HAYİM NAUM..LOZANDA BİZİ TESLİM PARDON TEMSİL EDEN YAHUDİ

  TARİHİMİZDEKİ BÜYÜK HATALAR Bir Yahudi’nin Lozan Heyetine dahil edilişi... Yaklaşık 33 senedir yakın tarih üzerine araştırma yapmaktayım. Bu sahada yazdığım eserlerin sayısı 20’yi geçti. Ayrıca 12 ciltlik ve 6 ciltlik yakın tarih ansiklopedilerin

- Bu haber 2476 kez okundu.

HAYİM NAUM..LOZANDA BİZİ TESLİM PARDON TEMSİL EDEN YAHUDİ
  TARİHİMİZDEKİ BÜYÜK HATALAR Bir Yahudi’nin Lozan Heyetine dahil edilişi... Yaklaşık 33 senedir yakın tarih üzerine araştırma yapmaktayım. Bu sahada yazdığım eserlerin sayısı 20’yi geçti. Ayrıca 12 ciltlik ve 6 ciltlik yakın tarih ansiklopedilerinin hem metin yazarı, hem A’dan Z’ye yayına hazırlayıcısı olarak çalıştım. Demem o ki, bu kadar mesâime rağmen hâlâ bir meseleyi çözebilmiş değilim. O da şu: Hayim Naum isimli Yahudi, Lozan’da Türkiye’yi temsil eden heyete nasıl dahil oldu? Kim dahil etti?

Adam Türkiye’nin temsilcisi, ama vazifesini yapar yapmaz Mısır’a gidiyor ve orada “Hahambaşı” olarak hizmetine kaldığı yerden devam ediyor. İşte bu nokta yakın tarihimizin “kara deliklerinden” birisidir.
Hayim Naum, Türkiye’yi temsil eden heyete nasıl girdi, bilinmez. Ama bilinen bir husus var, onun işin içine girişinden sonra Türkiye’de çok şey değil, âdetâ iğneden ipliğe “her şey” değişti. Öyleyse biz bilinmeyenler üzerinde değil de bilinenler üzerinde kafa yoralım. Belki böylece bilinmeyenleri de bir nebze olsun bilme imkanına kavuşmuş oluruz. Lozan’daki görüşmelerin birinci safhası 22 Kasım 1922- 7 Şubat 1923 tarihleri arasında cereyan etmiştir. O tarihe kadar Türkiye’deki “manzara-i umumiye” şu şekildedir: A) İdare şekli: İdarenin her noktasında İslâm mührü gözükmektedir. TBMM, 23 Nisan 1920’de dinî bir merasimle ve duâlarla açılışından 9 gün sonra, 2 Mayıs 1920’de Anayasa maddesi mahiyetinde bir kanun çıkarmıştır. “3 Numaralı Kanun”un 1. maddesinde kurulacak bakanlıklar belirtilmektedir. Buna göre protokolde 1. sırayı işgal eden bakanlık, “Şer’iye ve Evkaf Vekaleti”dir. Yani “Şeriat ve Vakıflarla ilgili konuları deruhte edecek bakanlık” Ayrıca yine bu kanunla kurulan bakanlıklar arasında “Adliye ve Mezahip” bakanlığı vardır. (Bknz:Prof. Dr. Suna Kili- Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük. Türk Anayasa Metinleri, s. 88,Türkiye İş Bankası Kültür yayınları. Ankara: 1985) Bakanlıkların adlarından da anlaşılacağı üzere o tarihte, Şer’î kanunlar yürürlüktedir.

