FETÖ, Kozmik Oda’dan alınan şifreyle Melih Gökçek’i öldürtecekti

- Bu haber 16415 kez okundu.

FETÖ, Kozmik Oda’dan alınan şifreyle Melih Gökçek’i öldürtecekti

 Anlatacaklarım size bir film hikâyesi gibi gelebilir. Onu dinlemeye başladığımda bana da öyle geldi. Ama işin içinde gerçek kişiler, yerler, mekânlar olunca dehşete düştüm. Uçurumun kenarından döndüğümüzü hissederken tehlikenin nasıl devam ettiğini idrak ettim birdenbire. Bu yüzden, birkaç gün tereddüt etmekle birlikte aktarmaya karar verdim.

O beni buldu.

Eski bir “Özel Harpçi” olduğunu söyledi. Takma isim kullanıyor. Numara kendine ait değilmiş. Peşinen söyledi “Beni burdan bulamazsın” diye. 2009 yılında sürgün olarak Almanya’ya gelmiş. Nedeni meçhul. Söze “O şerefsiz FETÖ’cüler, istihbaratçı kılıklı hainler hayatımı kararttı. Beni aldattılar ve kullandılar” diye başladı.

Hayli dağınık ve daldan dala atlayarak konuşuyor. Sistematize ederek toparladığım o konuşmanın notlarını sizlerle paylaşıyorum(*):

-Ne zaman anladın aldatıldığını ve kullanıldığını? Neydi mesele?

-Misal Melih Gökçek yaklaşık 1.5 yıl evvel Almanya’ya, Berlin’e geldiğinde onu öldüreceklerdi. Görüşüyorsan sor Melih Gökçek’e teyit edecektir.(**) Berlin’de küçük bir tatlı fabrikasını ziyarete gitmişti. Orada kahvaltı yapacaktı ama mide ve bağırsakları bozulmuştu. Çok hastaydı. Bu yüzden tuvalete gitme ihtiyacı hissetti. Onu tuvalette vuracaklardı.

-Kim vurduracaktı?

-Amaçları Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Biz adamını böyle cezalandırırız” mesajı vermekti. Ama bunu görev verdikleri istihbaratçı bilmiyordu.

-Bir dakika, baştan anlat. Suikast emri verilen kişi devletin resmî istihbaratçısı mıydı?

-Evet. Ama o istihbaratçı bunu bilmiyordu. Ona başka şeyler söylediler.

-Ne söylediler?

-“Vatan haini” dediler. Melih Gökçek’in milletin parasıyla PKK’ya el altından yardım ettiğini söylediler. Dediklerine göre ellerinde çok kuvvetli deliller vardı.

-Buna kimse inanmaz.

-İstihbaratçı verilen devlet görevini yapar.

-Şimdi daha derli toplu anlat lütfen bana. Ne zaman ve nasıl oldu?

- Melih bey Almanya’ya geldi. Berlin’e yani. Burada yakın tanıdığı bir iş adamı onu sabah kahvaltısı için davet etti. Avrupa’da tanınan bir marka. Wedding semtindeki imalathanesine götürüldü. Melih bey her şeyden habersiz gitti. Götüren şahsın haberi var mı yok mu onu da bilmiyorum. İşletme sahibi E.S.(**)dı. Onun kesinlikle haberi yok. Genç bir iş adamı, vatanperverdir. Fakat Melih bey, aldığı bir ilaçtan dolayı mide ve bağırsaklarından rahatsız. Tuvaleti soruyor. Gidilecek tek bir tuvalet var, onu gösteriyorlar. Lakin tuvaletin camı imalathanenin arka kapısına açılıyor. Yani elini uzatsan sırtına dokunabilirsin tuvaletteki kişinin. Hatta cam yarı aralık. Melih beyin acayibine gidiyor bu durum ve “Ne biçim yere geldik” diye mırıldanıyor kendi kendine tuvalette. Ama bu esnada, onun mırıldanmasını duyacak kadar yakınında bulunan birinin ensesine doğrulttuğu silahından habersiz. Tuvalette uzun süre kalıyor Melih bey.

