OSMANLI'NIN PARÇALANMASI CUMHURİYETİN KURULMASI

Lionel de Rothschild’i gösteren bir karikatür. paraa torbaları üstünde oturan Barondan borççç alabilmek için dünya hükümdarları önünde saygı ile eğiliyorlar. Rothschild Ailesi (Bireyler tanımazlar,Lakin bir çok ülkenin diplomatı bu ailenin adını çok iy

- Bu haber 131 kez okundu.

OSMANLI'NIN PARÇALANMASI CUMHURİYETİN KURULMASI
Lionel de Rothschild’i gösteren bir karikatür. paraa torbaları üstünde oturan Barondan borççç alabilmek için dünya hükümdarları önünde saygı ile eğiliyorlar. Rothschild Ailesi (Bireyler tanımazlar,Lakin bir çok ülkenin diplomatı bu ailenin adını çok iyi bilir,devlet idarecileri dahil.! Rothschild Ailesini kısaca bir tanımak lazım. Almanya çıkışlı olan ve zamanla Avusturya, Fransa, İngiltere, İtalya ve nihayet Amerika’ya da yayılan Rothschildler, krallara  krediii  vererek ve savaşları finanse ederek 19. yüzyılın en zengin ailesi olmuştur. Bu geniş aile kendi içlerinde evlenerek servetin dışarı çıkmamasını sağlamış, bu sayede zenginliklerini günümüze kadar devam ettirmeyi başarmıştır. Bunun tek istisnası, Carnarvonlar gibi mevki veya servet sahibi aileler olmuştur. Bu aileleri kendilerine bağlamak için zaman zaman kız alıp verdikleri olmuştur.19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında hükümdarlar memleketleri, Rothschildler de hükümdarları idare etmektedir. O zamanlar Yeni Zelanda’dan Brezilya’ya dünya üzerinde Rothschildlere borcu olmayan devlet yok gibidir. İngiltere Kraliçesi, Rus Çarı, Türk Sultanı, Japon İmparatoru hepsi Onların müşterisidir. İngiltere, Amerika ve Fransa merkez bankalarının yanısıra Sultan Abdülaziz zamanında kurulan ve banknot basma imtiyazını elinde bulunduran Bank-ı Osmanî-i Şâhâne de Rothschildlerin kontrolündedir. Maddi güçleri sayesinde teşkil etmek istedikleri Yeni Dünya Düzeni için dünya mason teşkilatını kullanabilmektedirler. Dünya maden ve petrolleri neredeyse tekellerindedir, fiyatlarını istedikleri gibi kontrol etmektedirler. En mühim gazete ve haber ajanslarının ortaklarıdırlar. Medyadaki güçleri sayesinde muhtelif ülkelerin borsalarında panik meydana getirerek satışa çıkartılan hisseleri ucuza kapatabilmekte ve istedikleri ülkeler üzerinde medya baskısı kurabilmektedirler. Bir yandan da hayır işleri ile uğraşmakta ve hastaneler, yetimhaneler açmaktadırlar. Ayrıca küçük yaşta babasını kaybetmiş Yahudi çocuklarını himaye etmekte ve gerektiğinde istidadı olanları iktidara taşımakta veya mali cihetten destekleyerek şirketlerinin başına geçirmektedirler. En mühimi de Osmanlı İmparatorluğunda açtıkları Alyans (Alliance İsraelite), B’nai B’rith ve Notre Dame de Sion gibi Fransız usulü laik eğitim veren mektepler ile gençlere laik ve modern bir eğitim vermekte ve buradan yetişen gençlerle Osmanlı İmparatorluğunun modernizasyonunu ve İslamiyetin protestanlaştırılmasını sağlamaktadırlar. (Kraliçe Victoria zamanında İngiltere’de, sömürülecek devletlerin ekonomik dönüşümünün sağlanmasının kültürel dönüşüm ile birlikte olacağı fikri hakim oldu. Bu yüzden İngiltere, sömürgelerinde misyonerlik faaliyetlerine başladı. Hindistan’daki Müslümanlar ve Hindular, bu Hristiyanlık propagandasına isyan edince İngiltere bundan sonra farklı bir yol takip etti. Sömürge devletlerde mektepler açtı. Sömürge ülkelerdeki kültürel dönüşümü, buradan yetişen gençler sayesinde sağladı. Osmanlı İmparatorluğunda da böyle laik eğitim veren çok sayıda ecnebi