Nutuktan Yalanlar Ve Dr Rıza Nur.

Trablusgarb ve İttihatçı İhaneti “İtalyan ordusu, Trablus’a çıktı. Sadrâzam, İbrahim Hakkı Paşa (İTtihatçı) idi. İtalya’nın ilân-ı harbi resmi kağıdı gelmiş, Sadrâzam gece kulüpte imiş, oyun oynurmuş. Getirilen kağıdı okumamış, cebine sokmuş, yirmi dört s

- Bu haber 193 kez okundu.

Nutuktan Yalanlar Ve Dr Rıza Nur.
s Trablusgarb ve İttihatçı İhaneti “İtalyan ordusu, Trablus’a çıktı. Sadrâzam, İbrahim Hakkı Paşa (İTtihatçı) idi. İtalya’nın ilân-ı harbi resmi kağıdı gelmiş, Sadrâzam gece kulüpte imiş, oyun oynurmuş. Getirilen kağıdı okumamış, cebine sokmuş, yirmi dört saat de cebinde unutmuştur. Sonra bir bakmış ki, İlân-ı Harb!.. Bu adam çok vurdum duymazdı. Sadrâzam idi, fakat gece sabaha kadar Beyoğlu’nda idi.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 291 Dalkavuk Meclisleri “Meşrutiyetin ilk meclisi, Türkiye’nin teşriî tarihinde daima şerefini muhafaza edecektir. Başlangıca rağmen hakikaten meclis idi. Hükümetle (İttihatçılarla A.B) kahramanca savaşmıştır. Ondan sonraki meclisler tamamıyle “evet efendimci” bir meclis olmuşlardı. Meşrutiyetimizde yüz karasıdırlar. Mebuslar, hükümetin esir, köleleri oldular. Yalnız tek fırka. Hükümet ne derse makine gibi eller kalkar. Tabii bunlar meclis değil, Türkün şerefli tarihine birer lekedir. İkin şerefli meclis, Ankara’da açılan ilk Büyük Millet Meclisidir. (Mustafa Kemal Paşa’nın düşürdüğü ve dağıttığı A.B) Adı gibi büyüktür. Bu adı ondan sonrakilere de verdiler. Büyük haksızlıktır. Bunlar da birer köle, dalkavuk meclisleri, Mustafa Kemal ve İsmet’in katil, cinayet ve soygunculuğuna âlet birer kara lekedir.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 290 İttihatçı Kadrolar “Rumların bir kısmı İttihatçı idi; bir kısmı Başo ve Kozmidi ile beraber ayrı bir teşekkül halini almışlardı. Arnavutlardan ekserisi İttihatçı birazı da bizim gibi muhalifti. Araplar bir Arap fırkası yapmak hevesine düşmüşlerdi. Yahudiler İttihatçıydı. İttihatçılar bize taarruzlarında Türk’ten gayrı ve vatan hainleri ecnebi unsurlarla birleştiğimizi en büyük yüz karası olarak ileri sürüyorlardı. Bu tamamıyla hakikata zıt ve tezvirdi. Muhalefette Türk de, Arap da, Aranavut, Rum ve Ermeni de vardı; fakat bu unsurlar kendilerinde de vardı. Hem de bu unsurların ekseriyeti ittihatçılarda idi. Hatta Taşnaklar İttihatçıların o kdar hararetle partizanları idiler ki Zehrap her vesilede onları müdafaa eder, Vartekes her müzakerede onlar lehine ve muhalefet aleyhine komiteci, gözleri dönmüş, ağır ve hakaretle sözler söyler, muhalefete eşkıya gibi saldırırdı. Zaten eşkıyalıktan gelme idi. ” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 275 Balkan Harbi ve Mustafa Kemal “Balkan Harbinde son devrede Bulgar ordusu Tekirdağı’nda ve daha yukarlarda bulunuyordu. Tarafımızdan Gelibolu Şibih Ceziresi’ni müdafaa için bir ordu gönderilmişti. Bunun erkân-ı harbi Ali Fetih ve Mustafa