Mahkemeler dört mezhebin içtihadına göre hüküm vermektedir. “Adalet ve Mezhepler Bakanlığı” da bunun yerine getirilmesini denetlemekle mükelleftir. TBMM’de 20 Ocak 1921 tarihli ve 85 Numaralı kanunla kabul edilen, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun, yani “Anayasanın” 2. Maddesinde şöyle denilmektedir: “İcra kudreti ve teşri’ selahiyeti milletin yegane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.” (a.g.e., s. 91) Bu anayasa maddesine göre, “Şeriata uygun kanun çıkarma yetkisi” TBMM’ne aittir. 1921 Anayasasının 7. maddesi ise aynen şu şekildedir: “Ahkâm-ı Şer’iyenin tenfizi [Şeriat hükümlerinin uygulanması], umum kavâninin vaz’ı [Bütün kanunların çıkarılması], tadili [değiştirilmesi], feshi, ve muâhede ve sulh akti ve vatan müdafaası ilânı gibi hukuku esasiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Kavanin [kanunlar] ve nizamat tanziminde muâmelât-ı nâsa erfak [uygulamaları insanlara en uygun] ve ihtiyacatı zamana evfak ahkâm-ı fıkhiye ve hukukiye ile [zamanın ihtiyaçlarına en uygun fıkhî hükümler ve esaslar ile] âdâp ve muâmelât esas ittihaz kılınır. Heyeti vekilînin [Bakanlar Kurulunun] vazife ve mesuliyeti kanun u mahsus ile [özel bir kanunla] tayin edilir.” (a.g.e., s. 92) B) İdarecilerin Konuşmaları: Anayasa, kanunlar ve idare şekli işte bu şekilde iken, o devrin idarecileri de bu kanunlara uygun konuşuyorlardı. Ne olduysa, Hayim Naum’un işin içine girmesinden sonra oldu. Türkiye’deki siyâsî ve kültürel tablo birdenbire ve 360 derece ters şekilde değişmeye başladı. İngilizler; “Türkiye İslâmiyetle alâkasını kesmeli!” diyorlardı.

Hayim Naum isimli Yahudi’nin Lozan’da Türkiye’yi temsil eden Murahhas Heyeti’ne nasıl dahil olduğunun tam olarak açığa çıkmadığını belirtmiştik. Yakın tarihimizde tam olarak açığa çıkmayan bir başka husus da bu Yahudi’nin temaslarıdır. İngiltere bu konuyu “devlet sırrı” gibi saklamaktadır. Ancak bu konuda açığa çıkmış bazı bilgiler mevcuttur. Necip Fazıl tarafından yayınlanan Büyük Doğu Mecmuası’nın 6 Ekim 1950 tarihli nüshasında bu Yahudi’nin temasları hakkında mühim açıklamalar yer almıştır. O tarihte, Lozan’da Türkiye’yi temsil eden heyetin başkanı İsmet İnönü hayatta idi ve yazılanlara en ufak itirazı olmamıştı. Bu dergide yazılanlara göre, Hayim Naum, Lozan Konferansı’ndan önce Amerika ve İngiltere’de birtakım mahfillerde temaslarda bulunarak onlara şöyle demişti: “Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz.

Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” Büyük Doğu Mecmuası’nda yer alan “Lozan’ın İçyüzü” başlıklı yazıda bu Yahudi’nin yaptıkları ve onun temasta bulunduğu kişilerin sözleriyle ilgili şöyle denilmektedir: “İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki: “‘Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâm’ı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.’ “Lozan’da Türk murahhas hey’eti başkanı bulunan ve henüz hakiki kasıtları anlamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki: “‘Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden...yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri –yani İsmet’in beslediği- azmin inkar edilmez delilidir. “Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yani İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kastettiğini ve bunu hangi maksat altında İslamiyet düşmanlarına ivaz [karşılık olarak verilen şey, bedel] diye takdim ettiğini sormak lazımdır. “Lozan Muâhedesinden sonra, İngiltere Avam kamarası’nda, ‘Türklerin istiklâlini ne için tanıdınız?’ diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap: “‘İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır.

Zira biz onları, maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.’ “Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor değil mi? “Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklal işinde gizli anlaşmanın müessiri tek kelime ile Yahudiliktir. Buna me’mur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum bu korkunç teşebbüse evvela Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizm şeflerine, Türk maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır.” (Büyükdoğu, 6 Ekim 1950, sayı: 29) Bu uyanık Yahudi’nin yaptıkları ve sebep olduğu neticeler öyle bir yazıya sığmaz. “Bir kişiden ne çıkar” denilmesin. Tarihte pek çok örneğinin görüldüğü gibi, “bir kişi” çoğu defa milyonlara, hatta yüz milyonlara tesir etmiştir. Hayim Naum da bunlardan biridir. Bu açıkgöz Yahudi’nin pek çok gayesi vardı. Gayelerinden bir tanesi de “beleş vatan sahibi olmak”tı. Hayim Naum’un heyete girişinden sonra neler oldu? Lozan görüşmelerinin birinci safhasında (20 Kasım 1922-7 Şubat 1923), Türkiye’yi temsil eden heyet büyük ölçüde, TBMM’de alınan kararlar çerçevesinde konuşmuş ve hareket etmişti.

