İçimizdeki hainler kim?

Bugünde  aynı  tezgah.. Bulgarlar Çatalca'ya kadar gelmişlerdi. Millet asker ve sivil vatan savunması için seferber olmuştu. Acilen kazma ve kürek gerekliydi. Çatalca'da siper kazılacak, düşmanı ne pahasına olursa olsun orada durdurmak için savunma ha

- Bu haber 59 kez okundu.

İçimizdeki hainler kim?
Bugünde  aynı  tezgah.. Bulgarlar Çatalca'ya kadar gelmişlerdi. Millet asker ve sivil vatan savunması için seferber olmuştu. Acilen kazma ve kürek gerekliydi. Çatalca'da siper kazılacak, düşmanı ne pahasına olursa olsun orada durdurmak için savunma hattı oluşturulacaktı. Durum çok vahimdi. İstanbul ayağa kalktı. Arabalarla toplanan kazma ve kürekler acilen Sirkeci'ye getirildi. Vagonlara yüklendi. Ama Sirkeci Garı'nda İttihatçı ihanet devreye girdi. Kazma-kürek yüklü vagonlar ölü makaslara çekildi. Yerli ihanetle Çatalca'ya gönderilmesinin önüne geçildi. Amaç; Çatalca'da düşman durdurulmasın, İstanbul'a kadar gelsin. Asker ve sivil idaredeki son İttihatçı olmayan kadrolar böylece tasfiye edilsin. İttihatçı iktidar kurulsun! Bu davranış pek tanıdık geldi değil mi? Türkmenler'e yardım götüren MİT TIRLARINI durduran, operasyon yapan ve engelleyen, Türkiye'yi dışarıya jurnallayan, PKK dahil herkesle ittifak kuran malum yapılar acaba kimler? Hangi zihniyet? Kime-kimlere çalışıyorlar? Alın size yaşayan İttihatçı zihniyete çarpıcı bir örnek daha... İngilizler Hindistan'a gözünü dikmişti. 1600 yılında Kalküta'da işyeri açmak ve ticaret yapmak için Sultan Ekber Şah'dan izin aldılar. Ekber Şah, İslamiyet'i kendine göre yorumlayan bozuk inançlı biriydi. Bütün dinleri aynı kabul ederdi. Hatta çeşitli dinlere mensup alimleri biraraya toplayıp yeni bir karışım din kurmak istemişti. Ekber Şah kurduğu bu dinlerarası diyalogla başlayan yeni oluşuma ilahi tek din demekten de çekinmemişti. Bu oluşumu 1582 yılında resmen ilan etti. Ayrıca hızla sarayına, yakın çevresine ve idari kadrolara bu kendi yapımı din mensuplarını yerleştirmişti. Proje; idareye ve devlete tam kadro sızma harekatıydı. Devlet içinde paralel bir devlet kurma girişimiydi. İşte böyle bir zamanda İngilizler Kalküta'da büyük araziler aldılar. Korumak için İngiliz askerlerini yerleştirdiler. 1714 yılında da zamanın sultanına yaklaşarak ve hastalığında tedavi ederek sadece Kalküta'da değil, tüm Hindistan'da geniş araziler almak imtiyazını kopardılar. Ardından Hint hükümdarlarının isimlerini paralardan kaldırdılar! Önce para! İlla paraydı İngilizlerin aşkı. 1837 yılında İkinci Bahadır Şah hükümdar oldu. İngilizler'in zulmüne ve sömürgeciliğine karşı halkın desteği ile 1857 yılında büyük bir savaş başlattı. Ancak İngilizler'in tepkisi zalimce ve şiddetli oldu. Delhi şehrine girdiler. Evleri, işyerlerini basıp yağmaladılar. Genç, ihtiyar, çocuk, kadın, erkek demeden bütün müslümanları kılıçtan geçirdiler. Halkı, kıtlık ve yokluğa mahkum ettiler. Öyle ki içecek su dahi bulunmaz oldu! İkinci Bahadır Şahın komutanlarından Mirza İlahi Bahş'ı İngilizler devşirmişlerdi. Bu işbirlikçi, İngiliz sahiplerinin talimatıyla Bahadır Şah'ı, ordusundan ayrılıp teslim olmaya ve İngilizler'e kendisini affettireceğine inandırdı. Bahadır Şah savunma için geri çekilen ordusundan ayrılarak Delhi'den 10 km uzaklıktaki bir türbeye sığındı. İngiliz Ordusu'nda, ahlaksızlığı ve zalimliği ile meşhur ama istihbarat subaylığı yapan Hudson isimli bir papaz vardı. Beraberinde Recep Ali isimli bir başka hain dahil 90 yerli işbirlikçi ile birlikte Bahadır Şah'a gitti. Sultana, ailesine dokunulmayacağı garantisi vererek kandırdı. Sultanı ve ailesini anlaşma için Delhi'ye gelmeye ikna etti. Delhi'ye yolunda Sultan ve 2 oğlunu, torunlarını, zincire vurdu! Dahası yoldayken genç şehzadeleri çırıl çıplak soydurup bizzat kendisi göğüslerine kurşun sıkarak şehid etti. Kanlarını içti. Genç şehidlerin cesetlerini halka korku vermek için kale kapısına astı. Başlarını keserek İngiliz Genel Valisi Henri Bernard'a gönderdi. Birkaç gün sonra şehidlerin etlerinden çorba yaptırdı ve zindanda açlığa terkedilmiş Sultana ve hanımına gönderdi. Açlıktan hemen çorbadan ağızlarına bir yudum alan Şah ve hanımı ne olduğunu bilmedikleri halde yiyemediler ve kustular. Çorba kaselerini yere bıraktılar. Hain papaz Hudson gülerek kendilerine, "Niçin yemediniz? Çok güzel çorbadır. Çünkü oğullarınızın etinden yaptırdım!" dedi. Kandırıp zindana attıkları İkinci Bahadır Şahı Hindi Çin'e (Rangon'a) sürgüne gönderip zindana attılar. Orada öldü. Büyüyen Türkiye işte bu kan-para emicilerin torunları ve onların aynı tezgahlarıyla boğuşuyor. Herkes elini vicdanına koyacak ve safını belli edecek. Ya da son nefes sonrası hesabını verecek! Bekir  Hazar/Takvim/2015/10/20/
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.