ibadet soruları ve cevapları

  İş sebebiyle Cuma namazına gidememek kişiyi mesul yapar mı? Cuma namazı Müslümanlar’ın üzerine farz olan bir ibadettir İş yerinde Cuma namazının kılınmaya izin verilmemesi veya vaktin olmaması namazı kılmamak için geçerli bir sebep değildir. Ki

- Bu haber 119 kez okundu.

ibadet soruları ve cevapları
banner62
  İş sebebiyle Cuma namazına gidememek kişiyi mesul yapar mı? Cuma namazı Müslümanlar’ın üzerine farz olan bir ibadettir İş yerinde Cuma namazının kılınmaya izin verilmemesi veya vaktin olmaması namazı kılmamak için geçerli bir sebep değildir. Kişi mesul olur. Bu sebeple bir Müslüman olarak, öncelikle iş yerinde Cuma namazı kılabilmek için büyük bir uğraş vermemiz, netice alamadığımız takdirde ise namaz kılabileceğimiz başka bir ortamda çalışmayı göze almamız gerekmektedir. Nitekim Allah (cc) emirlerine uyabilmek için zorluk içine girenleri asla kimselere muhtaç etmeyecektir. Bize düşen, rızkın sadece O’ndan (cc) olduğuna sağlam itikad edip tevekkül etmektir. Allah (cc) Cuma namazını terk edenin kalbini mühürler Peygamber (asm) buyurdu ki: “Ehemmiyet vermeyerek üç cuma namazı terk eden kimsenin kalbini Allah (cc) mühürler.” (Hakim, Kütüb-i Sitte) “Cuma namazlarını bırakmaktan vazgeçsinler. Yoksa Allah kalpleri üzerine mühür basar, sonra gafillerden olurlar.” (Müslim, Nesai, Ahmed) *** Kaza namazı olan kimse nafile namaz kılabilir mi? Kaza namazı olan kimsenin nafile namaz kılması hakkında şöyle denilmiştir: “Kaza namazları ile uğraşmak, nafile namazları ile uğraşmaktan daha iyi ve daha önemlidir.” (Ömer Nasuhi Bilmen- Büyük İslam İlmihali) Dört mezhebe göre nafile yerine kaza namazı kılmanın hükmü: Hanefilere göre; bilindiği üzere nafile namazlar mefhumu içine Peygamberimiz’in (asm) tatbikat ve tavsiyelerine dayanan sünnet namazlar ile hakkında hususi bir tavsiye bulunmadığı halde kişinin Allah rızası için kıldığı serbest namazlar girmektedir. Hanefilere göre farz namazların önünde ve arkasında kılınan sünnetler ile kuşluk, tesbih, tahiyyetü’l-mescid namazları gibi sünnet namazları kılmak –bu yüzden kaza geciktirilmiş olsa dahi- evla ve efdaldir, tercih edilmelidir. Bunların dışında kalan mutlak nafilelere gelince kazası olanlar bunları da kılabilirler; ancak bunların yerine kaza kılmak daha efdaldir. Şafiilere göre; üzerinde kaza namazı olan kimsenin –hangi çeşitten olursa olsun- nafile kılarak kazayı geciktirmeleri haramdır. Malikilere göre; kaza namazı bulunan kimse nafile ile meşgul olarak kazayı geciktirirse günahkâr olur; ancak sabah namazının sünneti, vitir, bayram, tahiyyet’ül-mescid gibi sünnetler müstesnadır; bunları, üzerinde kaza namazı olanlar da kılabilirler. Hanbelilere göre; namazları kazaya kalmış mükelleflerin, bu namazları kaza edecek yerde mutlak nafile ile meşgul olmaları haramdır. Ancak farz namazlarla beraber kılınan sünnet ve bu hükümde olan diğer sünnetleri kılmak caiz olmakla beraber kazası çok olanın, bunların yerine kaza kılması efdaldir; ancak sabah namazının sünneti müstesna olup, kazası çok olanın dahi onu kılması efdaldir. (İbn Abidin, Redd’ul-Muhtar) Sonuç olarak belirtilmelidir ki kazası olan kişilerin nafileden önce farz olan kazalarını kılması uygundur. *** Anne-baba haramı emrediyorsa, kişi itaat etmeme hakkına sahip midir? Anne-baba Cenab-ı Hakk’ın (cc) emirlerine uymakta kişiye engel oluyorsa itaat etmeme hakkına sahiptir. Anne ve baba kâfir bile olsa onlara karşı insani vazifeler, evlatlık alaka ve hürmeti gösterilmelidir. Ancak anne-baba Cenab-ı Hakk’ın (cc) emirlerine uyma noktasında kişiye engel oluyor, haramlara girmesi için zorluyorsa onlara