Tapınakçılar nasıl ortaya çıktı?

- Bu haber 25534 kez okundu.

Tapınakçılar nasıl ortaya çıktı?

 Bugün şu derin devletin ana dayanaklarından biri olan şu Tapınakçılara bakalım isterseniz. Kim bunlar?.. Nereden gelip, nereye gidiyorlar..

Tapınakçıların işin başında muvahhid, mabedin koruyucusu, Hz. Davud ve Süleyman aleyhisselamın sahabelerinden oluştuğunu biliyor mu idiniz..

Hz. Yusuf Mısır’a vardığında aslında orada matematik, geometri, astronomi ve tıp önemli ölçüde gelişmişti.. Hz. Yusuf iyi bir rüya yorumcusu idi. Zaten daha çocukken müjdelenmiş ve kuyudan itibaren Cebrail’le birlikte bir yolculuğa çıkmıştı.. Hz. Yusuf’un M.Ö. 1300’lü yıllarda Tutankhamun döneminde yaşadığı hesaplanır.. Hz. Musa, Hz. Yusuf’tan birkaç nesil sonradır. Hz. Musa İmran’ın oğludur, onun babası Yahser, onun da babası Kahes’dir. Levi kabilesindendir, yani Yakup aleyhisselamın ikinci eşi Lea’dan olan Hz. Musa’nın annesi Yocheved’dir. Kız kardeşi Meryem, erkek kardeşinin adı ise Harun’dur.

Hz. Musa’nın fırtınalı bir hayatı var. Bir kavgaya karışır. Urfa’ya gider, Şuayb AS’ın kızı ile evlenir. Mısır’a döner. Mısırlı sihirbazlara meydan okur, Asa-yı Musa, yed-ı beyza, denizin geçilmesi ve diğer mucizeler ve ardından Kudüs’e yolculuk..

Hz. Yusuf’un torunu Rahme / Rahmet ya da Rahime Hz. Yakub AS’ın hanımıdır..

Hz. İbrahim’in iki eşi vardı, Hz. Sare ve Hz. Hacer. Hz. Hacer, Hz. İsmail’in annesi. Hz. Sare annemiz ise Hz. İshak’ın annesi. Hz. İshak’ın iki oğlu vardı. El İs ve Hz. Yakub, Hz. Yakub, soyu bin yıl peygamber olacak bir peygamber ailesidir. İs ise kral ailesidir. Her ikisinin mizacı uyuşmadığı için Hz. İshak çocukları arasında niza olmasın diye Hz. Yakub’u dayısı Leban’ın yurduna gönderdi.

Bir rivayete göre Hz. Yakup dayısının iki kızı Leyya/Lea ve Rahel ile evlendi. Leyya’dan 7 çocuğu oldu. Rahel kendi cariyesi Belha’yı Yakup AS ile nikahladı. Belha’dan Yakup AS’ın 3 çocuğu oldu. Bunun üzerinde Leyya, cariyesi Zelfe’yi de Yakup AS ile nikahladı. Yakup Aleyhisselamın ondan da 3 çocuğu oldu. Daha sonra Rahel’in Yusuf ve Bünyamin isimli 2 çocuğu dünyaya geldi..

Burada duralım.. Kendisine Zebur’un gönderildiği Davud aleyhisselam dönemi M.Ö. 1000’li yıllar olmalı. Davud aleyhisselam döneminde de birçok mucizeler gerçekleşti. Kılıcı ile ünlü idi.

Hz. Süleyman M.Ö. 900’lü yıllarda yaşamış olmalı. Gazze’de doğdu ve Kudüs’teki mabedi insan, cin ve bukağılı şeytanlarla inşa etti. İbranice, Şlomo veya Şelomo; Latince, Salomone denir. Hz. Davut ile Batşeba’nın oğlu Süleyman AS İsrail Krallığı’nın üçüncü kralı oldu. Kuş dilini bilir idi. Bütün zamanların en zengin kişisiydi.

