Şimdi anlıyorum ki, Erbakan’a yapılan darbeyi de Gülen planlamış

- Bu haber 20454 kez okundu.

Şimdi anlıyorum ki, Erbakan’a yapılan darbeyi de Gülen planlamış

 Refah Yol hükümetinin 1995 seçimlerinden birinci Parti olarak çıkmasından, en çok Gülen rahatsız oldu. Siyasi meseleleri çok iyi bilmediğimiz için, Gülen’in bu rahatsızlığını nedenini pek iyi anlayamadım.

Bize anlatmak istediği konu ise, erken bir İslami başarı, askeri rahatsız eder ve darbeye sebebiyet verebilir, bizim hizmetlerimize de mani olur diyerek, bizi ikna etmişti.

Erbakan’a karşı duymuş olduğu kıskançlık ve nefreti açıkça ifade etmese de, Gülen ileride kendi kuracağı büyük imparatorluğunun çekirdeğini ve altyapısının da kendisi tarafından, olmasını ve kendi stratejisiyle yönetilmesini düşünüyordu.

Bu ilk defa, İslami çizgideki bir siyasi partinin, kazandığı zaferden ve başarıdan, diğer rakip partilerden daha çok rahatsız olmasından, açıkça anlaşılıyordu. 

Kendisinden başka, herkesin yaptığı her işin yanlış ve eksik olduğunu düşünen Gülen, KENDİNİ SEZAR, HERKESİ BRÜTÜS OLARAK GÖRÜYORDU.

İslami siyasi ve sosyal her türlü faaliyetlerin, kendinden başkası tarafından yapılmasını istemezdi.

 Onları, acemiler, ne yaptığını bilmeyen cahiller olarak görürdü. Bu diğer İslami cemaatler, tarikatlar, vakıflar, dernekler için de geçerliydi, düşüncesi böyleydi.

Üstad Said Nursi Hz.’nin talebeleri olan, ağabeylerin bile, Nur’ları ve Üstad’ı tam anlayamadıklarını ve ileriye yönelik hizmetleri başaramayacaklarını açıkça söylemekteydi.

İşte Refah Yol hükümetinin daha sonra kurulmasıyla, Gülen bu siyasi beklenmedik başarıdan çok rahatsız oldu, tabiri caizse çok kıskandı.

Bir gün aniden heyecanla beni yanına çağırdı, o dönem Cumhurbaşkanı olan Sayın Süleyman Demirel’e gidip, ihtilal olacağını, gerekli tedbirleri almasını söylemem için beni Demirel’e gönderdi. Ben de hemen yola çıkıp, Ankara’da YÖK Üyesi olan Prof. Şerif Ali Tekalan’ı ve daha önceden tanıdığım Kültür Bakanı Işılay Saygın’ı aradım. Beni havaalanından almaları için haber verdim. Gecenin geç vaktinde, Sayın Demirel’e ulaştım. 

DEMİREL’E F.GÜLEN’İN SELAMINI İLETEREK, ASKERİN DARBE YAPACAĞI HABERİNİ İLETTİM. 

Demirel’in rengi kaçtı ve çok tedirgin oldu, o da Gülen’e selamlarını arz ederek, gereğini yapacağını söyledi. 

Ben de ülkemizin ihtilallerden bir zarar görmemesi ve hükümetin kurtulması için çok önemli bir görev yaptığımı düşünerek, oradan ayrıldım.

TBMM’nin kapısında beni merakla bekleyen Işılay Saygın, Şerif Ali Tekalan ve Aysal Aytaç heyecanla ne olduğunu sordular. 

“Demirel’in; ‘Gülen bu bilgiyi nereden ve nasıl almış’ diyerek, seni tutuklatabileceğinden çok endişe ettik” dediler. Fakat hiç de öyle olmadı.

Aradan geçen çok kısa bir zaman sonra, Gülen ikinci bir defa yine aniden ve heyecanla, Demirel’e gidip kesin ihtilal olacağını ve haber aldığını söylememi istedi ve beni tekrar gönderdi. 

