15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?

- Bu haber 3142 kez okundu.

15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?

 15 Temmuz’dan sonra yazdığım üçleme’nin ardından, bu yazıda en net ve somut değerlendirmeyi yapmaya çalışacağım.

Çok özür diliyorum ama bu üçlemedeki istihbaratları ve uyarıları okumayanlar, bu yazıyı anlayamazlar. Hatta 3 yazıyı ve bu yazının büyük bir kısmını görmezden gelip sadece birkaç paragrafı cımbızlayacaklar da olabilir, FETÖ işbirlikçisidirler, peşinen söylüyorum. 

“15 Temmuz'da Ne Oldu ve Bundan Sonra Ne Olacak?” diyerek darbenin önünü arkasını ortaya koyduk.

“Karma Savaş'ta Türkiye Barışı için Yapmamız Gerekenler” diyerek Türkiye Barışı ve Türkiye Barikatı kavramlarına olan ihtiyacımızı arz ettik.

“15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?” diyerek FETÖ’yü yöneten Üst Akıl’ın güncel ve reel planlarını deşifre ettik.

Bu son yazımın ülke çapında gündem olmasına hem sevindim hem üzüldüm.
Sevindim zira tedbir ve teyakkuza sevk etmem, yazıyı amacına ulaştırdı.
Üzüldüm zira hem yazım Emekli Albay Hasan Atilla Uğur'un 2.darbeyi haber veren ilk yazımdan 2 ay sonra ifade ettiği spekülatif sözleriyle karıştırılarak değerlendirildi hem de FETÖ hakkında yaptığım binlerce uyarıyı önemsemeyen, bilakis şahsımı ve benim gibi deşifrecileri küçümseyen, aslında 15 Temmuz 2016 gecesi kalemini ve mikrofonunu bırakması gerekirken hala utanmadan “2.darbe asla olmayacak!” cinsinden yaldızlı ama içi bomboş cümleler kurabilen hormonlu tiplerce canlı yayınlarda ele alındı ve ben o stüdyolarda yoktum, millet yüzlerce done'yi duymadı, goygoyla oyalandı. Türkiye bu kadar ucuz tiplerin ele alamayacağı kadar ağır gündemlere sahip... Yandaş denilen Goygoy Medyası artık tiyatro, mizansen, curcuna işlerini bırakmalı, bunun yerine somut akıl yürütmeleri, analizler, temeli sağlam programlar, dolu ve yapıcı tartışmalar için platform olmalı.

Bir de 2.darbe’ye karşı uyarılarımızı ‘halkı paniğe sevk etmemek lazım’ şeklinde karşılayanlarımız var ki nispeten anlaşılabilir. Mesela Numan Kurtulmuş. Öyle demesi gerekiyordur, öyle demiştir. Yoksa Numan Bey’in bu reflektif çıkışının herhangi bir anlamsal karşılığı yok zira bu ülkede Devlet’in terör örgütü adına para bastığı Fethullah Gülen’in Devlet’e ve Millet’e saldırıp 240 kişiyi katletmesinin üzerinden daha 3 ay geçmedi.

Anlamsal karşılığı yok zira ben “2.darbe geliyor” içerikli 3.yazımı yazdıktan 1 hafta sonra OHAL’in 3 ay daha uzatılacağına dair açıklama Devlet’in 1 numaralı isminden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.

Son olarak değinmem gereken konu da çaldığım alarm zillerinden dolayı irite olan, paniğe ve en kötüsü kötümserliğe kapılan, her biri birbirinden aziz ve yiğit okuyucularım...

Açık söyledim, yineliyorum:
Benim herhangi bir sözümü duyup/okuyup da bunun sonunda ümitsizliğe kapılan, benim ne demek istediğimi anlamamıştır.

Çünkü bizim için ümitsizlik küfürdür!

Allah varsa, ümit vardır!

Biz her şeyi konuşabiliriz. Hele hiçbir kişi ve kurumdan korkmayan ben, bilgimin, aklımın ve gücümün yettiği her şeyi değerlendirebilirim, asla sizden saklamam.

Ama her şeyin sonunda, sözün bittiği ve gözlerin boşluğa gittiği yerde durur, düşünür, Alemler’inRabbi’ne döner ve deriz ki: “Allah kuluna yetmez mi!”