Kemal’di. Enver’in tertibi üzere aynı zamanda bunlar da Bulgarlara hücum edecekler, Bulgar fırkalarını mahvedeceklerdi. Tertip yapıldı. Fakat Enver’in hücumunu beklemeden Mustafa Kemal Bulgarlara hücum etti ve perişan olup kaçtı. Artık Bulgarların Gelibolu Şibih Ceziresine girmesinden korkulup Enver’in kuvveti de oraya gönderildi. Bunun tahkiki için Miralay Sadık Sabri gönderilmişti. Bu adam, oraya çıkar çıkmaz iskelede Kolağası Ali Hasan’ı görmüş. O, bu felaketin Mustafa Kemal’in hiyaneti üzerine olduğunu söylemiştir. Mustafa Kemalin ihaneti yapmasının sebebi, Enver’in şeref kazanmaması, bu şerefi kendisinin almasıdır. Sadık Sabri gidip işi mezkûr fırkların zabitleridne tahkik etmiş, hepsi de işte hiyanet olduğunu söylemişlerdir. Sadık Sabri bunu Mustafa Kemal’e sormuş, cevap vermemiş. Bunları bizzat Sadık Sabriden öğrendim. Gazzeli Cemal, bu mesele hakkında bir risale neşretmiş. Fethi ona cevap vermiştir. Ne fecidir! Bizde böyle bütün hiyanetler cezasız kalır.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 339, 340 Harp Sırasında İsyan Çıkartan Paşa! “A Mustafa Kemal! Halâskâlar isyanında sen de dahildin. Selanik’te Galip Paşa ile beraber askeri bizim lehimize ayaklandırdınız. A Mustafa Kemal, sen Enver’i çekemez, yerine geçmek için onu devirmek isterdin, bunun için de bir düziye orduyu ayaklandırmaya çalışırdın. İsyan kötü ise orduyu siyasete alet edip alet edip ayaklandırmak bunun eşna nev’idir. Sen bunları, hem de sırf mevki için, birçok yaptın. Mesela, dahası var, Harb-i Umumi esnasında İzzet Vehip Paşalar ile Enver aleyhine isyan teşebbüsüne girdin. Hem de şenii şu ki, bu dosyalaru Enver’e kendi elinle vererek, bu paşalar aleyhine casusluk en adi süfliliği yaptın, kendini kurtarmak için arkadaşlarını yakmak istedin. Ve yine isyanı, harp zamanında yaptın ki, bu da büyük bir denaettir. Enver’in Moskova’da bana Mustafa Kemal’in Harb-ı Umumi esnasında orduyu isyana teşvike çalıştığı hakkında söylediklerini de ilerde zikredeceğim.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 315 Bu da Olursa Kıyamet Günü Geldi Demektir “İttihatçılar yine Mustafa Kemal’e nisbetle çok iyi adamlarmış. Bir İstiklâl Mahkemesi ile işi temizlemeyip ekseriya kanunî vasıtalarla uğraşırlardı. Gelen kadı, giden kadıya rahmet okutur derler ya, hakikaten öyle. Padişahlara kızdık, Meşrutiyet oldu, derken Abdülhamid’i aradık(!) İttihatçılardan çok çektik, aman dedik. Mustafa Kemal tepemize oturdu; -Ah ittihatçılar, meğer siz zemzemle yıkanmışsınız, dedik. Bu zavallı milletin talihi budur. Bakalım ileride de Mustafa Kemal’i aratacaklar mı? Bu da olursa kıyamet günü geldi demektir.