Çiçek aşısını Osmanlılar buldu, İngilizler protesto etti

- Bu haber 15015 kez okundu.

Çiçek aşısını Osmanlılar buldu, İngilizler protesto etti
Tohumları 1923’ten sonra atılan “Osmanlı düşmanlığı” bazı çevrelerde hâlâ revaçta. Osmanlı aleyhine en ufak bir delil kırıntısını habbeyi kubbe yaparak anlatanların aynı asırlarda Avrupa’daki çağdışı eğilimlerin üzerini örtmek için ellerinden geleni esirgemedikleri artık sır değil.

Mesela Takiyüddin Efendi’nin kurduğu rasathanenin ‘gerici din adamları’ tarafından yıktırıldığını yazanlar –ki hadise esasen siyasîydi- aynı yıllarda Danimarka’da kurulan rasathanenin de sadece 20 yıl yaşadığını ve Tycho Brahe’nin ölümünün ardından yıktırıldığını neden atlarlar? Attila İlhan’ın dediği gibi “Türk aydını Türk değildir” de ondan.

16. yüzyıldan itibaren bilimsel gelişmelerin mutlak anlamda Avrupa/Batı eksenine oturtulduğu, kendi tarih ve kültürümüzün aşağılanıp küçük görüldüğü dönemler bitti. Başımızı kumdan çıkarma vakti. Bir zamanlar tarihe gömüldüğünü zannettiğimiz “Osmanlıları geri getirme” vakti. Hem baksanıza “geri gelirken” yanında neleri getiriyor? Unutturulan kimliğimizi, kültürümüzü, tarihimizi…

1717 yılında İstanbul’a tayin edilen İngiliz elçisi E. Worthley Montagu’nun zevcesi Lady Mary Wortley Montagu Osmanlı topraklarından Londra’daki dostlarına mektuplar yazar ki, kültür ve kadın tarihimiz bakımından çok değerlidirler.

18. yüzyılın başlarındayız. Mektuplarında İstanbul’un ve Edirne’nin şiirsel güzelliklerini, yakından tanıma fırsatını bulduğu kadınları, örf ve âdetlerimizi en azından erkek seyyahlardan daha dürüst bir şekilde yansıttığını söyleyebileceğimiz Lady Montagu, Edirne’den Sarah Chiswell adlı bir dostuna yazdığı 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda gerçek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir işaret fişeğini İngiltere’ye yollayacaktır.

İşte bilim tarihinin bilinmeyen bir sayfasını aralayan 298 yıllık o şaşırtan satırlar:

Aşıcı kocakarılar

“Eylül ayında, büyük sıcaklar geçince aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyor ve birkaç aile bir araya toplanıyor. Sayıları 15-16’yı bulan topluluk aşıcı kocakarılardan birini çağırıyor. Kadın, ceviz kabuğuna doldurulmuş çiçek hastalığı yapan maddeyi getiriyor ve aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse o damarı bir iğneyle açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya akıttıktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerini de bir ceviz kabuğuyla pansuman ediyor. Bütün bu işlemler sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor.”

Lady Montagu, aşı için özellikle vücudun kapalı yerlerinin seçildiğini, aşılanan çocukların 8 gün geçtikten sonra sıtmaya tutulduklarını, sonra 2-3 gün yatakta yatıp oynamaya devam ettiklerini, vücutlarında çıkan kabarcıklar geçince hastalığı tamamen atlattıklarını ve bu aşının “her sene binlerce çocuğa uygulandığını” yazıyor. Etkilenen Lady, faydasına şahit olduktan sonra kendi çocuğunu da aşılatır; sonuç hayret verecek denli başarılıdır.

Sonra “Vatanımı çok sevdiğim için aşının İngiltere’ye girmesini çok isterim” diyor ve ekliyor: “(İngiltere’deki) doktorların kendi menfaatlerini insanlığın iyiliğine feda edebilecek kadar fedakâr olabileceklerine inansam bunu onlara yazmaktan geri durmazdım. Bilakis doktorları kızdıracağımı zannediyorum. Zira bu hastalık onlar için çok kazançlı bir iş. Sağ dönersem onlara karşı savaşma yürekliliğini gösteririm belki.”

Lady Montagu Türkiye’de sokaktaki acuzelerin bile bildiği bir aşıyı, 1717 yılında, yani bizim saf saf ‘Bilimsel Devrim’ yapıldığına inandığımız bir dönemde İngiltere’deki “geri kafalı” doktorların hem bilmediklerini söylüyor, hem de onlara kabul ettirmekte karşılaşacağı güçlükleri anlatıyor.

Avrupa’da, hele İngiltere’de tedavisi bilinmeyen çiçek hastalığı o kadar etkili olmuştur ki, insanların canlarını almakta, canlarını kurtarsalar yüz ve vücutlarında tahammül edilmez yaralar açmaktadır. Bunun kadınlar ve kızlar için ne büyük dert olduğunu tahmin edersiniz.