Bu en mühim konuda da anlaştıysak, yeni kaos/iç savaş/darbe/dış müdahale planlarına karşı ne yapmalı konusunda, biraz da yer darlığından olsa gerek, direkt kitabın ortasından konuşmaya başlayabiliriz:

 

Ne yapmalı?

CUMHURBAŞKANLIĞI

- Cumhurbaşkanlığı Koruma Ekibi, başta ‘uçaksavar’ olmak üzere gerekli ağır silah ekipmanına kavuşturulmalıdır. Bu konuda hiçbir tehir kabul edilemez. Aynı ihtiyaç Başbakan Binali Yıldırım’ın Koruma Ekibi için de geçerlidir.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın koruması Ali Erdoğan'ın görevi bıraktığını açıklayan ilk ve tek isim olarak aldığım geri dönüşler, fikrimi teyid ediyor: Ali Erdoğan en yakın zamanda görevinin başına dönmelidir, döndürülmelidir.
MİT
MİT’in daha doğrusu Hakan Fidan’ın eleştirilme zamanı geldi geçiyor ama güncel durum itibariyle bunu yüksek sesle yapmayı, devletin işleyişine halel getireceği gerekçesiyle ertelemeliyiz.

Ancak şunu da söylemeliyiz ki, Hakan Fidan’la ilgili kafa karışıklıklarını çözebilecek isim, bizzat darbeyi eniştesinden öğrendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Bilinmelidir ve hak verilmelidir ki, Medine’deki fırçanın sebebi neyse, bizim de kafa karışıklığımız bundandır.

İSTİHBARAT

- MİT ve Emniyet İstihbarat’ın eş güdüm içinde çalışmadığına dair çok kuvvetli donelerim olmasına rağmen bunları tek tek izhar etmek yerine, yaklaşan tehlikenin bu eşgüdümsüzlüğü ‘devletsizlikle’ cezalandıracağını belirtmekle yetiniyorum.

“Biz bu operasyonları yaparken MİT bize 1 sayfa bile istihbarat vermedi” diyen emniyet müdürleri ve bunlar doğru söylüyorlarsa bu istihbaratı neden vermediğini çok merak ettiğim MİT, bu vatan, bu devlet, bu millet için mevcutturlar.

Ya bu müdürler MİT’in onaylamadığı isimlerden seçilmiştir ya da MİT bu müdürler kadar ehil, cesur ve aktif değildir.

Her şartta ideal bir korelasyona geçilmesi şarttır.

- Halkın kafası ihbarlar konusunda çok karışık. İhbar edilip de hakkında hiçbir işlem yapılmayan binlerce isim var. Hangi konudaki ihbar nereye yapılacak? Herkes bu sorunun cevabını merak etmektedir.

Analizmerkezi.com olarak bizim WhatsApp İhbar Hattı’na gelen e-maillerin çoğunda şikayet edilen durum, FETÖ’nün nereye şikayet edileceğinin bilinmemesidir. Bir diğer sıkıntı ise, vatandaşımızın içinde bulunduğu çıkmazdır. Darbe yapacak kadar devlete sızabilen FETÖ’yü yine aynı devlete şikayet etme mecburiyetinde kalma paradoksudur.

Her iki sıkıntı da acilen aşılmalıdır.

Çözüm:

Bütün Türkiye’ye medya, sosyal medya ve SMS’lerle duyurulacak 1 telefon numarası ve 1 e-mail olmalıdır. Bu telefon numarası, on binlerce kişi aynı anda arasa dahi kilitlenmeyecek çapta güçlü ve güvenilir bir çağrı merkezinin giriş kapısı ve bu e-mail de devasa bir ihbar hattı’nın kabul yeri olmalıdır.

Buraya gelen ihbarlar neticelendikten sonra geri-dönüş yapılarak, konu ihbarcıyı tatmin edecek biçimde noktalanmalı ve böylelikle “FETÖ ile Mücadele edilmiyor” algısının önüne geçilmelidir.

SOKAK

DAEŞ’in kendi arasında yaptığı konuşmalarda söyledikleri şudur: “Biz hiçbir çatışmaya ilk girmeyeceğiz. Kafirler (kendileri dışındaki herkes) çatışırken dışarıdan girip hepsini infaz edeceğiz.”

DAEŞ’in bunu söylerken kastettiği şey, DAEŞ’i kurgulayan Üst Akıl’ın çıkarmak istediği çatışmalardır. AK Partililer ile diğer partililerin çatışmasıdır. Darbe karşıtı halk ile DHKP/C’lilerin çatışmasıdır. PKK yanlıları ile Ülkücüler’in çatışmasıdır. Ama her hâlükârda, bir çatışma ortamıdır.

