Chp-Hdp azınlıkların kontrolünde

- Bu haber 3902 kez okundu.

Chp-Hdp azınlıkların kontrolünde

 Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, "CHP ve HDP azınlıkların kontrolünde. CHP ve HDP'yi yönetenler Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşasalardı, İstanbul'a giren işgalcileri gönülden alkışlayacaklardı" dedi. İşte Tan'ın o analizi:

Arka plandan Türkiye’yi gizlice yöneten ABD-NATO güdümlü derin “Üst Yapı” bundan tam on sene önce, sessiz bir operasyonla yıkıldı. Danıştay saldırısı gibi bir yığın başka olaylarla gürültüsü sonradan çıktı..

ABD-NATO’nun Ankara’daki gizli merkezi işlevsiz hale getirilince, Üst Yapı’nın operasyonel unsurları farklı şekilde harekete geçirildi. Cumhuriyet mitingleri, AK Parti’yi kapatma davası, darbe girişimleri, 27 Nisan Bildirisi, PKK’nın belli bir aradan sonra yeniden terör eylemlerine başlaması bunun rövanşını almak ve Türkiye’yi dizginlemek içindi.

Türkiye, içerde bu unsurları temizlemeye koyulurken, dışarda da “One minute”le İsrail’e, “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek de Avrupa ve ABD’ye kafa tutmaya başladı.

Hasımlarına karşı Donkişot’luk yapmadan tutarlı bir tavır koyan Ankara, bir yandan da Doğu ve İslam topluluklarıyla stratejik ilişkiler kurdu. Kalkınması ve silah sanayiine yaptığı ciddi yatırımlarla Batı'dan bağımsızlaşmaya başladı.

Hasımlarımız da boş durmadılar. Mayıs 2010’da bir kaset operasyonu ile başlatılan süreçle, zaman içinde tedrici olarak CHP, Lozan Antlaşması’nda sayılan azınlık unsurlarının kontroluna sokuldu.

Aynı şeyi Mayıs 2011’de yine kaset operasyonları ile MHP’ye yaptılar. MHP’yi de CHP gibi kontrol altına almak istediler. Ciddi seviyede başarılı da oldular. Ama MHP, tam istedikleri gibi olmadı.

7 Şubat 2012’de teşebbüs edilen MİT operasyonu ile iktidardaki AK Parti’ye hamle yaptılar. Bunu da başaramadılar.

Yaklaşık bir yıl sonra Haziran 2013’te Gezi kalkışmasıyla hükümeti devirmek istediler. Hedefe bayağı yaklaşmalarına rağmen beceremediler. Türkiye’de darbeyi başaramadılar. Ama eşzamanlı olarak Mısır’da Müslüman Kardeşler’e karşı başlattıkları girişimi başardılar.

Türkiye karşıtı merkezlerin saldırı planları bitmek bilmiyordu. Bu defa Gezi fiyaskosundan 6 ay sonra 40-50 yıldır milletin koynunda yılan gibi besledikleri FETÖ’nün Paralel unsurlarını devreye soktular. Türkiye’yi belli ölçüde yavaşlatsa ve ciddi bir maliyet çıkarsa da bu da aşıldı. Bunu yapanların bir kısmı hizmetinde oldukları devletlerin koynuna döndüler, kalan unsurları ise mahkemelerde hesap veriyor.

Türkiye içerde ve dışarda bir taraftan bunlarla mücadele ederken, eşzamanlı olarak diğer yandan da eski yasakçı devletin 90 yıllık sorunlarını da çözmeye çalışıyordu. Statükonun küstürdüğü, yok saydığı, asimile etmeye çalıştığı Kürt vatandaşlarımızla yeniden samimi köprüler kurmak için “Çözüm Süreci”ni başlatmıştı. Sayısız saldırı ve provokasyon girişimlerine rağmen Yeni Devlet, bu konuda geri adım atmadı. Devlet geri adım atmayınca bu defa PKK terör örgütünün yönetiminin, çözüme destek veren kurucu liderinin kontrolünden çıkmasını sağladılar. Terör örgütü 22 Temmuz 2015’ten itibaren yeniden şiddetli çatışma sürecini başlattı.

Devlet ise 24 Temmuz 2015’ten itibaren yoğun bir terör mücadelesine başladı. Yapılan başarılı mücadele ile PKK terör örgütü, kuruluşundan bu yana tarihinin en büyük yenilgisini tattı. Toplumsal desteği çok zayıfladı.

ABD, Rusya, İran, İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika gibi güçlü devletlerin her türlü desteğine rağmen PKK terör örgütü başaramadı. PKK’nın yenilmesi demek, aynı devletlerin açıktan destekledikleri YPG’nin de Suriye’de yenileceği anlamına geliyor. YPG’nin yenilmesi ise sayılan devletlerin Suriye politikalarının iflası demektir.

