İzmir Fuarı’nda Casus Pazarı..

Milli olmayan MİT ve Hakan Fidan-III İzmir Fuarı’nda Casus Pazarı Ülkelerin ilk savunma hattı istihbarat kuruluşlarıdır. Eğer istihbarat birimi kevgire dönmüş, başka bir ülke ya da ittifaka, haraç mezat satılmışsa o zaman o ülkenin ilk savunma hattı çökm

- Bu haber 3920 kez okundu.

İzmir Fuarı’nda Casus Pazarı..

Milli olmayan MİT ve Hakan Fidan-III İzmir Fuarı’nda Casus Pazarı

Ülkelerin ilk savunma hattı istihbarat kuruluşlarıdır. Eğer istihbarat birimi kevgire dönmüş, başka bir ülke ya da ittifaka, haraç mezat satılmışsa o zaman o ülkenin ilk savunma hattı çökmüştür. MİT’in içine düştüğü bataklığı yaratanlar ne kurumu yönetenler ne de bu kurumda çalışanlardı. Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte Türkiye’nin kendi ayakları üstünde duramayacağına, mutlaka sırtını bir yerlere dayaması gerektiğine inanan yöneticiler önce Nazi Almanyasına sonra da NATO’ya sımsıkı yapışmışlardı. Türkiye’yi düşmana karşı NATO savunacaktı. İstihbarat teşkilatından silahlı kuvvetlerine değin oluşturulan emir komuta zinciri seçilmişleri adamdan saymıyor, emirler NATO’dan, Washington ve Londra’dan geliyordu artık. MAH, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bile CIA’in emirleriyle operasyonlar düzenlemeye başlamıştı. Rahmetli Menderes’in müsteşarı ve bir dönem MAH’ı içine çekildiği bataklıktan kurtarmak için teşkilatın başına geçen Ahmet Salih Korur “Ne Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın, ne Menderes’in ne de TBMM’nin olan bitenden haberi vardı” diyecekti Yassıada’da: “Biz CIA emretti diye İzmir Fuarı’nda ortak operasyonlar düzenledik... Her yıl İzmir Fuarı’na 30’un üstünde yabancı ülke katılır. Bize CIA’in verdiği görev fuara katılan, batılı olmayan ülkeleri izlemekti... İzmir Fuar döneminde Japonya’dan Libya’ya, İspanya’ya kadar birçok ülke ajanıyla dolup taşar. Fuar NATO üyesi bir ülkede olduğundan başta ABD, bütün NATO üyesi ülke casusları ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor, özellikle Varşova Paktı üyesi ülke casuslarıyla kedi fare oyununa soyunuyordu. Bu oyun öyle boyutlara ulaştı ki İzmir Fuarı, başta KGB, Bulgar, Macar Yugoslav ajanlarının staj alanına dönüştü.” Daha sonraları emekli bir MİT yöneticisi de “Salt Varşova Paktı üyeleri değil Hindistan, Kore ve Çin’de İzmir’i casusları için staj alanı olarak seçmişti” diyecekti. Yassıada’ya MAH’tan tanık olarak gelen Halim Tokmakçıoğlu ve Bülent Savaşalp, Korur’un ifadelerini onaylıyorlardı. Daha sonra tanık olarak gelen MAH eski başkanları Naci Perker, Arif Koral ve Rahmi Yalım da MAH’ın başta ABD, Batılı dostlarımızın  elinde nasıl da şamar oğlanına döndüğünü, Milli sözcüğünün lafta var gerçekteyse ollmadığını anlattılar. Yassıada’da 3 Ocak 1961 tarihli 10. otururumun gizli celsesinde Ahmet Salih Korur, mahkemede yan yana tanık kimliğiyle oturan MAH eski başkan ve ajanlarına döndü: “Ben teşkilatın ABD ve diğer dost ülkelerle ilişkisini sizden öğrendim. Amerikalıların kimlere, nasıl para verdiğini de siz anlattınız bana. Sizler nasıl ezildiğinizi, ABD’nin  uşağı konumunuzdan nasıl da rahatsız olduğunuzu söyleyince kollarını sıvadım. Önce gidip Başbakanıma durumu arz ettim. Adnan  Bey de bana ‘İstihbaratı bunlardan temizle!’ emrini verdi. Bu arada ABD’nin verdiği para ayda 150 bin  liraya çıkmıştı. CIA paranın bir bölümünü merekeze diğer bölümünüyse illere dağıtıyordu kendi isteğince. Bunu durdurdum, bütün para merkeze gelmeye başladı. Ama Emirgan’daki okulu unutmuştum...” Neydi Emirgan’daki okul? MAH’a ajan yetiştirmek görevini üstlenmişti. Ancak parası CIA’den geliyordu ve CIA eğitmenleri okulda görev yapıyor, yakın bir gelecekte TC’nin istihbarat kuruluşunda görev yapacak gençleri daha çocuk yaşında devşirmeye başlıyordu. Daha sonraları MAH adını MİT olarak değiştirdiyse de CIA’in boyunduruğundan kurtulamadı, tümüyle CIA-NATO-Genelkurmay üçlüsünün emrine girdi. Başbakanlarınsa hemen hiçbir şeyden haberi olmuyordu. Düşünün, ASALA adında bir örgüt çıkıyor, dışişleri görevlilerini teker teker öldürüyor ve CIA, MİT’in elini kolunu bağlıyordu. Ne zamana kadar? Malum basının “Takunyalı Diktatör” diye aklınca aşağılamaya çalıştığı rahmetli Turgut Özal iş başına gelip de rahmetli Hiram Abbas’a “temizleyin şu pisliği” deyinceye kadar.... Tabi Özal sonrası, hele de Hiram Abbas öldürülünce MİT gene CIA’in bayrağı altına girivermişti. Bu üç aşağı beş yukarı 2002 seçimlerine kadar sürdü. Sonra bu yarayı iyileştirme görevi “bir ABD tasarımı” olduğu öne sürülen Tayyip Bey ve Ak Parti’ye düştü. Sonra da Hakan Fidan dönemi başladı. CIA’in Pensilvanya üzerinden de içine sızdığı MİT’i temizlemek kolay olmadı. Ama bugün MİT gerçek kimliğine kavuşmaya başladı; sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin emrinde artık.  Ve bu da başta Cumhurbaşkanı sonra da Hakan Fidan’a yönelik, örgütlü karalama, iftira kampanyalarının en önemli nedenlerinden biridir... (Sayın İlhan Bahar’a teşekkürlerimle; ‘Teşkilat-ı Mahsusa’dan MİT’e’ adlı kitabını mutlaka okuyun) Aziz Üstel/Star/ 06 Kasım 2015 Cuma
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.