Bu olur veya olmaz; bunu Allah bilir. Ama şimdi istenen şey kesinlikle kışlalardaki FETÖ’cülerin 15 Temmuz’daki gibi sökün etmesi değildir. 15 Temmuz benzeri bir şey düşünmeyin. İstenen darbe konseptini üstteki üçlemede uzunca anlattım, çok kısaca özetliyorum:

Çatışma Ortamı – Kaos - İç Savaş – Darbe - Dış Müdahale.

Bu planda küçük nüanslar olabilir ama genel olarak Emperyalizm’in Anadolu’daki ilk maksadı bir karışıklık ortamı sonraki hedefi ‘Erdoğan’sız Türkiye’dir. Bunun sonrasında ne olacağını da 15 Temmuz’un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?başlıklı yazımda açıklamıştım.

Bu planlara karşı ilk yapılması gereken Yenikapı Ruhu’nun aktif ve canlı tutulması İDİ.
‘İdi’ diyorum zira bu ülkede Atatürk’ün Partisi’nin başına porno kasetle geçirilen bir Proje Başkan var ve bu şahıs, Üst Akıl’ın sözcüsü ABD elçisi John Bass’ın verdiği talimatları uygulamaya devam ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu bu süreçte kale alınmaması gereken isimlerin başında geliyor.

Dikkat edin! Türkiye’de ne zaman bir birliktelik havası yakalansa, ne zaman bir toplumsal mutabakat atmosferi kurulsa, buna saldıran daima ya CHP ya HDP-PKK ya da Komprador/İşbirlikçi Medya’dır.

Bu Şeytan Üçgeni’ne karşı yapmamız gereken bize klişe gibi gelen zor’larımızdır: Birlik ve kardeşliktir, farklı fikirlerde ama aynı safta olmaktır.

Twitter, Facebook, sokak, siyaset ve tüm platformlarda, bir diğerimizi rencide edecek aşağılamalardan uzak durulmasıdır.

VATAN MÜDAFAASI

- Eğer Çatışma Ortamı’na engel olunamaz ve önceden belirlenmiş tetikçi kadrolar önceden belirlenmiş kanlı senaryolarını oynamaya başlarlarsa, bizim de önceden belirlenmiş kadrolarımıza ve önceden belirlenmiş senaryolarımıza başvurmamız gerekecektir.

‘Önceden belirlenmiş’

Evet, önceden belirlenmiş!
Bu en önemli vurgudur, yaklaşan sorunu deşifre ederken kullanmıştım, çözüm önerimin de bel kemiğidir.

Bir önceki yazımda açıkladığım üzere, CIA-FETÖ’nün 'önceden belirlediği' ve ülkeye getirdiği ithal teröristlerin, CIA-FETÖ’nün yazdığı asimetrik ve kanlı cinayetleri işlemeye başladığı bir ortamda, saf halkın sokağa çıkıp önüne gelene karşı koymasını ve böylelikle çatışma ve kaos ortamı doğmasını seyredemezsiniz, bekleyemezsiniz, bu zaten Üst Akıl’ın planına uymak olur, sonuçsuzdur.

Yapılması gereken, şimdiden ‘seçilmiş kadrolar’ oluşturmaktır. Bunun adına da ben Gönüllü Ordusu diyorum, siz Yiğitler Ordusu deyin, ismi değil muhtevası önemlidir:

Daha önce FETÖ’ye karşı mücadele etmiş veya bedel ödemiş, 15 Temmuz gecesi sahadaki durumu video kayıtlarıyla veya 20 şahitle tespit edilmiş, vatanı savunmak için 1 saniye beklemeyeceğini ve 1 santimetre gerilemeyeceğini iddia değil ispat etmiş yaklaşık 100 bin nefer, şimdiden listelenmelidir.