mektep açılmıştı. Emmanuel Carasso, Haim Nahum, Albert Antebi, M. Kemal, Halide Edip vb. hep böyle mekteplerden yetişmiş insanlardır. Cecil Rhodes, sağladığı Rhodes bursunun temelindeki mantığı 1888 yılında Lord Rothschild’e anlatırken şöyle demiştir; “Eğer bulabilirsen Cizvit’lerin tüzüğünü al ve oradaki Roma Katolik Dini ibaresinin yerine İngiliz İmparatorluğu yaz.” 16. yüzyılda Katolik Hristiyanlığı yaymak maksadıyla kurulan Cizvitler, düşmanları ile asla açıktan kavga etmezlerdi. Bunun yerine uzun vadeli planlar yapar ve misyonerlik ve eğitime odaklanırlardı. Fransa Clermont’ta bulunan Cizvit koleji zamanının en iyi mektebiydi. Hususi okullarında çok iyi eğitim verirler ve yetiştirdikleri bu gençleri düşman müesseselerin bünyesine yerleştirir, bu sayede gizlice düşmanlarını yıpratır ve yüzyıllar sürse bile nihayetinde yıkarlardı.) Osmanlı İmparatorluğunun Sultan Abdülmecid’e kadar hiç dış borcu yoktur, fakat hazine tükenmiştir. Rothschildler, Sultan’a Karadeniz’deki bakır madenlerinin imtiyazı karşılığında kredi teklif etmişler, Sultan ise bunu reddetmiştir. Derken saçma-sapan bir sebep yüzünden Kırım Harbi patlak verir. Harp ise masraf demektir. Mecburen İngiltere’deki Rothschildlerden borçç alınır. Harp, İngiltere tarafından kasıtlı olarak uzatılır. Borcu verir vermez Sultan Abdülmecid’den reform talebinde bulunurlar ve Sultan bu yüzden Islâhat Fermânını ilan etmek mecburiyetinde kalır. Rothschild Ailesi aynı zamanda Siyonist hareketin de önderliğini yapmaktadır; bir yandan Filistin topraklarını elinde bulunduran Osmanlı Sultanlarını mali cihetten sıkıştırıp borçları karşılığında Filistin’i ve daha da mühimi, o coğrafyadaki petroll arazilerini almak için teşebbüslerde bulunmuşlar, bir yandan da bu toprakları kontrol altında tutabilmek için Filistin’e Yahudi göçünü teşvik ederek orada koloniler kurmuşlardır. (Hatta 1826 yılında İstanbul’a Sultan ile görüşmek üzere giderken İzmir’e uğrayan Baron Rothschild, buradaki Yahudilere daha o zaman Filistin’de bir vatan sözü vermiştir.) Mason Mustafa Reşid Paşa’nın hariciye nazırlığı zamanında yabancı gazetelerde, Filistin’in de dâhil olduğu Suriye eyaletinin dört paşalığının 20 milyon pound karşılığında Rothschildlere satılmasına karar verildiğine dair haberler çıkmıştır. Anlaşılan Sultan Abdülmecid bu satışa sonradan mani olmuştur. Sultan Abdülmecid’in kardeşi Sultan Abdülaziz, baskılara dayanamamış ve yabancılara toprak mülkiyeti hakkı tanımak mecburiyetinde kalmıştır. (Rothschildlere bu işlerinde Sultanların bankeri İstanbullu Kamondo Ailesi de rehberlik etmiştir.) Yine Nisan 1876’da Alphonse de Rothschild’in, Fransız elçisiyle beraber Sultan Abdülaziz’e gideceğine ve ona Filistin vakıf toprağının ipoteği karşılığında Osmanlının tüm borçlarının yarısının ödenmesi teklifinde bulunacağına dair haberler ortalıkta dolanmıştır. Görünen o ki Sultan Abdülaziz bunu kabul etmemiştir. Çünkü bir ay geçmeden tahttan indirilmiş ve darbecilerce katledilmiştir. Yerine şehzade iken amcası Sultan Abdülaziz ile gittiği Londra’da Galler Prensi Edward tarafından mason yapılan Murad Efendi geçmiş; fakat O da akl-i dengesini yitirince taht Sultan Abdülhamid’e kalmıştır. Kumarda her zaman kasanın kazandığı gibi savaşlarda da kazanan taraf her zaman Rothschildler’dir. Buna bir başka misal Yunanistan Savaşıdır; 1830 yılında Osmanlı’dan ayrılan Yunanistan’ın Rothschildlere borcu yoktur, ta ki 1897 Osmanlı-Yunan