itaat etmeme hakkına sahiptir. Bununla beraber Kuran’ın emrettiği saygı ve hürmete azami dikkat etmelidir. “Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez. Çünkü Allah âdil olanları sever.” (Mümtehine, 8) “Ana babanın çocuğa her emrettiğine çocuğun itaat etmesi ve her yasak ettikleri şeyi yapmaması icap etmez.” Bu görüşte âlimlerin ittifakları vardır. Haram veya helal oluşu kesin olmayan şüpheli işlerde ana babaya itaat lazımdır. Haram olduğu bilinen işlerde onlara itaat etmek icap etmez. Âlimlerin çoğu bu görüştedir. Çünkü şüpheden kaçınmak takvadır. Ana babaya itaat ise kesin bir emirdir.” (İmam Gazâlî) Kur’ân-ı Kerim bu konuya şu ifadeyle son noktayı koymuştur: “Bununla berâber eğer (ana-baban), hakkında bir bilgi sahibi olmadığın şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, o takdirde onlara itaat etme; ama onlara dünyada iyilikle sahip çık! Ve bana yönelenlerin yoluna uy! Sonra dönüşünüz ancak banadır; o zaman size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.” (Lokman, 15) Elmalılı Hamdi Yazır “Hak Dini Kuran Dili” isimli tefsirinde bu ayeti şu şekilde tefsir etmiştir: “Bununla beraber, yani anaya babaya da şükrü insana tavsiye etmiş olmamızla beraber, onlar seni bana şirk koşasın diye zorlarlarsa sence hakkında hiçbir bilgi olmayan, yani hiçbir ilimde yeri olmayıp, imkânsız olan şirki isnad ettirmek üzere seni sıkıştırırlarsa o hususta ikisine de itaat etme de onlara normal şekilde yardımcı ol. Yani günaha iştirak etmeksizin Allah’ın (cc)  razı olacağı iyilik ve insanlığın gerektireceği şekilde beraberlerinde bulun. Mesela yemek, içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını düzene koymak, eziyet etmemek, ağır söylememek, hastalıklarına bakmak, vefatlarında defnetmek gibi dünyaya ait yardımlarını yap. Din işine gelince bana yönelmiş olan samimi, ihlâslı tek Allah’a (cc) inanan kimsenin yolunu tut. Sonra hepinizin dönüşü banadır, o zaman ben size neler yaptığınızı haber vereceğim.” Bu ayetin İmam Kurtubî tarafından yapılan tefsiri ise şu şeklidedir: “Büyük bir günah işleme hususunda da, farz-ı ayn olan bir emri terk etmek hususunda da anne-babaya itaat söz konusu değildir. Mübah olan hususlarda ise onlara itaat etmek gerekir.” (El-Câmi’ul Ahkâmi’l Kur’an) “Hem insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Bununla beraber, eğer (o ikisi) hakkında, bir bilgin olmayan şeyi, bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, o takdirde, o ikisine itaat etme. Dönüşünüz yalnız banadır. O zaman size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.” (Ankebut, 8) “Tirmizî’nin rivayetine göre: Ana-babaya iyilik etmeğe dair olan bu ayet (Ankebut: 8), Sa’d İbni Ebî Vakkas hakkında nazil olmuştur. Bu sahabenin annesi, Ebû Süfyan’ın kızı idi. Sa’d İslâm’ı kabul eden ilklerden olup, annesine ziyade hürmet ve iyilik ederdi. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen anne, bir gün oğluna şöyle dedi: “Bu yeni ortaya çıkan din nedir? Allah’a yemin ederim ki, ne yemek yiyeceğim, ne içeceğim, ta ki eski dinine dönersin; yahud böylece ölür giderim ve sana da: “Ey anne katili! “denir.” “Bunu söyledikten sonra kırk gün yemek yemedi, bir şey içmedi. Nihayet oğlu Sa’d yanına varıp dedi ki: “Ey anneciğimi Senin yüz tane canın olsa ve teker teker bunlar çıksa, bulunduğum hak dini yine terk etmem. İstersen yemeğini ye, istersen yeme.” Anne ümidini kesince, artık yemeğe ve içmeğe başladı. Bu hadise arkasından da Allah Teâlâ (cc) bu ayet-i kerime ile anaya-babaya iyilik etmeyi, şirkte onlara uymamayı emretti.” (İbn-i Kesir)  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner69