Biz Burada Savaşacağız

- Bu haber 15896 kez okundu.

Biz Burada Savaşacağız

 Esselamu Aleyküm kardeşlerim. Bu yazı uzun olmayacak. Hatta çok kısa olacak diğerlerine kıyasen. Sizlere çok fazla şey anlatmayacağım. Sizleri çok fazla yormayacağım. Sadece durduğumuz nokta nedir, bu sorunun cevabını vermek için yazıyorum bu mektubu. Yazma vebali benimdi, üzerimden attım, okuyup paylaşma vebali ise sizdedir. Bu yazı bir selamdır. Verdim. Alma sırası sizdedir.

2001 yılı Haziran ayının sonları. Erbakan kapatılan Fazilet Partisi sonrası partinin ileri gelenleri ve camianın ağır topları ile bir istişare meclisi kurar. Bu meclisin amacı Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra çizilecek yol haritasını belirlemek ve daha önce yapılan hatalara düşmemek için strateji geliştirmektir. Herkes geldikten sonra toplantı başlar. Besmele, hamdele ve selveleden sonra bir yiğit söz hakkı ister. Bu yiğit daha önce yıllarca komünizme karşı müslümanların safında yer almış, Akıncılar derneğinin de kurucularından. Söz hakkı verir Erbakan. Bu yiğit adam o güne dek güdülen bütün taktik ve stratejilerin yanlış olduğunu, bundan sonra o günlerde kurulma planları yapılan Akparti'ye katılmaları gerektiğini söyleyince odada Erbakan haricinde herkes buz kesilir. Erbakan başı ile işaret ederek dinlemeye devam etmek istediğini ima eder. Tam o sırada Oğuzhan Asiltürk ayağa kalkarak araya girmek ister. "Bu adamı konuşturmayın, dışarı çıkaralım efendim" der Erbakan'a. Akıncı yiğit adam sakin bir şekilde Oğuzhan Asiltürke dönerek belindeki silahı çıkarır ve "Ben buraya konuşmak için davet edildim. Buradan iki şekilde dışarı çıkarım. Ya beni konuşturmayanları alnından vurur, elleri kelepçeli çıkarım, ya da söyleyeceklerimi efendi gibi söyler öyle çıkarım." Oğuzhan Asiltürk korku dolu gözlerle hem sakin hem de çılgın olan bu adama bakar. Erbakan, Oğuzhan Asiltürk'e dönerek "otur aşağı, müdahele etme." der. Akıncıya dönerek "Sen de sakin ol, anlat ne anlatacaksan" der.

Bundan sonra kimsenin kendisine müdahele etmeyeceğinden emin olan Akıncı devam eder. Hem de tarihi bir nükte ile... :

"Sizler Sakarya Meydan Muharebesi'nin nasıl kazanıldığını biliyor musunuz? 13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan geri çekilmenin tam 238 sene sonra durdurulduğu ve müdafaadan saldırıya geçtiğimiz o savaş ne demektir biliyor musunuz?" diye kükredi Akıncı meclise.

22 Ağustos günü 1921 yılında tıpkı bizim burada toplandığımız gibi Sakarya'da da savaş meclisi toplanır. O meclisin başında Fevzi Paşa vardır. Düşman orduları ile bizim ordularımız kıyas edildiği zaman durumumuz hiç te iç açıcı değildir. Kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu dönemde bütün vilayetlerden bütün ordularımız, bu savaşta feda edilecektir. Ya kazanacağımız ya da yok olacağımız bir savaştır Sakarya. Fevzi Paşa bunun farkındadır. Komutanlarını toplar. Bu komutanlar arasında bir kaç silsile geriden ailesi hem kumandan, komutan olan Yakup Şevki Paşa da vardır.

Fevzi Paşa kopacak olan kıyametin stratejisini anlatır. Burada kısa bir bilgi vereyim. Türkler'in tarih boyunca savaş taktiği hiç değişmemiştir. İşte o taktik herkesin sandığı gibi Hilal taktiği değildir. Hilal Taktiği demek her savaşta Türklerin farklı taktik kullanması demektir. Yani düşmanı çevreleyip, ortaya aldıktan sonra yok etme taktiğinin adı Hilal Taktiği değildir. Hilal Taktiği bu kadar basit bir taktik olamaz. Yıllardır Türklerle savaşan hiç bir ordu Türklerin kendilerine nasıl geleceğini kestirememiştir. Bunun sebebi de Türklerin coğrafya, hava şartları ve düşman gücünün durumuna göre taktik belirlemesidir. Aslında Hilal Taktiği tam olarak Türklerin coğrafya, hava durumu, düşmanın kuvveti ve kendi gücüni hesaba katarak belirlediği stratejiye denir. İşte Sakarya Meydan Muharebesinde de bir Hilal Taktiği uygulanacaktır. Bu Hilal taktiği'nin nasıl olacağını düşman kuvvetleri az çok kestirmektedir. Nitekim 238 senedir Türkler geri çekilmeye yönelik bir taktik uygulamakta ve hep kaybetmektedir. Bu savaş ise son savaştır. Hatta tarihte melhamei kübra olarak geçer ki bu aslında savaşın şiddetini tasvir etmek için kullanılan bir tabirdir.