Dikkat edin, tam burada PKK’ya karşı mücadele etmiş bazı isimler öne sürülebilir, kesinlikle hayır, FETÖ ile mücadele çok ince bir konudur, PKK ile savaşmış olmak bir kişiyi FETÖ konusunda temyiz etmez. PKK’ya karşı savaşıp veya savaşır gibi yapıp FETÖ ile mücadelede hoşaf soğutan komutanlar, malumumuzdur.
Seçilecek kadrolar az önce arz ettiğim hususlar göz önüne alınarak oluşturulmalıdır.
Bunların tamamıyla olgunlaştırıcı görüşmeler yapılmalı, hepsine Kaos Gecesi kullanacakları özel ve gizli kimlikler dağıtılmalı, hızlandırılmış eğitimleri verilmeli, eğitici dökümanları teslim edilmelidir.
Gönüllü Ordusu’na 1 adet silah bile verilmemelidir. Bu, çok başka türlü sıkıntılara yol açabilir, devletin olduğu yerde hiçkimseye kontrolsüz silah verilmez.

Bunun yerine, FETÖ’nün çaldığı ve ‘Kayıp Silahlar’ dediğimiz silahlarla başa çıkılabilmesi için Darbeciler’e karşı kullanılacak silah depoları oluşturulmalı ve bu depolar sınırlı sayıda devlet yetkilileri ama mutlaka devlet yetkilileri tarafından bilinmelidir.

Örneğimiz İstanbul Üsküdar olsun.

Gönüllü Ordusu’na bağlı Üsküdar Timleri, kısa ve hayatsal eğitimlerin ardından hiçbir panik ve beklenti içinde olmaksızın hayatlarına devam ederler.

Olası sıkıntıda bu teşkilatlanmış timlerin kullanacağı silahlar, sadece Üsküdar Bölge Sorumlusu (ÜBS) diyebileceğimiz bir istihbarat yetkilisi ve az sayıdaki seçilmiş/denenmiş amirleri tarafından bilinirler. Anahtar sadece ÜBS’de bulunur.
Üsküdar Timleri adına ÜBS ile iletişimi de önceden belirlenen 1 kişi kurabilecektir ki buna da Üsküdar Tim Sorumlusu (ÜTS) diyebiliriz.
Bölge Sorumluları ile Tim Sorumluları görüşmelerini, telefon hatlarının ve internetin kesilmesi ihtimaline karşılık önceden aldıkları ve numaralarını sadece birbirlerine verdikleri Uydu Telefonları üzerinden yaparlar.
ÜTS sıkıntı başladığında asla sokağa inmez, hiç kimseyle görüşmez, anahtar konumunun olgunluğuyla davranır, direkt olarak ÜBS ile irtibata geçer ve neler yapılacağını konuşur, gerekirse silahları alır, önceden seçilmiş Teröristler’e karşı meşru müdafaa ve vatan savunması adına önceden seçilmiş Üsküdar Timleri’ne dağıtır.

Bu yöntem ve proje neleri engeller?

1- Halkın darbeci profesyonel katillere karşı yetersiz eğitimle ve silahlarla sokağa çıkmasını gereksiz kılar, profesyonel bir savunma refleksi gösterilir.

2- Darbe girişimin denendiği  15 Temmuz gecesinde olduğu gibi  Devlet işleyişinin akamete uğratıldığı en zor zamanlarda bile devlet’in işlevsiz kalmasının önüne geçer.

3- Önceden belirlenmiş teröristlerin önceden belirlenmiş farklı kisvelerle farklı kesimlere saldırması ve kaos çıkarılması engellenmiş olur.

4- Hiç kimse ‘vatanı savunuyoruz’ diye, farkında olarak/olmayarak çatışma çıkmasına, kaosa, devleti zor durumda bırakacak işlere girişemez.

- Diğer yandan bazı önemli noktaların ne derece korunaksız olduğu 15 Temmuz gecesi ortaya çıkmıştır. Bunlar için özel güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Misalen 15 Temmuz Şehitleri (Boğaziçi) Köprüsü’nü gören bazı yerlerde, menzili buradaki terörist ve darbeci unsurları etkisiz hale getirmek için yeterli bazı silahlar konuşlandırılmalıdır. Bunların yerini, sınırlı sayıda tim yetkilisi bilmelidir.

- Ve tabi silah ruhsat alımındaki zorlaştırma çok acilen kaldırılmalıdır. Silah ruhsatı alımındaki tüm zorlaştırma FETÖ’nün etkin olduğu dönemde FETÖ’cülerce oluşturulmuştur. Yakın zamana kadar çok kritik durumda kişiler için Cumhurbaşkanı’nın özel imzasıyla ruhsatlı silah alınabilirken bu da yine FETÖ’nün müdahalesiyle kaldırılmıştır.