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 276 Nutuk’ta Yalanlar “Şimdi milli kıyam serlevhasıyla bir bahis açıyorum. Buna ipdidasından yeniden başlıyorum. Geçen yıl Mustafa Kemal Mecliste altı gün süren bir nutuk söylemiş, kendi mahlukatı olan mebusları altı gün dinletmiş, devlete masrafla bunlardan elli bin nüsha basmışlar. Uzun bir şey. Getirttim, okudum. Bütün harekâtı baştan sona kadar yazmış. Fakat gördüm ki; birçok yerler yanlış, birçok mühim vukuatı ise hiç zikretmeksizin geçmiş. Her satırında görülüyor ki bütün işleri yalnız kendisinin gördüğünü, kerametler yaptığını, harikalar yarattığını anlatıyor. İşine gelen vesikaları koymuş; gelmeyenleri koymamış. Madem ki; vesika koyuyorsun hepsini koysana! Her vak’a için yüzlerce vesika var. Koyduğu vesikalarda bile sahtekarlıklar, rötuşlar, tahrifler son kerametler, Firavun ve Nemrutdan müthiş gururlar var. Bu kitabın mütalaasından anlaşılıyor ki; bu adam bütün vukuatı kendi lehine tebdil etmiştir. Tarihi tağyire cür’et etmiştir. Mükemmel bir tarih sahtekârı olmuştur.(…) Dün olan, yüzler ve binlerce şahidi bulunan bu vukuat hemen bugün tağyir edilebilir mi? Hangi asırdayız? Biz zaten bunları yazmak istiyorduk. Bu nutku görünce tarihe, ilme, insaniyete, Türk’e hizmet lüzumunun şiddeti içinde bulunmak dolayısla bizim için hakikatın millete ve Cihan’a tevdiinin tekâsül edilemeyecek bir vazife olduğunu tamamen anladık. Binaenaleyh hem yazıyorum, hem de bu nutku da önüme koydum. Sahtekârlıklarını tashih ediyorum.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s452 Vatanperverler Temizleniyor “Evet Mustafa Kemal şahsî birtakım kusurlar için: Gece gündüz içiyor, bol ve açık fuhşiyat yapıyor. Hırçın, kimse ile iyi geçinemiyor. Rıza gibi herkes de zaten bundan şikayette. Rıza Bey Kırşehir’in eşrafından, çiftlikleri var. Ailesi çok. İsterse beşyüz atlı yapar. Nitekim sonra Yunanlılara karşı gönüllü gitti. Bin atlı topladı. Bizden evvel Mustafa Kemal Sivas’dan Ankara’ya geleceği vakit, Mustafa Kemal’i kumandan Ali Fuad himaye etmiş; fakat vali olan Refî Cevat’ın babası Ferid Paşa İngilizlerin adamı olduğundan onu kaldırmak lazım gelmiş. Rıza’ya söylemişler. Beş-altı atlı ile gelmiş. Vali şehirden gezmeye çıkarmış. Çankırı kapısının yanlarında pusu kurmuş, valiyi yakalayıp götürmüş. Bunun üzerine Mustafa Kemal gelebilmiş. Bu adam bu kadar hizmet etmiş ama Mustafa Kemal yine onun şiddetle aleyhinde. Ağzını açıp neler söylüyor. Zavallıya iftira edip İngiliz casusu diyor. Münasebeti yok. Ben Rıza’nın yüreğinin içini öğrendim. Bilakis pek vatanperver. O da bunları işitiyor. Mustafa Kemal’in aleyhinde söyleniyor. İş açık Mustafa Kemal bu adamdan kendisini de bir gün yakalayıp dağa götürür diye korkuyor, mesele bundan ibaret. Onu lekeleyip imha etmek istiyor. Cesaret edip yapamıyor da.. Çünkü henüz kuvveti yok, kamarilla da teşekkül edememiş.. Bu arzsunu o vakit yapamadı ama beş altı yıl sonra yaptı. Zavallıyı hiçbir sebepsi darağacında sallandırıverdi. Hâlâ kendisini basmak korkusu altında idi demek..” