Kıbrıs'ın Fatihi Erbakan Hocadır

  Yukarıdaki başlık, hiç kuşkusuz bir ilk değil. Daha öncesinde de buna benzer ifadeler en azından bu gazetenin sayfalarında yer aldı; hem de önde gelen bir çok siyasetçi, diplomat ve basın mensubunun açıklamaları ve akademisyenlerin belgelere dayalı ç

- Bu haber 1238 kez okundu.

Kıbrıs'ın  Fatihi Erbakan Hocadır
  Yukarıdaki başlık, hiç kuşkusuz bir ilk değil. Daha öncesinde de buna benzer ifadeler en azından bu gazetenin sayfalarında yer aldı; hem de önde gelen bir çok siyasetçi, diplomat ve basın mensubunun açıklamaları ve akademisyenlerin belgelere dayalı çalışmalarıyla... Örneğin, duayen gazeteci Lütfü Akdoğan kendisiyle gerçekleştirilen röportajda “Kıbrıs çıkarmasında neler yaşandı?” sorusuna şu şekilde cevap veriyor: “Erbakan hep geri plandaymış gibi gösterildi, Ecevit de ‘Kıbrıs fatihi’ ilan edildi. ‘Bu buzdağının görünen kısmıydı’ der gibi konuşuyorsunuz. Aslında durum tam tersidir. 74’te Makarios’a karşı darbeden sonra Ecevit garantör devlet olarak İngiltere’ye gitmek istedi; bir şekilde icazet alacak. Erbakan buna karşıydı, ‘İngilizler zaten çıkarmaya izin vermez’ diyordu. Ecevit gitti ama... Gitti de, MSP Ecevit’in yanılmasını önlemek için İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’ü gönderdi. Onlar hareket eder etmez Erbakan, o zamanki Genelkurmay Başkanı ve bazı komutanlarla toplantı yaptı. Başbakan’a vekalet ediyor sonuçta... O toplantıda çıkarma kararı aldılar, çünkü Erbakan’ın korkusu Ecevit’in İngiltere’den eli boş dönmesiydi. Çıkarma kararı Ecevit’in haberi bile olmadan alınmıştır. Yani Kıbrıs’ın asıl fatihi Ecevit değil Erbakan’dır.” KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş da bu hususta şunları söylüyor: “Bizi kurtaran Barış Harekatı kararının mimarı olarak Necmettin Erbakan, tarihimizde ve gönlümüzde var olmaya devam edecektir... Rahmetle andığımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan, vizyonu olan, cesaretli, hoşgörü sahibi bir dost, Kıbrıs davasına yürekten inanmış bir liderdi. ...Eğer Necmettin Erbakan görevde kalmış olsaydı, KKTC’nin ekonomik sıkıntıları olmazdı. Zira Erbakan’ın buradaki ekonomik kalkınmamız için çok güzel projeleri bulunuyordu.” Bunların içerisinde en önemlisi ise tarihe “Kıbrıs’ın Fatihi”, “Karaoğlan” olarak geçen rahmetli Ecevit’in sözleridir. “Ezber Bozan Siyasetçi” başlıklı yazısında Fatih Uğur aynen şunları kaydetmekte: “Ecevit ölüm döşeğine düşmeden kısa süre önce kendisini ziyaret eden Demokratik Sol Parti (DSP) yönetimine Kıbrıs Barış Harekâtı’nı da detaylarıyla anlatmış. İtiraf niteliğinde sözlerin de yer aldığı bu sohbeti dinleyenler arasında yer alan DSP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Macit, ziyaret sırasında yaşananları şöyle dile getiriyor: Sayın Ecevit önce Kıbrıs Harekâtı’nın öneminden dem vurdu. Sonra söz CHP-MSP koalisyon hükümetine geldi. Ve ağzından şu sözler döküldü: Hükümet ortağımız MSP olmasaydı, Kıbrıs’a o harekâtı gerçekleştiremezdik.” Amacımız, hiç kuşkusuz, burada “en kahraman kimdi” türünden bir tartışmayı başlatmak değil; sadece ve sadece bazı gerçekliklerin siyasi tarihe tüm objektifliğiyle kaydının düşürülmesini sağlamak. Aksi takdirde, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Cumhuriyet tarihi açısından taşıdığı gerçek anlam ve önem anlaşılamaz. Zaten bu karartmanın, saptırmanın arkasında da bu yatıyor. Dolayısıyla, meselenin bam teli de burası... “Kıbrıs Barış Harekatı” Cumhuriyet tarihinde her yönüyle bir ilktir. Türkiye, bu Harekât’la her şeyden önce önemli bir psikolojik kırılmayı gerçekleştirmiş ve sınırları dışındaki soydaşlarının hakkını, canını, çıkarlarını vb. koruma noktasında kararlılığını ortaya koymuştur. Bu Harekât, aynı zamanda Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarına yönelik önemli bir hatırlatması olduğu kadar; İslam dünyasının ve eski Osmanlı coğrafyasının beklentisine de keskin bir dönüştür. Nitekim, Barış Harekâtı’nı duyan Cezayir halkı Ankara’ya olan kırgınlığını bir tarafa atarak; “Türkler yeniden kükrediler, kutlarız” mesajını Türk Büyükelçiliği’ne hemen iletmişlerdir. “Kıbrıs Barış Harekatı”, aynı zamanda düne kadar merkez ile çevre arasında en büyük çatışma-kopma nedenlerinden birini oluşturan “Laiklik-İslam” eksenli tartışmaların aslında bir takım “yersiz korkular” üzerine inşa edildiği gerçeğini deşifre etmiştir. Bu Harekât’la birlikte Türk Ordusu ile İslami kimliğe sahip bir partinin milli çıkarlar noktasında nasıl uyum içerisinde hareket edebildiği, mevzu vatan ve millet olduğunda her birinin Lider’in bir sözü üzerine nasıl birer gönüllü kamikaze olmayı kabul ettiği görülmüştür. Bu bağlamda, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın bir takım mazeretler ileri sürüldüğünde rahmetli Hoca’ya verdiği “Ben Karadeniz çocuğuyum. Bir kayıkla bile gider oraya çıkarım.” cevabı; küllenen bir inancın kararlı bir liderlikle neler yapabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur. Dolayısıyla, asıl korkulan milli ve dini şuura sahip bir halkın, ordunun güçlü bir lider etrafında bir araya geldiğinde neler yapılabileceğinin görülmüş olmasıdır. İşte bundan dolayı Erbakan Hoca Kıbrıs mevzuunda hep arka planda tutulmaya çalışılmıştır. Fakat, güneş balçıkla nasıl sıvanamazsa, bu gerçekler de çok uzun süre göz ardı edilemez. Dolayısıyla, “Yeni Türkiye” sürecinde “ezberleri bozma” zamanı!  
Prof.Dr.Mehmet Seyfettin EROL
28 Şubat 2013  milli  gazete
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.