Hz. Süleyman risaletinin 4. yılında, takriben M.Ö. 964’de mabedin inşasına başladı. Tevrat’ta göre tapınağının yapımına İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışının 480. yılında başlamıştır. Hz. Süleyman, babası Hz. Davud’un sarayını da inşa eden, dostu Sur Kralı Hiram’dan mabedin inşasında çok yönlü destek aldı. Mabedin inşasında Hiram (usta) fiilen çalıştı.. M.Ö. 957 yılında tapınağın inşası tamamlandı. Ancak çevre düzenlemesi otuz yıl kadar daha sürdü. Süleyman Mabedi, Kudüs’teki Harem-i Şerif’in bulunduğu dağ sırtının orta bölümünde yer alan, aynı zamanda İsra’nın gerçekleştiği makam olarak da bilinen Kubbet-üs-Sahra’nın olduğu yere inşa edildiğini söyleyenler çoğunluktadır.. Ahit Sandığı, Süleyman mabedinde “Kutsallar Kutsalı” olarak adlandırılan iç bölümde minberin üst kısmında muhafaza edilmiştir..

Hz. Süleyman’ın yaptığı mabed, “Birinci Mabed” olarak nitelendirilmektedir. Hz. Süleyman’ın vefatı sonrası krallık ikiye bölününce mabed güneydeki “Yahuda Krallığı” sınırları içerisinde kalmış ve yıkıma uğramıştı. Hz. Süleyman’ın oğlu Yahuda Kralı Revaham’ın zamanında, Mısır Kralı I. Şeşonk’un Kudüs’e yönelik saldırısında, Süleyman Mabedi’nin bütün hazineleri yağmalandı ve metruk hale geldi. Kral Yotam (M.Ö. 740-736), Hizkiya ve Yoşiya (M.Ö. 638- 609) dönemlerinde mabede birtakım tadilat, bakım ve dinsel temizlik yaptırıldı. Babil krallığına bağlı olan Yahuda devletinin isyan etmesi üzerine Kudüs’ün M.Ö. 597 yılında Buhtunnasr / Nebukadnezar tarafından ele geçirilerek yeniden yağmalandı. İlk işgalde çok fazla zarar görmeyen tapınak, Kudüs halkının yeniden isyan etmesi üzerine M.Ö. 586 yılında Kudüs’ü yeniden zabd eden Babil kralı 2. Nebukadnezar tarafından tamamen yıkıldı. Mabeddeki Ahit Sandığı kayboldu ve bir daha bulunamadı.

2. Nebukadnezar’ın tapınaklar, yollar, sulama kanallarının yanı sıra eşinin hatırına Babil’in Asma Bahçeleri’ni inşa ettirdiği söylenir. M.Ö. 630-561 arasında hüküm süren yeni kral Yeni Babil İmparatorluğu’nun sınırlarını Suriye’den Mısır’a dek genişletmiştir. M.Ö. 605 Kudüs’ü ele geçirerek M.Ö. 587’de Yahudileri esir alarak onları Babil’e sürmüştür. Sürgünün 70 yıl kadar sürdüğü tahmin ediliyor.

Sürgün M.Ö. 538’de Babil’in Persler tarafından fethi ile sona ermiştir. Pers kralı Büyük Kiros Yahudilerin Filistin’e dönmelerine izin verdi. Gitmeyenler bugünkü Bağdat ve Basra çevresinde ilk Yahudi diasporasını oluşturdular..

Tapınağı ve emanet sandığını korumakla görevli tapınağın koruyucu şövalyeleri, Hz. Süleyman’ın vefatından sonra hem tapınağın mimari yapısı ile ilgili sırları korumak ve hem de güvenliğini sağlamak, cinlerle yaptıkları işbirliğine ilişkin bilgilerin avamın eline geçerek, kötü maksatlarla kullanılmasını önlemek için bir lonca oluşturdular ve bir yeminle birbirlerine bağlandılar. İçlerinden biri öldüğünde ya da yeni bir kişiyi aralarına aldıklarında ona bu sırları öğretmeden önce yemin ettireceklerdi. Bu yapı Babil sürgününe kadar bir şekilde korundu.