Fevzi Paşa savaş stratejisini anlatınca Yakup Şevki Paşa'nın yüzü asılır. "Bu strateji ile yok olacağız Paşam" der. Bu savaşı kazanırsak ne âla ama ya kaybedersek? İşte herkesin aklındaki soru budur. Çünkü belirlenen Hilal taktiğinde geri çekilmeye dair tek emare olmadığı gibi fırsatta olmayacaktır. Ya düşman kuvvetleri yok edilecek ya da Türk ordusu tamamen yok olacak şekilde uyarlanmış bir savaş stratejisi. Allahuekber.

Yakup Şevki Paşa tekrar sorar. "B planı nedir Paşam?"

Bu soru uzun bir sessizliği de beraberinde getirir. Fevzi Paşa "B planı var Paşalarım" diyerek sessizliği bozar. B planımız şudur : "Eğer yenilirsek, mağlup olursak geride küçük bir birlik bıraktım, onlar kadınlarımızı ve çocuklarımızı Amanos dağlarına, Ağrı dağının eteklerine, Toroslara geri çekecek, orada yüzyıl boyunca gerilla taktiği ile savaşacaklar. Kadınlarımız çocuk doğuracak. 4-5 nesil boyunca bu hedef doğrultusunda o dağların eteklerinde, savaşçı yetiştirecekler ve 100 yıl sonra tekrar geri saldıracaklar ve bu toprakları tekrar düşmanlardan geri alacaklar."

Bu konuşma esnasında bütün komutanlar ağlamaktadır. Yakup Şevki Paşa hıçkırıklara boğulur. Diğer paşalar ve komutanların gözlerinde koca bir tarih göz yaşı olur dökülür yere. Olay anlaşılmıştır. Bu bir varoluş savaşıdır. Bu yüzden düşmana karşı belirlenecek strateji, onların beklemediği bir strateji olacaktır.

Ertesi gün Türk orduları büyük bir taarruz başlatır. 20 uçağı olan düşman kuvvetlerine karşı sadece 2 uçağı ile Türk ordusu savaşmaktadır. Türk savaş uçakları 2 tane olmasına rağmen adeta bir Kartal gibi 20 düşman uçağı içinde süzülmekte ve aşağıda taarruza geçen Türk askerlerini şevke getirmek için düşman uçaklarına zayiat vermekle kalmayıp alçak uçuşlar yaparak askerlerimizi galeyana getirmektedir. Askerler savaşırken Amanosları düşünmektedir, Ağrı dağını, Torosları. Savaş bir günlük, bir haftalık savaş değildir. Türk ordusu artık geri dönüş olmayacağını bilmektedir. Her şafak yeni bir saldırı, yeni bir plan, yeni bir doğuş. Her gün yüzlerce şehid, düşmanın yok edilen cepheleri, düşen uçaklar. Bizim 2 uçağımız hala ayakta.

Tam 22 gün sürdü savaş. 22. gün sonunda Fevzi Paşa'nın ölüm emri ile atıldı bütün askerler. Düşman kuvvetleri 100 kilometrelik savaş alanında adeta çil sürüsü gibi dağılmaya başladı. Tam 238 yıl sonra, Viyana'dan beri ilk defa geri çekiliyordu düşman kuvvetleri. Bunun sebebi 238 yıldır güdülen taktik ve stratejilerin hattı müdafaa üzerine belirlenmesiydi.

Savaş sona erdiğinde komutanlar tekrar bir araya geldiler. Yakup Şevki Paşa ağlıyordu yine. Dayanamadı ve söz aldı. "Paşalarım" dedi. "Benim iki, üç, dört, beşinci ceddime kadar bütün dedelerim komutandır. Hepsi savaşlar yönetmişlerdir. Ben de bu gelenekten gelmekteyim. En başında bu plana soğuk bakma sebebim, bizim hiç bir zaman yok olmaya veya yok etmeye yönelik bir strateji geliştirmemiş olmamızdı. Hep geri çekildik. Hep savunma yaptık. Şimdi B planının ya var olmak ya da yok olmak olduğunu duyunca kendimden ve askerlerimden emin oldum. Ve anladım ki Allahın vadettiği zafer yine bizim direncimiz ve isteğimizle oluyormuş."

Bu anlattıklarımın tamamını Akıncı Yiğit Erbakan'a ve mecliste toplanan istişare heyetine anlatıyordu. Hepsinin gözleri dolmuştu. Erbakan başı ile ara ara onaylıyordu.

"Artık müdafadan bıktım." dedi Akıncı abi. "Ben Erdoğan'a katılarak artık saldıracağım. B Planımız gerekirse yok olmak olsun, gerekirse bacılarımız, analarımız, kadınlarımız Toroslara, Ağrıya, Amanoslara çekilsin. Orada savaşacak yiğitler doğursun. Ama benden hattı müdafaa bu kadar. Ben saldırmaya gidiyorum." diyerek sözlerini tamamladı Akıncı Beyi ve toplantıyı terk etti.

Kardeşlerim, sizinle içinde tarih barındıran bu hatırayı neden anlattığımı eminim hepiniz biliyorsunuz. Biz Erdoğan'dan önce saldırmak nedir bilmedik. Biz hep savunma yaptık. Hatta savunmayı bile beceremedik çoğu zaman. Elimizden her şeyimizi aldılar. Gençliğimiz, imanımız, derdimiz, aşkımız, her şeyimiz katledildi. O katleden suretler ve isimler değişse de fikir aynıydı. Bu Vatan'ın ilerlemesini istemeyen ve bu Vatan üzerinden hain emeller güden küfür ehli piyonlarını kullanmaya devam etti. Ve artık Sakarya Meydan Muharebesinin eşiğindeyiz. Şu an var olma veya yok olma mücadelesi veriyoruz. Hayır hayır. Kesinlikle mübalağa değil bu. Allaha yemin ediyorum bu savaşı kaybedersek kadınlarımız tıpkı Fevzi Paşa'nın dediği gibi Amanoslara, Toroslara geri çekilecekler ve yurdumuzu düşmanlardan geri almak için bebekler doğuracaklar.

Biz burada kalacağız. Biz artık geri dönmeyeceğiz. Biz geri çekilmeyeceğiz. Bize artık ölümün de esaretin de adresi aynı. Bu topraklarda hain emeller güden Amerika, İngiltere, İsrail, İran ve içerideki iş birlikçileri "Erdoğan'ın kellesi ile beraber Vatan'ı istiyorlar." Sakarya'da durdurduklarımız şu anda geri döndüler. Onlar Muhammedin ordularının bu topraklarda olduğunun farkındalar. Tankları ele geçirenlerin, Jet uçaklarına kafa tutanların, zırh delici helikopter kurşunlarına, o kurşunlar yüzünden eriyeceğini bile bile hedef olanların toprakları burası. Bizlerden Malazgirt'in, 1453'ün, Sakarya'nın intikamını almak için her koldan saldırı başlattılar. Biz sadece müdafaa etmeyeceğiz. Bizler de saldıracağız. Suriye'de, Afrika'da, Pakistan'da, Belucistan'da, Irak'ta, Sudan'da ne kadar birimlerimiz varsa, nöbete bırakılmış ne kadar hücre varsa uyandırılmıştır. Bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Onlar bizden liderimizi istiyorlar. Çünkü bugün Suriye'de muhaliflerin bir lideri olmadığı için zafer gelmiyor. Onlar bizden liderimizi istiyorlar. Çünkü bugün Irak'ta tek bir müslüman lider olmadığı için zafer gelmiyor ve İran cirit atıyor. Onlar bizden liderimizi istiyorlar. Çünkü bugün Ümmet'in lideri olarak da tanınan birinin kellesini almak, onlar için dini mübini İslam'ı sahipsiz bırakmak demektir.

O kafirlere sesleniyorum. Vallahi, vallahi, vallahi biz burada kalacağız. Başkomutanımız Erdoğan Sakarya'daki Fevzi Paşa gibi öyle bir strateji ile üzerinize gelecek ki ordularımızla, karada, havada ve denizde sizleri perişan edeceğiz. Vallahi, vallahi, vallahi bu milletin B planı dağlara çekilip 100 yıl sonrasına hazırlanmak bile olsa Allah'ın intikamı yerini bulacak ve bizler sizlere hiç bir zaman galibiyet zevki tattırmayacağız. Bu milletin bağrından çıkacak evlatların kabiliyetinden habersiz olmasanız 1000 yıldır her defasında bu sefer Türkleri yeneceğiz umudu ile saldırmazdınız. Ne siz akıllanacaksınız ne de biz sizleri hayal kırıklığına uğratmaktan vazgeçeceğiz. Bu sürecin sonu ne olursa olsun yazdığım bu kalem üzerine yemin ediyorum sizler perişan olacaksınız.

Kardeşlerim Başkomutanımız Erdoğan'a yönelik içerideki hainlerden çok dışarıdaki İslam düşmanlarının büyük planları var. Darbe sonrası onlar için başarısız geçen bu sürecin telafisi bir suikast olabilir. Suikast sadece hayata kast etmek değildir. Etkisiz hale getirmek de bir suikast biçimidir. Millet olarak emniyet birimlerimiz ve askerlerimiz ile bir an önce yakınlık, birlik kurup düşmana karşı organizeolmalıyız. Darbe tehlikesi bitti diyerek köşeye çekilen kardeşlerim; Vatan sadece darbe ile elden gitmez. Darbeden daha farklı taktikler ile de bu Vatana kast edebilirler. Sizin her zaman lideriniz ve güvenlik birimleri etrafında kenetlendiğinizi biliyorum. Zaten 15 temmuzda yaptıklarınız bundan sonra yapacaklarınızın da hem garantisi hem de tesellisidir. Allah'a hamdolsun bu savaştan zerre geri kalacağınızdan tek şüphem yok. Şu an içimizde tıpkı Sakarya Meydan Muharebesinde olduğu gibi alçak uçuş yaparak askerleri şevke getiren o iki pilot var. İçimizde Yakup Şevki Paşalar var. İçimizde Fevzi Paşalar var. Sözüm Saadet Partili kardeşlerime, sözüm Milliyetçi Hareket Partisi'lü Ülkücü yiğitlere, sözüm Alperenlere, sözüm Akparti'nin direnişçilerine, sözüm Hüdapar'ın korkusuz cengaverlerine, sözüm Cumhuriyet Halk Partili Vatanseverlere, sözüm bu vatanını seven bütün savaşçılara; Bu bir parti meselesi değildir, bugün liderimiz Erdoğan'dır yarın bir başkası olacaktır. Bu Ümmet her zaman bağrından kahramanlar çıkaracaktır. Bu milletin kahramanları hep zor anlarda kendini gösterir. En sakin, en beklemediğiniz insanlar kriz anlarında Allah'ın izni ile öyle bir role bürünür ki bir anda satranç tahtası yerle bir olur. Bir anda bütün dengeler değişir. Sadece, ama sadece elden gidecek olanın 1000 yıldır dökülen milyonlarca insanın kanı  olduğunu iyi anlayın ve bu kanlar üzerine kurulan kadim devletlerimizin her zaman olduğu gibi yine vahşilerce kurulmuş şeytani bir ittifakın hedefinde olduğunu...

 

Sizlere uzun süredir yazıyorum. Irak, Suriye, Lübnan, Pakistan, Libya, Sudan, Somali... Her şeyi sizlere anlattım. Yazdıklarıma hep acaba diyenler oldu biliyorum. Bazıları için belki hayal ürünüydü. Bütün bunların hakikat olduğunu Erdoğan Beştepe'de haykırdı. Erdoğan şeytanın bekçilerine şöyle seslendi : "Artık Suriye'de, Irak'ta, Libya'da, Ortadoğu'da ve Afrika'da kurduğunuz bütün oyunları bozacağız."  İşte bu açıklama Şeytan'a karşı bir savaş ilanıydı. Hem de 100 yıldır ilk defa bu kadar açık bir şekilde verilmiş savaş ilanı. Şeytan'ın müttefikleri İngiltere, Amerika, İsrail, İran ve içerideki hainler Darbe sürecinde tehdit ettikleri Erdoğan'ın asla geri adım atmayacağını bu sözlerle anlamış oldu. Şimdi kesinlikle daha güçlü gelecekler, daha saldırgan olacaklar. Bu söylediklerimi ikinci bir kalkışma olarak sakın algılamayın. Darbe'den çok daha etkili yöntemler vardır. Bu işler Nato'dan çıkarılmakla başlar ve işgal ile biter.

 

Şimdi sizlere, Fevzi Paşa'nın, Yakup Şevki Paşa'nın torunlarına sesleniyorum. Bundan sonra geri dönüş yok. Başkomutan'ın, ordumuzun ve emniyet birimlerimizin yanında kenetleneceğiz. Fitnelere mahal vermeden, gerçek düşmanları unutmadan uyanık bir şekilde, nöbetlerimize artık günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca devam edeceğiz. Burası bizim vatanımız. Burayı asla terk etmeyeceğiz. Benim mezarım olacaksa İstanbul'da olacak. Erzurumlu kardeşim, senin mezarın olacaksa Erzurum'da olacak. Ankaralı kardeşim, senin bir mezarın olacaksa Ankara'da olacak. Hiç kimse yerini, yurdunu terk etmeyecek. Ayakta kalan son birime, son cana kadar, kana kan, dişe diş bu savaş devam edecek.

 

Kanuni Sultan Süleyman dönemini hatırlayın. Size Pir-i Mehmed Paşa'yı hatırlatayım. Kanuni Sultan Süleyman Bağdat ve Tebrizi Safevilerden temizlemek için sefere çıktığında yanında Piri Mehmed Paşa da vardır. Ordu yorgundur. Bütün paşalar bir gün dinlenip daha sonra saldırma tavsiyesi verir. Sadece Piri Mehmed Paşa buna karşı çıkar. Hemen saldıralım ve bu iş bitsin der. Kanuni Sultan Süleyman sebebini sorar. Piri Mehmed Paşa ise bu askerlerin günlerdir yürüse de, karınlarını doyurup savaşabilirler ve savaştan sonra askerlerin durumları netleşir. Ama şimdi dinlenirlerse yarına yorgunluktan hiçbiri ayağa kalkamaz. Ayaklar şişecektir. Tembelleşeceklerdir ve Safevi orduları karşısında perişan olacaklardır. Ancak şimdi sıcağı sıcağına çarpışırlarsa henüz nüks etmemiş bu durumlardan zarar görmezler.

Tarihi kaynaklara göre 3 yıl, bazı kaynaklara göre ise 6 yıl boyunca Piri Mehmed Paşa Kanuni'nin yanından ayrılmamış ve verdiği hiç bir kararda hata yapmamıştır. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman Piri Mehmed Paşa'yı yanına çağırmış ve onu azlettiğini söylemiştir. Çok şaşıran Piri Mehmed Paşa bunun sebebini sormuştur. Bir hata yapıp yapmadığını öğrenmek istemektedir. Kanuni Sultan Süleyman ise o tarihi itirafı yapmıştır : "Sen paşa olduğun sürece hep senin kararlarına saygı duydum ve hep senin kararlarını uyguladım ve hiç hata yapmadım. Bu yüzden 3 yıldır kendimi Sultan gibi hissetmiyorum. Bu yüzden senin gitmeni istiyorum." Bu cevap karşısında hem mahzun olan hem de bir hatası olmadığını öğrenince şükreden Piri Mehmed Paşa ihtiyaç duyulduğu an emrinde olacağını belirterek huzurdan ayrılmıştır. Bizim Fevzi Paşalarımız, Piri Mehmed Paşalarımız asla bitmeyecektir. Bizi sivil halimizle gören Şeytanın köpekleri eğer askeri kamuflaj halimizi görmek isterlerse 100 yıl öncesi gibi Sakarya'yı tekrar hatırlatmaya hazırız. Onlarla iş birliği yapan Safevilerin köpekleri İran ve İran'ı destekleyen köpeklere de.

Bir arapça ezgi'nin başlığı ile bitiriyorum yazımı. Sawfa Nabqa Huna... Biz burada kalacağız. Biz burada direneceğiz. Biz burada savaşacağız. Başkomutan Erdoğan, bu millet senin yanında, Allah senin yanında, Ümmetin mazlumlarının duaları senin yanında. Bizim için ölümden ötesi var mı Ey Başkomutan? Ne yaşadıysak yaşamadık mı? Ne yediysek, ne içtiysek, hepsi aynı değil mi? Şu dünyada bize verilen temelde karın doyuran bir ekmek ve bir su değil miydi? Vatan savunmasında şehid olmaktan daha kutlu ne olabilir? Seninleyiz Başkomutan. Hangi yılın, hangi ağustos ayında gelirlerse gelsinler, hangi gün gelirlerse gelsinler. Emin ol bizi almadan seni alamayacaklar. Öyle ya da böyle, eğer biz bir savaş meydanındaysak, hepimiz tek tek şehid olana dek seni düşmanlara vermeyeceğiz ve yere en son düşen sen olacaksın. Gerçek bir komutana yakışır şekilde. Son şehidimiz sen olacaksın Erdoğan. Ve bizler Cennette tebessüm ederek seni bekliyor olacağız.  

Bi simit-Haberseyret
9 Ağustos 2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner70

banner69