PKK, sahada yenilip, terör örgütünün gerçek yüzü görününce örgütün tabanı zayıfladı. İçerdeki siyasi desteği de büyük zafiyete uğradı. PKK, dağa çıkacak taban bulmakta zorlanmaya başladı.

Bu defa HDP’nin başı Selahattin Demirtaş’ı Washington’a, CHP’nin başı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ise Almanya’ya çağırıp kulaklarını çekip yeni yol haritalarını sufle ettiler.

PKK’nın arkasında HDP zaten vardı. Şimdi HDP’yi yedekleyip onun arkasına da CHP’yi ikame ettiler. PKK’nın yeni siyasi uzantısı artık HDP’den daha ziyade CHP’dir. PKK’nın günlük siyasi bülteni ise Suriye’ye yardım götüren MİT TIR’larını deşifre ederek uluslararası casusluk suçunu da işleyen Cumhuriyet Gazetesi’dir.

Yenilmişlik sendromu neticesinde, yıllardır uyuyan gizli hücreler devreye sokulmuştur. Eski sistemin Beyaz Kuvvetler’i harekete geçirilmiştir.

Bütün bunlar olurken aynı ecnebi odaklarca, MHP’ye de operasyon girişiminde bulunulmuş, ama o operasyon da savuşturulmuştur.

İşin özü şu.. İşgalci devletlerin Türkiye’ye karşı kullandıkları örgütler, cepheler yenildikçe, müstevlilerin içimizdeki Beyaz Kuvvetleri devreye sokuluyor. Böylece PKK, PARALEL ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin yedek unsurlarını sahaya çıkma konusunda teşvik ve motive ediyorlar.

Düşünebiliyor musunuz? Düşman silahıyla askeri helikopter düşüren PKK’ya, destek için ülkenin anamuhalefet partisi CHP, Dev-Genç marşı ile savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Binlerce askeri, polisi şehit eden terörist PKK’ya moral ve coşku veriyorlar. Kendini bu ülkeye, bu millete ait gören bir siyasi parti hiç böyle yapar mı?

Mevcut CHP ve HDP yönetimleri, kendilerini asla bu ülkeye, bu devlete, bu millete ait hissetmiyorlar. Türkiye için siyaset yapmak bir yana iki parti de Türkiye’ye karşı düşmanlarımızla birlikte siyaset yapıyor.

Daha önce de yazdık. Bugünkü CHP ve HDP yönetimi o zaman mevcut olsaydı, 1918’de İngiliz ve Fransız askerleri İstanbul’da İstiklal Caddesi’ne girdiklerinde onları destekleyen, azınlıklar gibi o işgalcileri gönülden alkışlayacaklardı..

Osmanlı Devleti’nin yıkılması için 20. yüzyılın başında azınlık cemiyetleri neleri yaptılarsa bu partiler de aynısını şimdi yapıyorlar. CHP ve HDP’yi yönetenlerin kahir ekseriyeti eğer Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşasalardı, hiç tereddüdünüz olmasın Pontus Rum, Mavri Mira, Etnik-i Eterya, Kardos Cemiyeti, Taşnak ve Hınçak Komitaları, Alyans İsralit, Makabi Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson İlkeleri Cemiyeti mensubu olurlardı. Çünkü tabanları öyle olmasa da artık CHP ve HDP yönetimleri, Lozan Antlaşması’nda sayılan azınlıkların kontrolüne girmiş durumdalar.

Ama kimsenin endişesi olmasın. Birlik ve berberliğimizi devam ettirdiğimiz müddetçe düşmanlarımız ve düşmanlarımızın kullandıkları işbirlikçi maşalar asla muvaffak olamayacaklar.

Alper TAN
20.05.2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
salih 7 ay önce

Ulan kürtler zaten azınlık. Tabi kürt partisi azınlıkların kontrolünde olacak. Ayrıca benim bildiğim işgali kutlayanlar bugünkü islamcıların atasıydı. Ha senin desteklediğin parti yaptığı soykırımlardan dolayı elbet yargılanacak. Tıpkı naziler gibi. Bu nazi zihniyetine karşı durmak da en büyük vatanseverliktir. Sen git bu palavralarını seslendiğin embesil kitleye anlat.

Misafir Avatar
Adamo 2 ay önce @salih

Önce Türkiye'de azınlık kimlere deniyor bu yazıyı yazmadan önce onu öğrenip ondan sonra yaz. Bu ülkede herkes eşit haklara sahip. Ayrıca o devirde işgale çanak tutanları öğren ondan sonra konuş. Şu yazdığın yazıları yazsa yazsa ancak senin gibi bir embesil yazardı kendini tarif etmişsin.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Adamo 2 ay önce

Aslına bakarsanız Türkiye'de darbe yapılan yöneticilere baktığınızda, ne zaman ki dışardan gelen yönlendirmeleri reddetmeye başlamışlar ve bu ülke ve milletin menfaatine hizmet etme gayreti ile hareket etmişlerse işte o Zaman darbe yapılmış. Üstelik asılsız iddialarla ve içerden kışkırtmalarla.

banner70

banner69