Ben bu bizi ilgilendirmeyen siyasi ve riskli işlerden uzak durmamız gerektiğini düşünerek, bu bilgilerin kendisine nereden geldiğini araştırdığımda, talebeliğinden beri tanıdığım, devamlı bizimle irtibatta olan Kurmay Denizci ve Havacı, Binbaşılardan ORHAN SİPAHİOĞLU, EMİR ALTINTAŞ, MELİH ZOBA ve diğer subay arkadaşlarla konuştum. 

Niçin bizim konumuz olmayan, Gülen’i ilgilendirmeyen bu gibi gizli bilgileri getirerek riskli işler yapıyorsunuz, Gülen’in titiz ve vehimli bir kişi olduğunu bildiğiniz halde, onu böyle çılgınca hareketlere itmiş ve hepimizi riske atmış oluyorsunuz diyerek, onlara çıkıştım. Onlar da ‘Nurettin Abi Hoca Efendi bize bütün bilgileri gizli bir yolla alıp, getirmemizi söylüyor. Biz kendiliğimizden bunu yapmıyoruz dediler.’ 

ŞİMDİ ANLIYORUM Kİ; DAHA O DÖNEMLERDE, DEMİREL’İ BİLE ERBAKAN’A KARŞI KIŞKIRTARAK, ASKERİ DARBEYE ZEMİN HAZIRLAMA ENTRİKALARIYLA, BİLARDO OYNAR GİBİ, BİR TOPU 5 TOPA VURDURARAK, ARKADAN DOLAŞIP GÖRÜNMEDEN, USTACA DARBELERİ YÖNETEBİLİYORMUŞ. 

Bugün de aynen Dünya’nın değişik gizli servisleri ve Kiliseler ile iç içe yapmış olduğu entrikalar ve dayanışmalarla, okyanus ötesinden ülkemize darbe yapacak kadar ihanet ve düşmanlık potansiyellerini rahatlıkla kullanabilmektedir.

Karşı tarafa darbe yapma tutkusu, demek ki, o yıllardan beri, şuur altında varmış. 

Aynı zamanda, kendisine karşı da en yakınlarından darbe yapılacağı korkusu olduğunu da şimdi daha iyi anlıyorum.

 Daha önce çekirdek kadrodaki imamları, takkesinin içine küçük kağıtlara isimler yazıp koyduğu, kura kağıtlarını çektiğimiz zaman, ben Suat Yıldırım’la kardeş olmuştum. Bu sebeple bir ramazan günü 10 kişi kadar bu arkadaşlarla, Suat Yıldırım’ın evine iftara gitmeyi organize ettim. Fakat bu teklife Naci Tosun, Ahmet Kemerli ve birkaç arkadaş daha, gelmek istemedi ve çok korktular, ben de niçin endişe ediyorsunuz dedim. 

Nurettin ağabey bu işi nereden çıkardın, Hoca Efendi bu işi kesinlikle istemez dediler. Ben de Hoca Efendi bundan memnun olur ilk defa bir yıl içerisinde iftara yeni gidiyoruz. Gitmememiz ayıp oldu dedim. Ertesi gün Altunizade Fem’e gittiğimde benden önce arkadaşlara niçin gittiğimizi, ne konuştuğumuzu ve bunu kimin organize ettiğini sormuş, bana da yüzüme karşı bunu niçin yaptın maksadın neydi diye, endişelerini belirterek bir daha bu tip ziyaretleri bile yapmamamızı, sert bir dille yasakladı. Anlaşılıyor ki, Gülen’in bu evhamlı ruh haleti, en yakın arkadaşlarının, kendisine karşı, Darbe yapacağı korkusunu taşıyordu.

İşte darbelerle yatıp kalkan, Gülen’in iç dünyasını yansıtan yaşanmış bir anekdotu size anlatmış oldum. 


Nurettin Veren/YeniAkit-4 Ağustos 2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet 4 ay önce

Biraz geç oldu be Nurettin abi çok güzel insanları kaybettik bu Srzs.yüzünden telafisi çok zor

banner70

banner69