Terörle Mücadele Şube Müdürü’nün ruhsatlı silahı yokken, bu müdürün alıp sorguladığı PKK’lının ruhsatlı silahı vardır, bu anlattığım gerçek bir olaydır ve FETÖ bu kadar şerefsiz bir örgüttür.

Silah ruhsatı verilirken dikkat edilmesi gereken husus, silahla yaralama ve silahla adam öldürmeye dair ceza maddelerinin yeterli ağırlıkta olmasıdır. Kısacası, silah ruhsatı alımı kolaylaştırılmalı ama alacağı silahı can, mal, ırz ve vatan müdafaası dışında kullananlara verilecek cezalar da son derece ağırlaştırılmalıdır.

Okuduklarınız, Hükümet-MİT-TSK-Emniyet dörtgeninde oluşturulacak dair dairede ve çok kısa sürede değerlendirilebilecek ve sonuca gidilebilecek tekliflerden oluşan bir projedir.

İsabetli risk analizi yapmaktan aciz, ehliyetsiz ve liyakatsiz tiplerin ve elbette kripto kalemlerin bu tekliflerimi ve projelerimi çarpıtması, ‘önceden belirlenmiş’ senaryoları gereği söylediklerimizi cımbızlayarak bizi karalaması mümkündür ama beni zerre kadar ilgilendirmez, üzmez.

Beni üzecek olan, devletin ve milletin savunmasında zaaf oluşması, ülkemde çatışma, kaos çıkması ve NATO/ISAF Askerleri’nin 15 Temmuz’daki gibi örtülü değil bu kez apaçık bir işgal için topraklarımıza ayak basmalarıdır.

“Olmaz böyle şeyler bu ülkede kardeşim!” diyenlere de eyvallah ama elinizi vicdanınıza koyup sadece 2 soru sorun:
1-15 Temmuz'dan önce bu ülkede darbe olacağına inanan kaç kişi vardı?
2-Olmazsa olmaz, timler işine bakar, depolar boşaltılır, risk sıfırdır. 

Kendi adıma vicdanım rahat zira 2013’te “Emperyalist Güçler Türkiye’ye gelecekler, F.Gülen bu güçlerden önce ülkeyi hazırlıyor, bunun adı 5.kol faaliyetidir ve anayasal suçtur, F.Gülen örgüt lideridir, haindir ve yargılanmalıdır” dediğimde daha ne 17-25 Aralık Darbe Girişimi olmuştu ne de 15 Temmuz... Bu sözlerimden sonra F.Gülen’in verdiği talimat doğrultusunda bir daha o ekranlara çıkarılmadım. Gözümün içine baka baka “Bu kanalda Fethullah’ın F’sini etmeyeceksin!” diyenler halen goygoya devam etmekteler, canları sağolsun.

‘Sen ne yapıyorsun?’ diyenler de olabilir.

F.Gülen’i küresel ölçekte deşifre edecek kitaplar hazırlıyorum.
Ofisimi ‘köprüyü gören’ bir semte,
15 Temmuz’un direniş sembolü olmuş, şehitler vermiş semti Çengelköy’e taşıdım bile... 
Vesselâm.

Fatih Tezcan/Analizmerkezi.com-3 Ekim 2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
memet 2 ay önce

herşey güzel tamam çokta hoş istediğim gibi tedbirler önlemler amma arkadaş şu yazıda necidir yav ? '' ben 2. darbe olur dedim sn Cumhurbaşkanı 1 hafta sonra OHAL i uzattı '' ya bu çok komik fatih beyin bazı devereleri kısa devre galiba .. kendisini gerçekten severim tanımadığım halde sadece yazılarından ve yüreğinden dolayı .. hatta bi ara teklif gelmiş paralı bir şey millete sordu yapayımmı diye ... yapsaydı bittiği andı .. nefsi ile başbaşa kalıyor bazen... Şu hali aşmalı sn Fatih milletin 3 . gün anladığı söylediği şeyleri 3 ay sonra yeni anlamış halde heyecanlı şekilde söylemek onun çok stratejik olmadığı yönlerinide gösterdi .. Aslında bu beni üzdü çünkü ben Fatih'i fazla abartmış olduğumu gördüm... üzüldüm ... birde çıkıp insanlar bana tepki verdi diyor.. hayır arkadaş ! kardeş! tepki vermedi kimse ve o kimseler kendisiyle aynı safta olan insanlar zaten , onlar sadece kendisinin geç anladığı şeyleri söylemesi ve insanların kendince gevşememesi için çabaları insanları baydı ...

banner70

banner69