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 449 Vatanperverlere Atılan İftiralar “Yusuf Kemal ile âyan dairesinde Âyan reisi Tevfik Paşa’ya gittik. Ankara’ya gideceğimizi söyleyip fikrini sorduk. Bu mübarek ihtiyar söze ve biraz sonra da ağlamaya başladı. Hem ağlıyor, hem söylüyor. -Gidin evlatlar! Gidin! Devlet, millet gidiyor. Başka çâre kalmadı. Bir ümid varsa Anadolu isyanındadır. Gidin, orada çalışın! dedi. Tevfik Paşa’yı ilk defa görüyordum. Bende kendisine büyük bir hürmet ve muhabbet uyandırdı. Mustafa Kemal o on okkalık kitabında bu muhterem ihtiyarı da batırıyor. Çok haksız. Biraz insaf ve hayâ lazımdır. Şimdi ortalığı tepeleyip boş buldu. Herkese dil uzatıyor. Cevap vermek imkanı yok. Bu kadar olmaz. İmkan olsun da görsün!” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 435 İsmet Mandacı, Mustafa Kemal Ona Siper! “Ortada vatan endişesinde birtakım münevverler var. Evvelce söylediğim birkaç cemiyeti teşkil eden bunlar iki takım olmuşlar. Bir kısmı her şeyden ümidi kesmiş bari Amerika mandası altına girelim de kurtulalım diyorlar. İsmet de bu fikirde. Galiba Halide Edip Hanım’da İsmetin bunu ispat eden bir mektubu var. Mustafa Kemal manda isteyenlere ve bu meyanda Haldie ile Adnan’a da nutkunda pek kızıyor ama İsmet’e bir şey demiyor. ” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 418 Misak-ı Milli Adı Hangi Meclisten Çıktı? “Misak-ı Milliden ben bizim Türk Tarihinde biraz bahsettimdi. Mustafa Kemal nutkunda: – Biri bunu İstanbul’da yapıldı diyor. Sebebi de o encümende bulunarak bu şereften kendisine bir hisse çıkartmak içindir. Onu ben yaptım!” diyor. Zaten o nutuka bakınca en ufak bir iş bile yapan bir fert yoktur ki. Hepsini kendi yapmış. Biz bütün vukuatı bu kitabımızda yazıyoruz, hakikatler ayna gibi görülecek. Sivas kongresi beyannâme ve zabıtnâmelerinde Misak-ı Millinin bazı esasları vardır ama bunlar orada Misak-ı Milli adıyla telaffuz edilmemişti. Zaten bu esaslar İstanbul matbuatında da muhtelif makalelerde yazılmış cümleler ve hakikatlerdi. Misak-ı Milli adını düşünen ve onu yapan İstanbul Meclisidir. Bu meclis bu esaslardan aldı, ilave etti, tanzim etti. Mustafa Kemal de bu meseleyi nutkunda zikretmiştir.(s-224) O halde Mustafa Kemal kendisi nasıl yapmış!..” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 431 Filistin Cephesi ve Mustafa Kemal “İngilizler bizi Gazze’de bozdular. Irak’ta bozdular. Şerif Hüseyin, oğlu Faysal ile beraber isyan etmiş, istiklâlini ilân etmişti. Bunlar çölden ordumuzun arkasına dolaşıp Bi’russebi’deki sol cenahımızı bozmuş, Gazze cephesindeki mağlubiyetimize sebep olmuşlardı. Suriye ordusunun kumandanı Mustafa Kemal kaçmış, bütün silah ve cephaneyi bırakmış, İngilizler bizden altmış beşbin esir almışlar. Suriye ahalisi, ele geçirdikleri asker ve memur Türkleri kesmişler, katliam etmişler. Türk kadınlarının ırzına geçmişlerdir. Bu esirler, Kahire’ye getirilmiş, orada da çok telefat vermişlerdir.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 402
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.