Savaşına kadar. Yaklaşık bir ay süren savaşın sonunda Osmanlı Devleti galip gelmiş ve Yunanistan 30 milyon dolarr  savaş tazminatı ödemek mecburiyetinde kalmıştır. Zengin bir devlet olmayan Yunanistan bu parayı tabii ki Rothschildlerden borç almış; fakat para Osmanlı’nın kasasına değil, Onların da bu aileye borcu olduğu için doğrudan yine Rothschildlerin cebine girmiştir. Türkiye ile Yunanistan savaşmış; Türkiye galip gelmiş fakat parayı alan Rothschildler olmuştur. Basil Zaharoff Rothschildlerin ‘Vickers’ adında bir silah ve ‘Le Nickel’ adında silah şirketlerine hammadde satan başka bir şirketi vardı. Rothschildler, en büyük hissedarının Zaharoff olduğu the Maxim Nordenfeldt’i 1897 yılında satın almış ve Zaharoff’u hem Vickers’ın hem de Le Nickel’in başına geçirmişti. Peki, kimdi bu Zaharoff? Çok göz önünde olmayan bir hayat yaşayan Zaharoff’un kökeni hakkında muhtelif rivayetler vardır. Türkiye’de doğmuş bir Rum olduğunu söyleyenler de vardır; Rusya doğumlu bir Yahudi olduğunu da. Kesin olan tek şey İngiltere’de okuduğu ve Fransız vatandaşı olduğudur; fakat yaptığı işler umumiyetle İngiltere lehine olurdu. “Savaşlar çıkartırım, bu sayede iki tarafa da silah satabilirim.” diyen Zaharoff, Türkçe, Yunanca, Fransızca, İtalyanca ve Almanca biliyordu. Savaş gemileri ve uçak inşaasından petrolle , çelik imalatından liman idaresine çok farklı sahalarda iş yapıyordu. Sultan Abdülhamid’e Osmanlı’nın ilk denizaltılarını O satmıştı. Vickers’ı dünyanın en büyük silah şirketlerinden biri haline getirmişti. Zaharoff’un idaresinde dev bir şirket olan Vickers’ın müdürleri arasında kimler yoktu ki; 2 dük, 2 marki, 50 kontun aile fertleri, 15 baronet, 5 şövalye, 21 bahriye subayı, 2 Bahriye Nazırlığı memuru ve çok sayıda gazeteci. Ayrıca İngiltere Avam Kamarası’nın 13 azası da Vickers’ın idari heyetindeydi. Hatta Carasso ile ortak olup Balkan Harbinde ve Birinci Cihan Harbinde Türk ordusuna gıda ve silah satarak köşeyi dönen Parvus da Vickers’ın hissedarıydı. Vickers, Çanakkale Harbi esnasında İttihatçılara iki dretnot ve bir muhrip filosu satmıştı. Zaharoff, ticari çıkarları için mecburen siyaset ile de ilgileniyordu. Alman taraftarı olan Yunanistan Kralı Konstantinos’u devre dışı bırakması ve Yunanistan’ı İngiltere ve Fransa safında Cihan Harbine sokması için Venizelos’a servet teklif etmişti. Zaharoff, Kurtuluş Savaşı diye bilinen Yunan Harbinde Yunan ordusunu kendi cebinden finanse etmiş ve 4 milyon pound masraf etmişti. Evvela 1918 yılı başında Paris’te bir banka satın almış ve adını ‘Banque de la Seine’ koymuştu. Sonra Yunanistan Başbakanı Venizelos ile görüşmüş ve Onu Anadolu’ya çıkmaya ikna etmişti. Zaharoff, Yunanistan Anadolu hareketine başladıktan sonra 1920 yılında İstanbul’da ‘Banque Commerciale de la Méditerranée’ adında yeni bir banka kurmuştu. Hemen ardından ‘Société Française des Docks et Ateliers de Constructions Navales’ adında bir cemiyet kurarak ve Osmanlı Devleti limanlarının kontrolünü almak istemişti. Fakat İstanbul Hükümeti bunu reddetmişti. Bunun üzerine Sevr imzalanmış ve dengeler M. Kemal lehine değişmişti. ‘Banque de la Seine’, Standard Oil ile beraber artık M. Kemal’i destekleyecekti. Zaharoff’un Yunan Ordusunu desteklerken yaptığı masraflar şirketteki arkadaşları tarafından paylaşılmıştı. Ayrıca Anglo-Persian Oil Company ile beraber yaptığı petrolll yatırımları ile bu kayıplarını telafi etmişti. Harpten sonra bir müddet daha