Babil sürgünü sırasında şövalyelerin bir kısmı vefat etti, bir kısmı kaçtı ve bir daha bulunamadı, bir kısmı ise esir edilmişti.. Esir alınanlar, Nebukadnezar’ın baskısından kurtulmak için, ona karşı savaşmak üzere birtakım kişilerle sırrı paylaştılar ve yeni bir Şövalyeler Loncası oluşturuldu. Bu kez Mabedi korumak değil, Kudüs’e geri dönmek için kendi aralarında yemin ediyorlardı.. Mabedi yeniden inşa edeceklerdi. Ama bu sır bir kere halkın arasında yayılmaya, loncaya yeni adamlar kazanarak, Kudüs’e geri dönüş yolunu açacak savaşçılar için yeniden yapılanmaya gittiler.

Onlar cinleri kullanacaklardı, sonunda cinler onları kullandı.. Ve olan oldu.

Burada iki önemli olay var. Harut-Marut olayı ve Üzeyir aleyhisselam’ın Kudüs’e dönüşte Tevrat’ı yeniden bir araya getirmesi olayı....

Artık cin şişeden çıkmıştı.. Babil’de büyücülük aldı başına gitti.. Büyücülerle başetmek mümkün olmuyordu. Halk Kudüs’e geri dönüşten çok kıskançlık iç güdüsü ile, servet, güç ve iktidara ulaşmak için rakiplerini yok etmek için bu yöntemi kullanmaya başlamıştı. Harut ve Marut isimli iki melek, cinlerin kirli oyunlarına karşı insanlara korunmanın yollarını öğreteceklerdi, ama birileri onlardan korunma yollarını öğrenirken, aslında bu sırrı öğrenip onlar da bu işi yapmak istiyorlardı. Onun için melekler, onları bu konuda uyarmadan bu sırrı öğretmiyorlardı..

Babil sürgününden dönüşte iki önder vardı. Halkın ruhani lideri Üzeyir aleyhisselam (Yahudi literatüründeki Ezra) ve geri dönüş yolunun liderliği yapan Zerubabel ile o dönemdeki birçok tarihi şahsiyetin roller birbirine karışır.. Kral Kores Döneminde Sesbatsar Önderliğinde Dönüş olur. 2. Kral Darius Döneminde Zerubbabel Önderliğinde 2. dönüş. Kral Artahsasta Döneminde Ezra Önderliğinde bir dönüşten daha söz edilir.. Bu dönem çok tartışmalı bir dönem. Yahudiler Üzeyir aleyhisselama “Tanrının oğlu” dediler. Bunu demelerinin sebebi Üzeyir aleyhisselam, Tevrat ve Zebur’un dağılan sayfalarını topladı. Hafızları dinledi ibadet ve duaları yeniden düzenledi. Bir kısım Yahudi hahamları “Bunu ancak Allah’ın oğlu yapabilirdi” dediler.. Kimileri de onu Yahudilikte tecdit temelli reform yapan bir kişilik olarak görür. Ona uluhiyet isnat ettiler.. Daha sonra buradan yola çıkarak bir kısım Yahudiler, Hz. İsa’ya dini yeniden ihya ettiği, tamamladığı için O’na da uluhiyet isnat ettiler. Yani bu iddia Hıristiyanlıkla başlamadı. Yahudiler bir Mesih/Meşiyah bekliyordu, ama bir kısmı ona ilahlık isnat ederken bir kısmı da onu reddettiler.. Bazı Yahudi tarihçiler Ezra’nın Kudüs’e gelişi ile Nehemya’nın Kudüs’e gelişini ve rollerini karıştırır.

