarından Mazarin İtalyan, Marie Antoinette Avusturyalı, Napolyon Korsikalı (İtalyan), “Üç Silahşörler”in ünlü yazarı Alexander Dumas ise zenci-beyaz karışımı melezdir. Fransızlar birisine Fransız derken ırkına değil, paylaştıkları kültüre bakarlar. “Fransa’yı bin yılda Fransız toprağı yarattı” sözü bunu anlatır. Ama biz kendi toprak ve kültürümüzün paylaştıranı değil, bölücüsü olduk. Sonuç ortada!

Batılaşma giyotinlerine rağmen Batı kültüründen habersiziz. Ne Kül Kedisi masalının aslını biliyoruz ne de Hansel ve Gretel’in. Don Kişot’un İspanya Müslümanlarının son izlerinin derlemesi olduğunu. Lafontaine’in ‘Bal Arıları ve Eşek Arıları’ adlı masalında Osmanlı’nın adaletini nasıl övdüğünden ve Fransa’daki hantal adalet sisteminden şikâyet ettiğinden bihaber nesiller çöle sürüklendiklerinin farkındalar mı?



Heidi köle miydi?

Sevim Akyürek, bizi bu çölün içinde bir vahaya sürüklüyor adeta. Heidi üzerinden hiç bakmadığımız bir pencereyi aralıyor. Meğer sevimli Heidi’miz bir “Verdingkinder”miş. “Verdingkinder” de ne mi? “Sözleşmeli çocuk” diye çevirebilirmişiz Türkçeye. Yine de eksik gedik bir çeviri olacak bu. En iyisi yazara kulak vermek:


“Johanna Spyri, 53 yaşında yazdığı Heidi aracılığıyla, çıplak ayaklı çocuklar gerçeğinin üzerindeki toplumsal sır örtüsünün bir ucunu kaldırmıştır. Küçük kahramanı aracılığıyla, doğaya, insanlara, hayata Alpler’in öksüz kızının gözüyle bakarken, bütün Verdingkinder’lerin çocuk dünyalarına ve duygularına dikkat çekmeye çalışmıştır. Heidi, İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin simgesidir ve onun çıplak ayakları bugün çocuklara karşı işlenmiş bir suçun yarattığı utancın üzerinde koşuyor. Heidi çıplak ayaklıydı; çünkü çıplak ayaklar, erkek ya da kız bütün “köle çocukları” diğer çocuklardan ayıran keskin uçurumun simgesiydi.”

Arkasını merak etmiyor değiliz: Çıplak ayakların sırrı neydi? Hatırlanmak istenmeyen o gerçek? Suç? Utanç? Uçurum? Hepsi, hepsi, hepsi…
Meğer İsviçre’de 1789 yılında 14 yaşından küçük çocukların fabrikalarda çalışması yasaklanmış. (İngiltere’de yaklaşık yarım asır daha çalışacaklar.) Buna mukabil çocuk sömürüsü için yeni bir kapı açılmış ve 40 yıl öncesine kadar devam eden bir başka çocuk emeği sömürüsünün kapısı açılmış:

“Devlete borcu bulunan ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan ya da kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla, çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilirdi. Ancak 1974 yılında yasayla kaldırılan bu uygulamada, papazların önderliğinde ailelerden toplanan çocuklar çiftliklere kiralık olarak verilir veya şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında, dört yaşındaki çocuklar bile, ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarılırdı. Bu andan itibaren, çocukları arayan, sorunlarını dinleyen, tecavüze uğradıklarında ya da işkence gördüklerinde sahip çıkan olmazdı. Çünkü toplumun gözünde onlar, suç işleyen, boşanan, fakir düşmüş ailelerinden ‘kurtarılmış’ çocuklardı!”

Ahırlarda hayvanlarla yaşayan bu aç ve zavallı çocukların durumunun kölelikten ne farkı vardı? Güya medeni Batı köleliği kaldırmış ama Avrupa’nın göbeğinde hem de 1974’e kadar çocuk köleliği kurumu devam etmiş ve daha da acısı, Johanna Spyri’nin gözümüze sokmak istediği bu gerçeğin farkına varacağımıza, Heidi’nin ayaklarının neden çıplak olduğunu sorgulayacağımıza çizgi filmin büyüsü karşısında uyumuşuz, uyutulmuşuz.



İki asırlık tabu yıkılıyor

İşin daha tuhaf tarafını söyleyeyim mi? İsviçre’de bu mevzuyu konuşmak tabuymuş birkaç yıl öncesine kadar. Köle çocuklardan hayatta olanlar sonunda

patlamış, yaşadıkları utancı haykırmaya başlamışlar da İsviçre ve dünya bu ayıplarını öğrenme imkânını bulmuş. Düşünün, neler saklanabiliyor şu bilgi çağında bile!
1998 yılında yüzünün parçalanmasını göze alabilen birkaç tarihçi, bu tabuyu yıkmaya karar vermiş ve hayattaki Verdingkinderlere ulaşmak için kollarını

sıvamışlar. 2009 yılında “Verdingkinder Reden” adlı sergiyle ilk defa bilimsel çalışmalara, konferanslara, canlı tanıklıklardan oluşan açık oturumlara konu

edilmiş, sonra operaya ve ilk defa bir filme de uyarlanarak gündemde tutulmuş. Derken ürpertici ifşaatlar peş peşe gelir olmuş. İşte bir misal:

“Charles Probst 79 yaşında. Annesinin ‘çıplak ayaklı çocuk’ olarak yanında çalıştığı çiftçi tarafından tecavüze uğraması sonucu doğmuş. Başka bir bakıcı aileye verilmiş. Annesinin kaderi onun da geleceği olmuş. Yıllarca saat dörtte kalkarak ot biçmiş, ahırda yaşamış, yıllarca dişlerini fırçalayamamış, iç çamaşırı

olmamış, hasta olduğunda doktora götürülmemiş. Cinsel istismara uğramış. Sabahları verilen kuru ekmeği soğuk suya batırarak yemek zorunda kalmış.”

