Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz?

- Bu haber 17622 kez okundu.

Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz?

 Türkiye referandumda çift başlı sistemin devam edip etmemesini oylayacak. Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, sistemin neden değişmesi gerektiğini örneklerle analiz etti. İşte Tan'ın o analizi:

Kısmi Anayasa değişikliğinin halkoylamasına götürülmesi için 2 aylık bir zaman var. “18 maddelik değişikliğe ne ihtiyaç vardı da referanduma götürülüyor?” Gündem bu.. “Gül gibi bir Anayasamız vardı. Ama iktidar partisi durduk yerde icat çıkarıyor..!” CHP ve bileşenleri böyle bir görüntü veriyor.

Peki, gerçekte durum ne?

Şimdilerde Cumhurbaşkanlığı Sistemine karşı çıkan CHP, 2007’deki referandumda da Cumhurbaşkanını “halkın seçmesine” karşı çıkmıştı. Öte yandan, 2007’de Cumhurbaşkanını halkın seçmesine karşı çıkan CHP ve bileşenleri aynı sene TBMM’nin Cumhurbaşkanını seçmesini de engellemişti. Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 367 hurafesini yumurtlamış, Özal, Demirel ve Sezer Cumhurbaşkanı seçilirken hiç hatırlanmayan bir zorlama kural peydahlanmış ve Abdullah Gül’ün Meclis’te Cumhurbaşkanı seçilmesi önlenmişti. TBMM’de Cumhurbaşkanı seçiminin ilk oturumunun yapıldığı günün gecesi, 27 Nisan 2007’de dönemin vesayetçi generalleri internet bildirisi ile iktidara karşı tavır alarak siyasete müdahale edip CHP, ANAP ve DYP ile siyasi ittifaka girişmişti.

Eğer CHP ve müttefikleri 2007’de bu zorbalıkları yapmamış olsalardı, bugün belki de bu Cumhurbaşkanlığı sistemini bu şekilde tartışmıyor olabilirdik. Türkiye’deki yeni sistem arayışlarının, CHP’nin dayatmacı, inkarcı, redci ve asimilasyoncu zorbalığından kurtulmak için gerekli olduğunu hatırlatmak gerekir.

CHP ve müttefikleri, zorba siyasetleriyle hem mevcut sistemi tıkayıp çalışmaz hale getiriyorlar hem de tıkanan sistemin açılması için çalışanları “despot” olarak göstermeye yelteniyorlar.

Çift başlı yönetimler her zaman için istikrarsızlığa mahkum ve daima “dış müdahalelere” açıktır. Türkiye’nin geçmişinde de hep böyle olmuştur. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki “Anayasa kitapçığı fırlatma” krizi yakın tarihin en çarpıcı örneğidir. Saçma-sapan bir didişmeyle koca memleket, siyasi ve ekonomik buhrana sürüklenmiş, onlarca banka batmış faiz bir gecede % 7 bin 500’e fırlamış, vatandaş bir günde dımdızlak hale gelmişti.

Bütün örnekler bundan ibaret değil.

Mevcut sistemi savunmakta olan CHP ve bileşenleri değişikliğin önemini gerçekten anlamak istiyorlarsa kendi tarihlerine yani CHP’nin tarihine baksınlar yeter..

Cumhuriyetin kurucuları, iki silah ve dava arkadaşı olan Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü.. Biri Cumhurbaşkanı diğeri Başbakan olduğunda karşı karşıya geldiler. Mustafa Kemal, 1938’de İsmet İnönü’ye küskün vaziyette öldü. İnönü, Mustafa Kemal hayattayken onun kuyusunu kazmaya çalışıyordu. Atatürk’ün ölümünden sonra onun ismini ve resmini bile kağıt paralardan silen İsmet İnönü, kendi resimlerini bastırtmıştı. Yani bu ülkede Atatürk’ü ilk silen adam, İsmet İnönü’nün ta kendisidir.

Celal Bayar’la Adnan Menderes, aynı partinin liderleriydiler. Ama daha sonra ters düştüler ve Menderes idam edildiğinde Bayar’a kırgın ve küskündü.

Kenan Evren, 1982 Anayasasıyla kendine göre bir yönetim sistemi kurgulamıştı. Ama Turgut Özal Başbakan olduğunda geçinemediler, ters düştüler.

Sonra Özal Cumhurbaşkanı oldu ve yerine “mutemet” adamı Yıldırım Akbulut’u Başbakan yaptı. Akbulut vefa göstermedi. Özal’a kafa tuttu. Özal, Akbulut’a kırgın olarak ruhunu teslim etti. Partisinin diğer başbakanlarından Mesut Yılmaz’a da küskün gitti.

Özal’ın vefatıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Süleyman Demirel de “mutemet” birini, Tansu Çiller’i Başbakan koltuğuna oturttu. Ne oldu? 28 Şubat 1997’de “Darbelerin Babası” Demirel, Tansu Çiller’in Başbakan olmaması için darbeci generallerle işbirliği yaptı. Demirel de Çiller’e küskün öldü.

Demirel’den sonraki örnek ise hepsinden daha vahim. Milletle uzaktan yakından ilgisi olmayan asosyal bir tip olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer sözüm ona “tarafsız” olduğu varsayımıyla TBMM’deki 5 partinin ortak adayı olarak Cumhurbaşkanı seçildi. “Tarafsız” Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in hiçbir tarafı olmadığı için kısa zaman sonra ne o kendini seçen partileri tanıdı ne de halkı tanıdı! Millet karşıtı bir güruhun dolduruşlarıyla kendisini de memleketi de heba etti gitti. Adı söylendiğinde ise sadece çıkardığı 2001 krizi, kırmızı ışıkta durması, Emin Çölaşan’ın hatırını sorması ve marketten sepetle birşeyler alması dışında hatırlamıyoruz. O hala bütün partilere küskün.. Belki biraz Doğu Perinçek’i seviyordur..

Öncekiler kadar olmasa bile Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Başbakan Tayyip Erdoğan arasında da yer yer ciddi sıkıntılar oldu. Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca Başbakan Ahmet Davutoğlu ile pürüzler yaşandı.

Bütün bu örnekler gösteriyor ki problem, yer yer şahıslarda da olsa esas sorun iki başlı kurgulanmış yönetim sisteminde. Bu çift başlı sistem daha fazla sürdürülemez. Hele hele 2007’deki halkoylaması ile Cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmeye başlamasından sonra asla sürdürülemez.

Kaldı ki içinde olduğumuz süreç itibariyle büyük bir küresel savaşın ortasındayız. Bu savaş ortamında bürokrasiye fazla boğulmadan ama istişareden de taviz vermeden hızlı kararlar almak ve hemen uygulamaya koymak zorundayız. Güçlü ve dirayetli ve aynı zamanda halka hesap veren iktidarlara ihtiyacımız var. Kırılgan ve dış müdahaleye açık bir yönetim sistemi işe yaramaz.

Bütün bu sebeplerle bu yönetim sisteminin değişmesi gerekiyordu.

Alper TAN

15.02.2017

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.