-Bugün Melih bey yaşadığına göre demek ki suikastçı amacına ulaşamamış.

-Amacına ulaşamadı, değil. Ulaşmak istemedi. Hani derler ya aniden hiç umulmadık bir yerde bir merhamet iner insana. İşte öyle bir şey. Onu infaz edecek kişi Ankara’da bir kez görmüş. Yaşlı bir köylü kadına hâl hatır sorup elini öperken, ona yardım edilmesi talimatını verirkenki hâli gözlerinin önüne geliyor. Tetikçi, kendisine “Vatan haini” diye anlatılan kişi hakkında zaten soru işaretleriyle dolu. İşte o görüntüyle birlikte kalbine dolan merhametle o tetiği çekmekten vazgeçiyor.  Neden tuvalet seçilmişti biliyor musunuz? “Siz tuvalette bile güvende değilsiniz” mesajı vermek istiyorlardı.

-Peki, o suikastçı kim? Sen nereden biliyorsun? Suikastçı sana mı söyledi?

-O suikastçı benim.

-Ne, sen misin?

-Evet, benim. Ben gayriresmî istihbarat uzmanıyım. Ama FETÖ’nün piçlerine bilmeden hizmet etmişim.

-Seni kim buldu o vakit? Kim “görev” verdi?

-Yukarıdan emir gelir, uygularım.

-Yurt dışına sürgün olarak gittiğini söylüyorsun. Görevin bitmiş olmalıydı.

-Ben ölünce görev biter. Benim gibi yüzlerce var.

-Peki, sana nasıl ulaştılar? Kim olduklarını biliyor musun?

-Şifremiz var bizim. O şifreyi sokaktan geçen biri bile sana söylese onun dediğini yapmalısın.

-Şimdi diyorsun ki seni bulup emir veren kişi FETÖ’cüydü. Nereden anladın?

-Çünkü beni bulan adamı burada FETÖ’nün büyük ağabeyleri ile birlikte yemekte gördüm. Subay olup olmadığından bile emin değilim artık. Ama karşısına geçtim. Benim onu gördüğümü anladı. Laf attım, tanımazlıktan geldi.

-O hâlde subay olduğunu bile bilmediğin biri gelip sana suikast emri veriyor. Sen de kabul ediyorsun.

-Dediğim gibi şifre söylenirse biz denileni yaparız. Sorgulamayız.

-Bu durumda bu adamlar sizlerin şifrelerine sahip öyle mi? Senin gibi yüzlerce adam olduğundan söz ettin.

-Büyük bir ihtimalle Kozmik Oda kayıtlarından elde ettiler. Bize herkes ulaşamaz çünkü. FETÖ zamanında Kozmik Oda’ya girdiği için bu bilgileri elde etmiş olabilirler. Bize şifreyi söyleyen kişi iki kez daha emir verebilir ama sonra şifre değişir…

Evet, konuşma burada bitiyor.

Şimdi Sakine Cansız ve iki PKK’lı kadının Paris’te öldürülmesine ve o suikastın tetikçisi Ömer Güney’e bir de bu gözle bakın. Bakalım ne göreceksiniz?

Üzerine söylenecek pek söz kalmıyor değil mi?

.....

 (*) Ses kaydı değil. Notlar hâlinde. Kimse heveslenmesin.

(**) Melih Gökçek’in bana verdiği özel mail adresine ve özel kalemine bu konuda bilgi notu gönderdim…

(***) E.S.’ın açık adı bende mevcut.

Fuat Uğur/Türkiye--20 Ağustos 2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Misafir 4 ay önce

Buda bir zamanlar feto yalamasiydi şimdi hepsi yeni uyandı

banner70

banner69