çalışmış, ardından emekliye ayrılmış ve kalan ömrünü Paris’teki şatosunda ve Rothschildlerle beraber satın aldığı Monte Carlo Gazinosunda bir tekerlekli sandalyede geçirmişti. Zaharoff, 1908 yılında Fransız Légion d’honneur, 1918 yılında Yunan Harbini planladığı için İngiltere’de Grand Cross of the Order ve Knight of Bath ve 1919 yılında Grand-Croix nişanları ile mükâfatlandırıldı. Rosita Forbes, bir görüşmesinde Zaharoff’a “Nasıl bu kadar yüksek miktarda silah satabiliyorsun?” diye sorar. Zaharoff, “İktidardaki nazırın karısı veya metresi ile gevezelik ederek.” diye cevap verir. “Daha henüz gençken her halk figürünün arkasında bir kadın olduğunu fark etmiştim. O kadınla tanışıyor, Ona çiçekler ve mücevherler gönderiyor, kur yapıyor ve nihayet istediğimi kocasına veya sevgilisine satıyordum.” “Kadınlar en iyi işbirlikçidirler. Senin asla tek başına ‘yapman gereken budur’ diye ikna edemeyeceğin bir adamı, onlar edebilirler.” Karadul Victoria Sultan Abdülaziz 1867 yılında Avrupa’ya yaptığı seyahatte İngiltere’ye de uğramış ve Kraliçe Victoria’nın misafiri olmuştu. Bu seyahatten sonra on sene geçmeden Sultan bilekleri kesilerek öldürülmüştü. Ne yazık ki Kraliçe Victoria’nın misafiri olduktan sonra öldürülen tek soylu kendisi değildi. İran Şahı Nasıreddin, Rus Çarı II. Aleksandr, Avusturya İmparatoriçesi Elizabeth, Fransa Veliaht Prensi Napolyon, Portekiz Kralı Pedro, Bavyera Kralı Ludwig, Avusturya Veliaht Prensi Rudolf, Meksika İmparatoru Maksimilyan, Bavyera Düşesi Sophie Charlotte, Belçika Prensi Baudouin; hepsi aynı kaderi paylaşmıştı. Rivayete göre Sultan Abdülaziz darbe ile tahttan indirilince Kraliçe, İstanbul’daki İngiliz elçisi Sir Henry Elliot’a telgraf çeker. Telgrafta “Soignez le bien” yazar, yani “Ona iyi bakın!“. Fakat İstanbul’da telgraf “Saignez le bien” olarak okunur, yani “Onu iyi kanatın!“ Rothschild Zekâsı Rothschild Ailesinin bu zenginliğinin sebeplerinden belki de en mühimi, biraz da Yahudi olmalarından olsa gerek, iktisat sahasındaki müthiş zekâlarıdır. Bununla alakalı şöyle bir hikâye anlatılır; Fransız bir tefeci, Baron Rothschild’e gelip bir asile 10 bin frank borçç  verdiğini; fakat karşılığında herhangi bir borç senedi almadığını, adamın da İstanbul’a gittiğini söyler. Ne yapacağını sorar. Baron, “Ona yaz ve sana olan 70 bin frank borcunu geri vermesini söyle.” der. Adam “İyi de bana sadece 10 bin frank borcu var.” deyince Baron da “Elbette. O da zaten sana bunu yazacak, böylece senin de elinde senedin olacak!” şeklinde cevap verir. Bir diğer hikâye de şudur; İflas eden bir soylunun oğlu, Lord Rothschild’e bir mektup yazar, durumunu anlatır ve Lord’dan kendisine yardım etmesini ister. Lord Rothschild, genci ofisine çağırır, koluna takar ve beraber yürüyüşe çıkarlar. İngiltere Bankası’na ve Londra Borsasına uğrarlar. Lord Rothschild, delikanlıyı buralarda birkaç meşhur broker ve finansçı ile tanıştırır. Çıkışta ise gencin elini sıkar ve Ona iyi şanslar diler. Delikanlı şaşırmıştır, üzüntü içinde “Bana yardım etmeyecek misiniz?” diye sorar. Lord “Sevgili dostum,” der, “eğer düşündüğüm kadar zekiysen ne yapacağını bilirsin.”. Genç düşünür ve sonunda mesajı alır. Koşarak Lord’un kendini tanıştırdığı finansçıların yanına gider ve onlardan kuracağı iş için krediii ister. Adamlar, Lord’un koluna girecek kadar samimi dostunu tabii ki kırmaz ve istediği krediyi hemen verirler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.