Babil sürgünü dönüşünde Zerubabel’in yönetimindeki Yahudiler, yıkılan mabedi yeniden inşa ettiler. Bu mabed M.Ö. 515’te tamamlandı. Bundan 150 sonra Yecüc Mecüc olayı Kaf dağının arkasında yani Kafkasya’da, Hazar ile Moğolistan arasında bir vadide gerçekleşti.. Böylece yeryüzünde serbestçe hareket eden son cin taifesi de yeraltına hapsedilmiş oluyordu.. Daha önceki dönemde cinlerin insanlarla birlikte yeryüzünde farklı bir hayat yaşadıkları bazı tarihçiler tarafından anlatılmaktadır.. Dolayısı ile cinlerle insanların işbirliği M.Ö. 350’lere kadar aktif bir şekilde devam etmiştir.. Tapınakçılar da bu ilişkilerden haberdardılar ve bu yöntemi etkili bir şekilde kullanmaktaydılar.

Hz. Meryem’in içinde yaşadığı mabed Kral Herod, döneminde. M.Ö. 20’de başladı. Bu mabed Romalı komutan Titus tarafından M.S. 70’de yıktırıldı. M.S. 132-135 yılları arasında Yahudi Simon Bar Kohban’ın başlattığı isyan, Romalılar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı ve mabedin kalan kısmı da yıkıldı.. Süleyman Mabedi’nden geriye Herod’un yaptırdığı Batı duvarı (Ağlama Duvarı) günümüze gelebildi. Bu olaydan sonra Yahudiler bulundukları bölgelerde küçük Havralar inşa ederek ibadetlerini buralarda yapmaya başladılar..

Üzeyir aleyhisselamdan sonra yeni tapınakçılar, daha çok ideolojik ve politik bir topluluktur. Romalılarla bazan anlaşarak bazan çatışarak varlıklarını sürdürmeye çalıştılar ve özellikle Hz. İsa’nın doğumundan sonra daha milliyetçi, Yahudi zenginlerin kontrolündeki havraların yöneticilerinden oluşan bir konsey etrafında toplanmaya başladılar.. Yeni tapınakçılar ve havraların koruyucuları çok farklı bir yapıdadır.. Giderek dini bir hiyerarşi ve otorite merkezi oluşturma yönünde örgütlenmektedirler.. Hz. İsa’nın doğumu ve ardından Hz. İsa’nın vahyi tebliğe başlaması ile Yahudilikte, cemaat yapısı ve şeriat tartışmaları ile ilgili tam bir kırılma yaşanır..

Bugünkü İncil’de Yuhanna’nın Vahyi, ya da Resullerin işleri bölümü, Pavlus’un mektuplarının İncil’e eklenmesi Yahudi geleneğinde ve Hıristiyanlıkta risaletin devam ettiğinin açık bir kanıtıdır. Ancak Yahudiler Hz. İsa’nın risaletine, İseviler ise Hz. Muhammed’in risaletine iman etmediler..

Yahudiler İsevileri dışlarken kendi gizli ve derin cemaati ile ordusunu da oluşturma yoluna gittiler. Yahudilerden Hz. İsa’ya inananlar ise, benzer bir yapıyı, Süleyman Mabedinin ilk dönemindeki Tapınak Şövalyelerini örnek alarak, Yahudilerden bağımsız ayrıca modellemeye çalıştılar..

Bu konuyu büyük ölçüde özetlemeye çalıştım ama burada da bitmedi. Mecburen yarın da devam edeceğiz. Selâm ve dua ile..

NOT: Dünkü yazımda Hz. Yusuf’un torunu Hz. Rahime annemizin Hz. Yakub’un eşi olduğu yazılmış. Hz. Yusuf, Hz Yakub’un oğlu. Hz. Rahime annemiz ise, Hz. Eyyub’un hanımı idi. Allah onlardan razı olsun.

Abdurrahman Dilipak,Yeni Akit 12 Ağustos 2015



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.