“Türk hukuk devrimi” kimin eseri? lozan ihaneti

  “Türk hukuk devrimi” denilen ve 1928’e kadar devam eden Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin kanunlarının çeviri veya uyarlama yoluyla “evlatlık alınması” sürecinin bizzat Lozan’da taahhüt altına alındığı genellikle gözden kaçırılır. ‘Lozan’da hangi taahhü

- Bu haber 93 kez okundu.

“Türk hukuk devrimi” kimin eseri? lozan ihaneti
  “Türk hukuk devrimi” denilen ve 1928’e kadar devam eden Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin kanunlarının çeviri veya uyarlama yoluyla “evlatlık alınması” sürecinin bizzat Lozan’da taahhüt altına alındığı genellikle gözden kaçırılır. ‘Lozan’da hangi taahhütlerde bulunduk?’ diye soranlar Lozan Antlaşması’nın arkasına eklenen “Yargı yöntemine ilişkin bildiri”yi okusunlar, yeter. İsmet İnönü, Rıza Nur ve Hasan Saka’nın imzalarını taşıyan bildiride “TBMM hükümeti, göreneklerde ve uygarlıktaki gelişmenin haklı göstereceği bütün reformları gerçekleştirmek için araştırma ve incelemelere girişmeğe hazırdır.” denilmekte ve şöyle devam edilmektedir: “Türk hükümeti, beş yıldan az olmamak üzere gerekli göreceği bir süre için hizmetine derhal Avrupalı hukuk danışmanları almak niyetindedir; bu danışmanları Tük hükümeti, 1914-1918 savaşına katılmamış ülkelerin uyrukları arasından Milletlerarası Adalet Divanı’nca düzenlenmiş bir çizelgeden seçecek ve bunlar Türk memurları olacaklardır.” Bu mu bağımsızlık? Neyi taahhüt ettiğimize bir bakalım: 1) Hükümet en az 5 yıl süreyle, 2) “Derhal”, 3) Avrupalı hukuk danışmanlarını hizmetine alacak, 4) Yalnız bunlar savaşa katılmamış tarafsız ülkelerden seçilecek ve, 5) Milletlerarası Adalet Divanı’nın belirlediği bir listeden sadece ‘seçme hakkı’ bizde olacak, 6) Türk gibi muamele görecek, yani devlet memuru olacaklar ve maaşlarını biz ödeyeceğiz. Bildirinin 2. maddesi ise büsbütün şaşırtıcıdır. Bu bir kısmı İsviçreli, Alman ve İspanyol tabiyetli danışmanlar İstanbul ve İzmir’de görev yapacak, hukuk reformları komisyonunun çalışmalarına katılacak, Türk hukuk, ticaret ve ceza mahkemelerinin işleyişini izleyecek, gerek gördüklerinde adalet bakanına rapor gönderecek, gerek mahkemelerin yönetimi, gerekse ceza ve kanunların uygulanması yüzünden doğabilecek şikâyetlere bakacaklardır. Bu ‘gölge adalet bakanları’na, konutların aranması, araştırmaların ve tutuklamaların yol açabileceği şikâyetlere bile bakma hakkı tanınmıştır. Dahası, İstanbul ve İzmir’deki arama ve tutuklamalar (bunların azınlıklar ve İngilizler, Fransızlar gibi ecnebiler olduğunu anlamak için arif olmaya gerek yok) gerçekleşir gerçekleşmez “gecikmeden” bu hukuk danışmanlarına bildirilecek, o kişiyi tutuklayan yargıç, yabancı danışmanlarla bakanlığa başvurmadan doğrudan doğruya muhatap olacaktır. Lozan’dan sonraki “devrimler”in kronolojisine baktığınızda bu yabancı danışmanların nasıl arı gibi çalıştıklarını görürsünüz. Bilal Şimşir’in ifadesiyle söylersek: “Böylece Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonraki ilk beş yıl içinde Türkiye’nin laikleşmesi tamamlanmış oldu. Bu “beş yıl”, Lozan’da, Türkiye’ye “danışman” olarak kabul edilen yabancı hukukçuların görev süresine denk düşmektedir. Hukuk sistemini laikleştirince yabancı hukukçuların görev sürelerini uzatmaya artık gerek kalmamıştır.” 1923-1928 arasında tıkır tıkır maaşlarını ödediğimiz danışmanların tam beş yılın dolduğu tarihte gitmiş olmaları ve bu tarihte bütün hukuk sistemimizin değişmesi bir tesadüf olabilir mi acaba? Mustafa Armağan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner70

banner69