Sergiyi izleyenlerden birinin ziyaretçi defterine yazdıkları çarpıcı:

“Bunlar bizim özgür ve zengin ülkemizde mi olmuş? Çok üzgünüm.”

Heidi’nin saf çehresini, elma gibi yanaklarını ve çıplak ayaklarını bu acı gerçeğin fonunda yeniden düşünün bakalım, ayakkabıları olan Peter’i, Clara’yı ve dedesini de. Çizgi filmin bütün efsunu kaçacak ne yazık ki. Kaçan aslında Batı’nın efsunudur, bilesiniz.


22 Şubat 2015, Pazar..Mustafa Armağan



Anahtar Kelimeler:
AvrupaHeidiIsviçre
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
büşra 3 yıl önce

Şöyle bir faydası var mert bey; Avrupayı malesef çoğu zaman uygar, çağdaş,gelişmiş gibi sözlerle tanımlamaktayız. Ayrıca 1920 lerin Türkiyesinde Avrupa hayranlarımız tarafından onların yasaları birebir bize uyarlandığından bilinçli olmamızda ve batıyı iyi anlamamızda çok faydası var bu bilginin. Zaten Afrikayı sömüren zihniyetten başka ne bekliyorduk ki. şaşırmamak lazım

Avatar
Yagmur 3 yıl önce

Batının gözümüzde herhangi bir efsunu yok olanlar zaten bu ülkeye de yabancı kalmış kendi medeniyet ve kültüründen tiksinen capulcu dediğimiz zümre. Akif demiyor mu onlar için Ne hayasizca tehassud ki ufuklar kapalı,
nerde gösterdiği vahsetle bu bir avrupalı.
Dedirir yırtıcı, his yoksulu sırtlan kümesi ,
varsa gelip açılmış bir mahpusu yahut kafesi.

Avatar
aliosman 3 yıl önce

Ben batınin nekadar hayvani insanlık dışı yaptiklarini öğrendim tşkr ederim herkez sadece anlayabildigi kadar anlar ve yofumlar güzel bi tanıtma emegi gecenlere tşkkr edrrim

Avatar
Aysel karakaya 2 yıl önce

Şok oldum çocukluğum almanyada geçti yıllar sonra bu vahşi hayatlarını öğrenmekte varmış ama dişardan bakılınca çok düzenli aile hayatları sergiliyorlar korkunç sırlarını iyi gizliyorlar buna kiliselerde dahil!bence bu hükümet olmasaydı biz hala uyumaya devam edecektir!

Misafir Avatar
beyhan 2 yıl önce @Aysel karakaya

Bunu yapan kahraman kilisenin kendisi yazıya dikkat et.haklı olduğun şey korkunç sırlarını gerçekten iyi gizliyorlar hem de devlet eliyle,bizde de Türkmen kardeşlerimize destek olmak için gönderilen yardım tırları devlet sırrı olarak saklanması gerekirken ifşa edenler Nasıl göklere çıkarıldı mit tırlarını ifşa edenler. Şimdi nerde? hizmet ettiği yerde. Bizde de sırları ifşa edenler çok az sayıda olan birileri tarafından kahraman ilan ediliyor.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Serdar 2 yıl önce

Troller yine toplanmış yazıyı okuyanlara aaaa dedirtmek için... Bizim araştırma, mantık yürütme yoksunu halk da ne yapsın bu yorumları okuyup sindirirler herşeyi.

Misafir Avatar
Beyhan 2 yıl önce @Serdar

Kanlı canlı yaşayan şahıslarla delillendirilmişken, yaşayanlar ortaya çıkmış hata yapan kiliselerden de biri bile özür dilemiş iken araştırma ve mantık yoksunu olarak tam da kendini tarif etmişsin.ssadece aaaa.. Dememişsin zaten biz de demedik izlerken o çizgi filmi o kadar belirgindi ki o tiplerin dışlandığı ancak senin gibi mantık yoksunu kafa yormaz.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Aydın 2 yıl önce

Peter Pan' ın hikayesinde esasen avusturalyanın kayıp çocukları vardır. Olmayan ülkenin çocukları. Yetim veya koparılmış Aborjin çocukları. Medeniyetleştirirken yok eden toplum. Harry poter da koruyucu aile çocuğu dur. Bizde de aynı uygulama vardır, para karşılığı yetim çocukları evlat edinirler, ama asla evlat olmazlar...!!!

Avatar
Burak 2 yıl önce

Vay be, Osmanlı zamanını düşünüyorum, o yerden yere vurulan osmanlıyı, ne kölelik var ne de öksüze kötü bir söz, şu 100 yılda geçtim 100 yılı bahsettiğimiz 100 yıl geride olan bir şey de değil, avrupa ayıplarıyla yüzleşmemişken biz bunlar yerine avrupanın ne kadar medeni olduğunu mu konuşmuşuz bu 100 sene, ne güzel kazıklamışlar

Misafir Avatar
Adamo 2 yıl önce @Burak

Evet yaaaa..tamda öyle.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Mert Ali 3 yıl önce

Bunun bize ne gibi bir zararı var.? Bizde öyle bir şey yok. Öyle bir algı da oluşmaz sanırım. Saçmalık olabilir.

Misafir Avatar
Adamo 2 yıl önce @Mert Ali

Müslümanlara köle ticareti yapıyor diye saldıranların yaptıklarından haber veriyor eeeeyy... İnsanlık uyannnn zararı mı faydası mı var melekelerini harekete geçir

Beğenmedim! (1)