İngiliz doktorları         Lady’ye karşı

Mevcut Kraliçe II. Elizabeth’in İngiliz tahtında bulunmasının çiçek hastalığı sayesinde olduğunu söylesem güler misiniz bilmem. Ünlü tarihçi William H. McNeill “Plagues and Peoples” adlı kitabında Kraliçe II. Mary’nin 1694’de çiçek hastalığından öldüğünü, Kraliçe Anne’ın tek yasal varisi olan oğlunun da 1700 yılında aynı hastalıktan ölmesi üzerine tahtın boş kaldığını ve Hannover’den Elizabeth’in dedesi George’un getirilip tahta oturtulduğunu yazar (Anchor Books, 1989, s. 223 vd.).

Demem o ki, çiçek hastalığı deyip geçmeyin, tarihi değiştirmiş bir hastalıktır ve Lady Montagu tam da bu sıralarda keşfetmiştir Türklerin aşısını.

Lakin Londra’ya döndüğünde bir çiçek hastalığı salgını şehri kırıp geçirir. Zar zor bir doktor bulur ve onu 3 yaşındaki kızına Türklerin yöntemiyle aşı yapmaya razı eder. Ufaklık paçayı kurtarırken diğer çocuklar onun kadar şanslı değildir. Görülür ki aşı işe yaramaktadır ama yaptırmaya bir türlü cesaret edemez ‘bilimsel İngilizler’. En iyisi derler, mahkûmları kobay olarak kullanalım. Serbest bırakılacaklarına söz verilir ve aşılar yapılır. Ne şanslı mahkûmlardır ki hür olanlar patır patır ölürken onlar hem sağlıklarını korumuş hem de hürriyetlerine kavuşmuşlardır.

Yalnız bazı doktorlar çocuklara aşıyı yanlış zamanda uygularlar ve sonuçta bir kaç çocuk ölür. Bunun üzerine çiçek aşısı aleyhine kampanya başlar. Papaz Edmund Massey “Tehlikeli ve günahkârane aşı uygulaması” başlıklı bir törende (8 Temmuz 1722) çiçek aşısından “şeytani bir uygulama” diye bahseder ve onu Tanrı’nın inayetini kesmekle ve günah ve ahlaksızlığı teşvik etmekle suçlar! Hatta Legard Sparham adlı bir cerrah “Çiçek aşısının uygulanmasına karşı sebepler” adlı bir kitapçık yazar ve çiçek yaralarına “zehir” akıtmanın saçma olduğunu savunur.

Lady Montagu ise Türkiye’de gördüklerini ayrı bir kitap halinde bastırmak ihtiyacını hisseder. Ayrıca torunu Louisa’nın anlattığına göre İstanbul’dan o kadar büyük bilimsel cesaretle dönmüştür ki, Londra’da ev ev dolaşıp İngilizlere Türkiye’de gördüklerini anlatmış, hatta kızını da yanında götürüp defalarca İngiliz kadınların gözleri önünde aşılatarak aşının bir zararı olmadığını ispatlamak için çırpınmıştır (Kaynak: Abbas M. Behbehani, “The smallpox story”, Microbiological Reviews, December 1983, s. 463). Lakin Lady’nin halk, doktor ve papazlar tarafından yolda yuhalatıldığını ve hatta taşlandığını bile biliyoruz.

Bunlar 1722 yılında Londra’da yaşanıyor ve biz hâlâ Osmanlıya ‘geri kafalı’ muamelesi yapabiliyoruz, öyle mi? Utanç kaplamalı yüzümüzü, utanç!

Not: Rum kökenli bir Osmanlı doktoru olan E. Timoni’nin, Lady Montagu’nun mektubundan 8 yıl önce İstanbul’da uygulanan çiçek aşısı hakkında Latince bilimsel bir kitap bastırdığını ve bu kitabın Avrupa dergilerinde tanıtıldığını biliyor muyuz? Merak edenler bir zahmet Prof. Aykut Kazancıgil’in “Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji” adlı kitabına buyursunlar.

Mustafa Armağan.29 Mart-2015

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
salih 3 yıl önce

Rumlar bulmuş yani. Yine size ekmek çıkmaz oradan. Osmanlı'yı Osmanlı yapan azınlıklar zaten. Ama buna rağmen dandik bir ortadoğu devleti olmaktan ileriye gidemez senin zihniyetin. Çünkü akıl ve beyin yok. Uyduruk arap hurafelerine ve ruh hastası köle tüccarlarına tapmak var. Gerçek tarihmiş? Sen o tarihi anlat bakalım. Önce İslam peygamberinin 6 yaşındaki eşinden ve babasının adından başla.