Onun Arapa’sı var

- Bu haber 19701 kez okundu.

Onun Arapa’sı var

 Üniversitelerimizde uluslararası İlişkiler anlatılıyor. Hatta bu adı taşıyan bölümler var. Ancak hepsi hikaye...
Çocuklarımızın hayatından senelerce boş konularla zaman çalıyorlar. Dünyayı, yaşananları, ülkelerin kendi çıkarları için nasıl tezgahlar kurduğunu anlatan yok. Kendi ülkeni düşünmek, hatta bu konuda küresel projeler üretmek konusunda şuur veren akademisyen neredeyse yok.

En büyük sıkıntımız bu. aHaber'de Yazboz programımızda bir haber yayınladık.
Haberin başlığı "Onun ARAP'ası var" idi. Londra'nın iki sosyetik semti vardı. Ve sosyetik iki semtte oturanların tamamı zengin Araplardı. Dünyanın en pahalı iki semtinin tamamını Petrol şeyhlerine, milyarder Araplara satmışlardı.
Sokaklarda Ferrariler, Porscheler ile gezen Arap zenginlerin çocuklarına ait görüntüleri yayınlamıştık. Beslediği kaplanını milyon dolarlık arabası ile Londra caddelerinde gezdiren Arap gençler vardı o görüntülerde.

Afrika'dan, Arap ülkelerinden 2 dolara aldıkları petrolü başka ülkelere 100 dolara satan Baronlar asla doymazdı. Verdikleri o 2 doları da geri almanın yolunu mutlaka bulurdu. Bunu Avrupa başkentlerinde, Amerika'da araba, mülk hatta semt satarak yapıyorlardı. Biz bu haberi yayınladığımızda bir şeyler anlatmak istedik insanlara. Bize yıllarca "Araplar iğrenç" diye beyin yıkama yaptırdılar. Bu ülkede onlara nefret oluşturup, köpeklerin adına bile "Arap" ismi koydurdular.

Osmanlı'yı yıkan sistem, Ortadoğu ile bağlarımızın olmasını istemiyordu. Oralara gitmeyi hayal bile etmemizi istemiyordu.
Onun için kurdukları bu ülkede Ortadoğu'ya, Afrika'ya nefret tohumları ektiler. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Libya'da çadırda ağırlandı diye onlara çalışan yerli medya ile ortalığı ayağa kaldırdılar. O çadır hikayesini bile darbeye malzeme yaptılar. Halbuki İngiliz, Fransız, İtalyan Başbakanlar da o çadırda ağırlanıyor, Batı'da kimse ayağa kalkmıyordu.

Ve o çadırlardan, çölde gezdikleri develer üzerinden gelenler Londra'da Paris'te, Berlin'de, Roma'da, New York'ta rezidanslarda ağırlanıyor, milyarlarca dolarlık gayrımenkul ve en pahalı arabalar satılıyor, kalan paraları bankalarının kasalarına yerleştiriliyordu.
Biz Yazboz'da o haberi yayınlarken "Saf olmayalım, adamlar bizde Arap, Afrikalı, Ortadoğu nefreti oluşturuken, o ülkelerde de Türk düşmanlığı tohumlarını ekerek SOYGUN yapıyorlar. Ülkemizin çıkarlarına vurulacak darbe, bu adamların nefret tohumlarını yutmaktan geçer, onlara çalışmış oluruz" mesajını vermekti. Ancak o haber yayınlandıktan sonra yayın devam ederken tweet yağdı. "Bak bak Araplar Londra'da Porscheler ile geziyor. Keseceksin bu adamları kesecek" diye bağıranlar yağmur gibi twit atıyordu. Biz "Yahu bırakın bu düşmanlığı, Ferrari'ye binen Üsküdar'ı geçip, parasını Avrupa'da harcıyor. Bırakın düşmanlığı burada harcasın" demek istiyorduk. Ama anlatamıyorduk.

Çünkü olaylara tersten bakmaya alıştırılmış bir nesildik. Doğruya değil yanlışa, beyaza değil siyaha kurgulanmıştık hep. O kurguya yapanlar, ülkelerine milyarlarca dolar dolu bavullarla gelen Arapları karşılamak üzere havaalanına Kraliçelerini gönderiyorlardı.

O gelen bavullarla da halkları refah içinde yaşıyor, ülkeleri dünyanın en güçlüleri arasına giriyordu. Sistemden ve gönül bağları olan ülkelerden operasyonlarla, fitne tohumları ile uzaklaştırılıp fakirleştirilen Türkiye de, Ortadoğu'dan çaldıklarından borç verilerek hep batırılıyordu. Borç batağına saplanmış ülke teslim alınmış demekti. Türkiye son yıllarda BATI kuklası yönetimlerden sıyrılarak ilk defa enerji hatlarına gitti. Boru hatları ile dünya enerji borsası olmak için kolları sıvadı. Ancak sayılı petrol üreticilerinden Azerbaycan'da güzel bir atasözü vardı; "Bir yerde Orman varsa mutlaka orada çakallar da yaşar" diyordu o atasözü.

Çakallar hemen harekete geçti. Türkiye, kurdukları Ortadoğu kovanına çomak sokuyordu. Yıkarak kurdukları bu ülkenin kodlarını çok iyi biliyorlardı. Yerleştirdikleri eğitim sistemi ile tarihine bile küfreden, dünyadan bir haber, her olaya ideolojik bakan farklı frekansta bir nesil yetiştirilmişti.
Farklılıkları nefrete dönüştürmek için düğmeye bastılar. Terör dahil her argümanı, sokakları, işbirlikçi medya ile kutuplaşmaları gazladılar.

Bugün Türkiye'de yaşananlar budur. Milli takım maçlarından bile nefret üretecek kadar işbirlikçiler var ellerinde. Ancak artık sorgulayan bir gençlik geliyor. 10 yıl sonra bu ülkeyi onlar yönetecek!

Bekir Hazar/Takvim 23 Haziran 2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner70

banner69