Ne var ki, Hayim Naum’un heyette “resmen” yer alışından sonra durum değişecekti. 7 Şubat- 6 Mart 1923 tarihleri arasında devam edecek olan ikinci tur görüşmeleri esnasında ortaya bambaşka bir tablo çıkacak ve bu yeni tablo TBMM’de de şiddetli tartışmalara yol açacaktı. Lozan görüşmelerine gidilmeden hemen önce TBMM’de hâkim olan hava şuydu: Ülkede hâkim olan kültürel yapıdan aslâ tâviz verilmeyecekti. Zaten bunun gündeme getirilmesi bile düşünülmüyordu. Misak-ı Millî sınırlarından aslâ vazgeçilmeyecekti. (Yani Musul, Kerkük, Kıbrıs, Batı Trakya, Adalar, Hatay Anavatana dahil olacaktı.) Yunanlılar; İzmir, Uşak, Manisa, Denizli başta olmak üzere pek çok şehri, kasabayı, köyü yakıp yıkmış, Ege bölgesini viraneye döndürmüştü. Bunlardan mutlaka harp tazminatı alınmalıydı.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan ve ekleriyle birlikte 143 madde olan “Lozan Barış Sözleşmesi”ne baktığımızda, TBMM’nin ilk görüşünden büyük sapmalar olduğu görülür. Meselâ, sanki zaferi Yunanlılar kazanmış gibi, Batı Trakya’yı ve 12 Ada’yı Yunanlılar almış, harp tazminatı için, “Üzerine bir bardak soğuk su için!” denilmiş ve tek kuruş tazminat verilmemişti. Öte yandan uyanık İngiltere, Kıbrıs’a ve Irak’ın petrol bölgesine, Musul ve Kerkük’e kısa zamanda el koyacak şekilde bir statü tespit ettirmiş, Hatay bile Anavatan sınırları dışında bıraktırılmıştı. Lozan’ın bu halini, TBMM’nin tasdik etmesi mümkün değildi. Bu tasdik ancak, anlatması çok uzun sürecek, Birinci Meclis’in tasfiyesinden sonra mümkün olmuştur. Lozan Antlaşması’ndan hemen sonra, idarede söz sahibi olan parti, İslâmiyeti bütünüyle devre dışı bırakmayı, hatta İslâm dininin yerine Hıristiyanlığı kabul ettirmeyi tartışmıştır. Bu konuda yüzlerce sayfa tutarında konuşmalar kayıtlara geçmiştir.

Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerden bir kısmı da hocalar üzerineydi. 19 Ağustos 1923 günü Kazım Karabekir’in evine yemeğe gelmiş olan İsmet İnönü, “Lozan’dan sonra yapılacak işler üzerine” görüş beyan ederken şöyle demişti: “Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılâbı yapmazsak hiçbir zaman yapamayız.” (Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, s. 97) Lozan’dan sonra Türkiye’de neler olup bittiği sır değildir. Manzara-i umumiye şöyledir: Bu ülkede hakim olan bin yıllık tarih ve kültür kanlı gözyaşı dökmektedir. Hayim Naum ise Hahambaşı koltuğuna oturduğu Mısır’da son derece mutludur ve avuçlarını oğuşturarak olup bitenleri seyretmektedir. Gelecekte hür tarihçilerin bu konuyu daha da derinlemesine araştırdıklarında ortaya çıkacağı üzere, esrârengiz bir simanın, yani Hayim Naum’un Lozan’da Türkiye’yi temsil eden heyete dahil edilmesi tarihimizdeki büyük hatalardan biridir.

Burha Bozgeyik - Milli Gazete
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.